Gökyüzü Masalları 8 Gökyüzüne Akan Şelale
Evvel zaman içinde, ahir mekân içinde, bir bulutun derininde...
Damlalar seyreder daneyi, dane kaftan, kaftan dane içinde. Güneş binbir oyun eder gözlere. Ne kaftanlar varmış dane içinde!
Ben bir damlanın içinde bulutlarla gezerken az gitmişim, uz gitmişim. Yedi derya, dokuz dağ geçmişim. Deryayı tek yudumda içmişim. Göklerde kuş, yerde ekinmişim.
Baktım bir dane uyumuş. Ona kaftan biçmişim. Kaftanın misalinden ne masallar düzmüşüm! Kaftanın içinde bin yıllık masalın devamını bulmuşum.
Suyun kaç yaşında olduğunu kimse bilmez. O, en yüksek dağlardan bile yaşlıdır. Toprağa düşüp o güzel kokuları saçan kâinatın ilk yağmurundan bile yaşlı.
Daha hiçbir çiçek açmamışken o vardı.
Daha hiçbir kuş ötmemişken o vardı.
Dünya daha yepyeniyken, gökyüzü ilk kez maviye boyanırken su hep oradaydı ve seyrediyordu.
O günden bugüne her yere uğradı.
Bulutların içinde gökleri dolaştı. Kar tanesi olup ay ışığında yağdı. Ceylanların gözünde yaş, bebeklerin avucunda ter oldu. Kuşların kanadında uçtu. Toprağın en derinlerini gördü.
Yeryüzünü doldurup denizler, okyanuslar oldu. O denizleri yaran balinaların kalbinde attı.
Görüleni gördü, işitileni işitti.
Uğradığı her şeyin en büyülü sırrını öğrendi. Ama hiçbirini kimseye söylemedi. Çünkü sırlar yalnızca gerçek sırdaşlara açılır.
Su da anlatmadan önce çok uzun çağlar boyunca yalnızca dinledi.
Şimdi yine her zamanki gibi bu yaşlı bilgenin gideceği bir yer vardı.
Bir zamanlar sarı gömleğiyle ambarda bekleyen o küçük dane, Sultan'ın hazırlık odasında uzun bir rüyaya dalmıştı.
Sonra Sultan'ın şırıl şırıl habercisi gelmiş, danenin göğsündeki mühür parlamış, üzerine zümrüt yeşili bir kaftan giydirilmişti.
Şimdi o küçük dane, toprağın sıcacık ve kadife örtüsünün altında, güvenli yuvasında, zümrüt kaftanının içinde usul usul büyüyordu.
İlk pamuksu kökleriyle toprağın şefkatli kucağına tutunmuştu. Ama içinde dinmeyen tatlı bir susuzluk vardı.
Neyi aradığını bilmiyordu. Kimi çağırdığını bilmiyordu.
Yalnızca küçücük bedeniyle bir şeyi özlüyordu.
İncecik köklerini her uzatışında toprağa eğilip sakince soruyordu:
"Burada mısın?"
Yaşlı Bilge Su, derinden gelen şarkısıyla bu ürkek sesi tanıdı. Bir zamanlar tek bir damlasıyla ona uyanma vaktini getirdiği o küçük dane, şimdi zümrüt kaftanının içinden onu bekliyordu.
Su gülümsedi.
Suyun gülümsemesi, durgun bir gölün yüzünden geçen hafif bir aydınlık gibidir. Hiç ses çıkarmaz ama dokunduğu yerde uyuyan bir şey tatlı tatlı uyanır.
Toprağın yumuşacık çatlaklarından geçerek yola koyuldu. Taşların arasından, toprağın büyülü geçitlerinden, kökten köke süzülerek ilerledi.
Danenin en ince kök ucundan içeri süzüldü.
Bu yolu çok iyi biliyordu Bilge Su. Çağlar boyunca köklerden gövdelere, gövdelerden yapraklara ve çiçeklere hep gizli geçitlerden yükselmişti.
Dane tatlı bir heyecanla kıpırdandı.
Köklerinden yukarıya, ta içine doğru tanıdık, serin bir his doldu.
Bu serinlikle birlikte kulağa fısıldanan eski ama sanki zaten biliyor olduğu bir masal gibi, sesi duyulmayan ama hissedilen bir sözle seslendi:
"Buradayım." dedi Su. "Hep buradaydım."
Bu sözü kulağıyla duymadı aslında. O sesi ta içinde yayılan sıcak bir huzur gibi hissetti.
"Beni tanıdın mı?" diye şefkatle fısıldadı Bilge Su.
Dane şaşkınlıkla sordu. Sorusu kendi gibi küçücüktü ama içinde kocaman bir merak vardı.
"Sen kimsin? Neden kendimi hem hiç olmadığım kadar küçük hem de hiç olmadığım kadar kocaman hissediyorum?"
"Acele etme küçük dane." dedi Su. "Sırlar vakti geldiğinde açılır."
Sonra ekledi:
"Benim sözüm kulağa değmez. Kökünün ucuna değer. Oradan içine sızar. Sonra yavaşça büyür. Ben söylerken sen öylece durup dinlemezsin. İçinde serinlersin. Toprağa tutunup doğrulursun ve sen böyle büyürsün."
Sonra Su, danenin en derinine incecik bir sır bıraktı.
"Beklediğin o ilk sözü sana kelimelerle söylemeyeceğim." dedi. "Onu köklerinden yapraklarına kadar içinde hissedeceksin."
İşte o an dane çok heyecanlı bir şey hissetti.
Su aşağı inmiyor, yukarı çıkıyordu.
Köklerinden gövdesine, gövdesinden yeşil kaftanının en uç noktalarına kadar yavaşça doluyordu.
Topraktan gelen bu tatlı serinlik onu aşağı çekmiyor, bir kuş tüyü gibi yukarı, gökyüzüne doğru kaldırıyordu.
"İçindeki sevinci hissediyor musun?" dedi Su.
"Bak, içinde bir şelaleyim. Ama kayalardan şırıltıyla dökülen şelalelerin tersine ben sessizce yukarı doğru akıyorum. Ormandaki her ağacın, yamaçtaki her çiçeğin içinde böyle gizli bir şelale vardır. Hepsi kimseye görünmeden, durmadan yukarıya akar. Köklerden dallara, dallardan gökyüzüne doğru."
Dane bu sırla dolup taşarken bir şeyi daha fark etti.
Su ona dışarıdan yeni bir renk getirmiyordu. En başından beri içinde uyuyanı uyandırıyordu.
Giydiği o zümrüt yeşili kaftanın aslında baştan beri kendi içinde saklı olduğunu o an anladı.
Su yükseldikçe içindeki solgun renk canlanıyor, gökyüzünün mavisiyle güneşin ışığı onda buluşuyor, dane gittikçe daha parlak görünüyordu.
Sanki Su ona şöyle diyordu:
"Sana Sultan'ın gönderdiği sırları getirdim."
Dane bu sözü duyunca içi ferahladı. Yuvasında biraz daha doğruldu.
Su, danenin yeşil kaftanında yükseldikçe onun içinde hiç tatmadığı bir özlem uyandı.
Hiç görmediği bir aydınlığın özlemi...
Toprağın çok yukarısında kocaman mavi bir gökyüzü, onu bekleyen sıcak bir güneş olduğunu Su, söylemeden yalnızca hissettirerek bildirdi.
Çünkü Su, geçtiği her yere gökyüzünün haberini taşırdı.
Güneşin tadını, bulutların yolunu, yıldızların ışıltısını ezbere bilirdi.
Su, danenin içinde biraz daha yükseldi.
Gür sesi artık iyice incelmişti.
"Sana sadece zümrüt kaftanını giymiş olanların öğrenebildiği bir sır vermeye geldim." dedi.
"Bugün anlamanı beklemiyorum. İçinde uyuyan bir tohum gibi dursun bu sır. Vakti gelince kendiliğinden uyanır."
Dane bütün merakıyla dinledi.
Acaba bu büyük sır neydi, diye geçirdi içinden.
"Büyüdüğünde," dedi Su, "zümrüt yeşili kaftanın o gün sana birazcık küçük geldiğinde, işte o zaman onu küçülen sarı gömleğin gibi değiştirmen gerekecek.
Bak, su kendini bir yere saklayınca küçük bir birikinti olur. Orada durur, kalır, kıpırdamaz. Ama akıp verdikçe önce dereye, dereden ırmağa, ırmaktan denize ulaşan koca bir yol olur.
Ben hep o yol oldum.
Şimdi damla damla senin içindeyim. Sen güneşe doğru büyüdükçe ben de seninle yükselip gökyüzünde seni bekleyeceğim."
Genç dane bu sözü de o an tam anlayamadı ama bu söz onun en derinine yeni bir mühür gibi, silinmemek üzere yerleşti.
Su anlattıkça dane büyüdü. Dane büyüdükçe Bilge Su onun vücudunda çok iyi bildiği ince yollardan süzüldü.
Artık yavaş yavaş güçlenen, sevinçle büyüyen bir filiz olmuştu.
Gövdesi sağlamlaşmış, yeşil kaftanı çiğ damlalarıyla süslenmişti.
Başını yukarıya, hiç görmediği o gökyüzüne doğru, toprağı yavaşça aralayarak uzatmaya başladı.
Ne tuhaftı!
Su onu damla damla doldurdukça ağırlaştırmıyor, içi suyla doldukça yükü hafifliyor, hafifledikçe ışığa doğru daha çok yükseliyordu.
Güneş doğarken Su, danenin en taze, en uçtaki yaprağına ulaştı.
Yeşilin bittiği o incecik sınırda bir an durdu.
Yaprağın ucunda gökyüzünden süzülen sıcak ışıkla göz göze geldi.
O an suyun sesi neredeyse duyulmayacak kadar yumuşadı.
"Işığa ulaştık." dedi. "Şimdi seni bulutlardan seyretmeye gidiyorum."
Dane bir yaprak gibi kıpırdandı.
"Sen gidince seni nasıl hatırlayacağım?" diye sordu. "Büyüyebilecek miyim?"
"Merak etme." dedi Su.
"Ben o ışığa gidiyorum, buluşmaya. Sen de her sabah yapraklarınla onunla buluşacaksın. Ben sana kendi içinden, kendi gücünle yükselmenin sırrını bıraktım. Işık sana başka sırlar da verecek, gösterecek.
Hem ben gitmiyorum ki! İzimi, sözlerimi, serinliğimi sende bırakıyorum."
Dane başını eğdi ve sevgiyle dinledi.
Su, yaprağın en ucunda parlak bir damla oldu. Sabah güneşi vurunca bir an elmas gibi parladı.
Sonra o sıcak ışık, incitmeden usulca ona dokundu.
Bilge Su geldiği gibi yine sessizce buhar olup gökyüzüne yükseldi. Ta ki bembeyaz, sevimli bir bulut olana kadar.
Ama gitmeden önce ılık bir rüzgârla son kez seslendi:
"Merak etme, biz yine buluşacağız. Küçük dane, baharda zümrüt yeşili kaftanının üzerine altın sarısı tacını takarken yine geleceğim."
Dane, göğe yükselen Bilge Su'nun ardından yapraklarını sallayarak, uzun uzun gülümseyerek baktı.
Yemyeşil başını mavi göğe çevirdi.
Kökleri toprağın yumuşak derinliğinde, gülen yüzü ona yeni sırlar fısıldayan ışığa dönük, usul usul büyümeye devam etti.
Yaşlı Bilge Su, yukarıda süzülen bembeyaz bir bulutun içinden başak olmaya hazırlanan o yeşil filizi sevgiyle seyretti.
Tek bir kelime bile etmeden, yalnızca rüzgâra benzeyen hâliyle, sevgiyle gülümseyerek...
Gökten üç elma düşmüş bu gece.
Biri sabırla göğe uzanan o güzel danenin yaprağına...
Biri bulutlardan gülümseyen Bilge Su'nun pınarına...
Biri de bu masalı dinleyip kalbindeki o yeşil tohumu sevgiyle büyüten, şimdi esnemeye başlayan siz güzel yavrularımın yastığına...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu