Bir Çocuğun Cinsiyeti Neden Karakter Referansı Oluyor
Doğumhanenin kapısında bekleyen kalabalığın ilk sorusu yüzyıllardır değişmedi: "Kız mı, oğlan mı?" Cevap "erkek" olunca bir zafer kazanılmış gibi havaya sıkılan kurşunlar, lokum dağıtmalar; "kız" olunca da yüzlerde beliren o yapmacık, teselli dolu tebessüm: "Olsun, eli ayağı düzgün ya, canı sağ olsun..." Sanki kız çocuk eksik bir siparişmiş gibi!
Gelin şu meseleyi en başından, biraz tebessümle ama açık yüreklilikle konuşalım.
Yıllarca kimi yerlerde kadınlara sırf "erkek çocuk doğuramadı" diye yapılmayan haksızlık kalmadı; üzerine kuma getirmeye kalkanlar mı dersiniz, kapı dışarı edenler mi... İşin en komik tarafı ne, biliyor musunuz? Hayatında eline bir kez olsun kitap bile almamış, doğanın kurallarından haberi olmayan insanlar faturayı hemen kadına kesiveriyor. Oysa biyolojinin en basit gerçeği şudur: Çocuğun cinsiyetini belirleyen genetik katkı anneden değil, babadan gelir! Ama tabii bilmeyince suçlamak, kabahati başkasına yıkmak her zaman daha kolay geliyor.
Sonra o bebek büyümeye başlıyor ve asıl çifte standart sahnesi başlıyor.
Bir tarafta daha küçücükken "Aman kızım oturmasını kalkmasını bil, sesini çıkarma, ayıp" diye binbir kalıba sokulan kız çocukları; diğer tarafta her kabalığına, her saygısızlığına "Aman canım, erkektir yapar!" kılıfı uydurulan erkek çocukları... Yahu neyi yapıyor, neden yapıyor? Terbiyenin, saygının, görgünün cinsiyeti mi olur? Bir davranış yanlışsa kız yapınca da yanlıştır, erkek yapınca da yanlıştır. "Erkektir yapar" diye sırtı sıvazlanan o çocuklar, yarın bir gün saygı duymayı bilmeyen, sorumluluk almaktan kaçan yetişkinlere dönüşüyor.
İş ev düzenine gelince tablo daha da ilginçleşiyor. Kız çocuğuna daha ilkokul çağında yatağını toplaması, tabağını kaldırması, iki kap yemek yapması bir "görev" gibi öğretilirken; erkek çocuğun bardağını bile mutfağa götürmesine izin verilmiyor. Sanki yemek yemek, karnını doyurmak, yaşadığı evi temiz tutmak sadece kadınların biyolojik bir görevmiymiş gibi!
Halbuki erkek çocuğuna da temizlik yapmayı, yemek pişirmeyi, kendi çorabını toplamayı öğretmek ona eziyet etmek değil, ona hayatta tek başına kalabilme becerisi kazandırmaktır. Yarın bir gün üniversiteye gidecek, tek başına yaşayacak ya da evlenecek. Kendi karnını doyuramayan, evini çekip çeviremeyen, iki parça çamaşırı yıkayamayan bir yetişkin olmanın neresi gurur verici? İleride evlendiğinde hayatı paylaştığı insana "hizmetçi" gibi değil, hayat arkadaşı gibi davranabilmeli; o evi beraber kurdularsa, o işleri de beraber yüklenmeli. Ortak hayat, ortak emek ister.
Ve elbette eğitim meselesi... Bazı zihniyetler hâlâ "Kız çocuğu okuyup da ne yapacak?" kafasında kalabiliyor. Oysa bir toplumun ayağa kalkmasının tek yolu, kızını da oğlunu da aynı eğitimle , aynı imkânlarla okutmaktan geçer. Kız çocukları okusun, doktor olsun, mühendis olsun, öğretmen olsun, kendi ayakları üzerinde dimdik dursun; erkek çocukları da okusun, meslek sahibi olsun ama en önemlisi vicdanlı, kültürlü birer insan olsun. İki cinsiyetin de dünyayı güzelleştirecek aklı, yeteneği ve potansiyeli var.
Evlat evlattır; kızı da berekettir, erkeği de. Mesele hangi cinsiyetle doğdukları değil; o çocukların yarın bir gün nasıl birer insan olarak yetiştiğidir. Cinsiyeti karakter referansı yapmayı bırakıp, herkese eşit terbiye, eşit sorumluluk ve eşit hak verdiğimiz gün; hem daha huzurlu yuvalarımız hem de çok daha adil bir dünyamız olacak.
Henüz anne değilim, ileride olur muyum onu da bilmiyorum. Ama bir gün olursam, kız ya da erkek diye evladımı farklı kurallarla büyütmeyeceğim. İkisine de aynı sevgiyi, aynı hakkı ve aynı sorumluluğu vereceğim. Çünkü çocuğumun cinsiyetiyle değil, nasıl bir insan olduğuyla gurur duymak istiyorum.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu