Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Misafirler

Kalbin öğrenişi, bir çocuğun dünyayı keşfedişi gibidir;


önce ışığa uzatır ellerini,

sonra gölgesini kucaklar gecenin.

Bir kapının ardında cennet var sanır,

anahtarı çevirir,

ve ömrünün en karanlık odasına girer.


Ateşe dokunur mesela,

alevin rengini sever önce.

Turuncu bir mucize sanır onu,

avuçlarına güneş düşmüş gibi gülümser.

Oysa ateşin dili yoktur ki anlatsın

birazdan neye dönüşeceğini.


Kalp, yanmayı bilmeden önce sever;

yanınca öğrenir ateşin adını.


Ve bazı izler vardır,

deri iyileşse bile silinmeyen;

insanın kendi ellerine bile yabancılaştığı,

bir zamanlar masumca uzandığı şeylerden

artık korkarak sakındığı izler…


Kalp,

zararı faydadan ayıramayacak kadar masum

bir öğrencidir.


Ne bulursa onu ezberler.


Bir gün şefkati öğrenir bir çift gözden,

ertesi gün terk edilmeyi

aynı gözlerin kapanışından.

Bir sesin içinde huzuru tanır,

sonra o sesin tonundan

kendi felaketini anlamayı öğrenir.


Ve tuhaf olan şudur:

İnsan, kendisini yaralayan şeyden

her zaman nefret etmeyi öğrenemez.


Bazen ona daha sıkı sarılır.

Bazen kırıldığı kapının önünde bekler,

belki açılır diye değil,

bir zamanlar orada sevildiğine

hâlâ inanmak istediği için.


Hislerin dilini bilmez kalbimiz.

Önüne çıkan her duyguyu

doğru sanıp taklit eden bir çocuktur.


Birisi ona sevgiyi acıyla anlatmışsa

sevilmek için acımayı öğrenir.

Birisi sessizliği ceza yapmışsa

kendi sesinden utanır.

Birisi gitmeyi bir silah gibi kullanmışsa

her vedada kendini suçlu bulur.


Sonra büyür insan,

ama kalbin bazı odaları

hep aynı yaşta kalır.


Yıllar yüzüne çizgiler bırakırken

o, hâlâ bir zamanlar kapanan kapının önünde;

elinde kırılmış bir oyuncak,

gözlerinde cevapsız bir soruyla bekler:


Beni inciten şey sevgi değilse,

ben neden ona bu kadar çok inandım?


Oysa duyguların ahlakı yoktur.


Kıskançlık, kapıyı çalmadan girer.

Öfke, masadaki bütün bardakları devirir.

Özlem, mezar taşına bile çiçek bırakır.

Sevgi, bazen yanlış bir bedende büyür;

korku, bazen en güvenli evin içinde.


Hiçbiri doğarken sormaz insana

iyi misin, hazır mısın,

bu yükü taşıyabilir misin?


Duygular gelir.

Kalp, onları birer misafir sanır.

Oysa bazıları içeri girerken

evin bütün kilitlerini değiştirir.


Ve kalp,

bir çocuğun eline geçen ilk tehlikeli oyuncağı

sahiplenmesi gibi sahiplenir

ruhu kanatacak hisleri de.


Parmaklarına batan camı

parlayan bir taş sanır.

Karanlıkta kendisini çağıran sesi

evinin yolu bilir.

Kendi kanıyla boyanmış bir hatırayı

başucunda saklar,

kimse dokunmasın diye.


İnsan,

bazen acı çektiği şeyi değil,

o acının içinde bir zamanlar hissettiği umudu sever.


Belki de en büyük yanılgımız budur:

Kalbimizin bir şeyi seçmiş olmasını,

o şeyin bizim için doğru olduğuna kanıt saymak.


Oysa her istek bir ihtiyaç değildir.

Her özlem bir işaret değildir.

Her çarpıntı aşk,

her bekleyiş sadakat,

her geri dönüş merhamet değildir.


Bazen kalp yalnızca tanıdığı yere gider.

Orası bir uçurum olsa bile.


Çünkü çocuk,

düşerken bile

ilk kez koşmayı öğrendiği yeri sever.


Ve insanın büyümesi,

her zaman yaş almasıyla olmaz.


Bazen büyümek;

bir zamanlar uğruna ağladığın kapının

artık açılmasını istememektir.


Bazen bir eli bırakmak,

o eli hiç sevmediğin için değil,

parmaklarının arasında

kendi ruhunun ezildiğini fark ettiğin içindir.


Bazen ateşin önünden geçerken

alevi suçlamadan yürümektir.

Yanmış avuçlarına bakıp

bir daha hiçbir şeye dokunmamaya yemin etmek değil;

neyin ısıttığını, neyin yaktığını

birbirinden ayırmayı öğrenmektir.


Ve belki kalp,

bunca kayıptan, bunca yanılgıdan sonra

ilk kez gerçekten öğrenir.


Dünyanın güvenli bir yer olmadığını değil;

güvenin her yerde bulunmadığını.


Herkesin sevemeyeceğini değil;

sevginin de insanı incitebileceğini.


Bir duygunun gerçek olmasının,

onu yaşamanın doğru olduğu anlamına gelmediğini.


Sonra bir sabah,

yıllardır içinde taşıdığı o küçük çocuk

ilk kez ateşin karşısında durur.


Alev yine güzeldir.

Yine sıcak, yine davetkâr.


Bu kez elini uzatmaz.


Bir adım geri çekilir,

yanmış avuçlarını cebine koyar

ve ilk kez kendisini koruduğu için

kendisinden utanmaz.


İşte o an,

kimsenin alkışlamadığı,

gökyüzünün renginin bile değişmediği o anda

bir insan büyür.


Ne kalbi taş kesildiği için

ne de hissetmeyi bıraktığı için…


Yalnızca, kalbinden geçen her şeye

kalbinde bir ev vermek zorunda olmadığını

nihayet anladığı için.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Misafirler

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık