Gurbetçi Merakı Musakka Ve Bir Telefon Konuşması
Gurbetçi Merakı, Musakka ve Bir Telefon Konuşması
22 Ekim 2026
Didem telefonla sık sık arıyor. Yine çaldı telefonum. Gurbetçi merak içindedir elbette. Hele annesi şu sıralar nur topu gibi tansiyonuyla ve Gülseren ablasının vefatıyla sarsılmışken… Uzakta olunca insanın aklı evde kalıyor, telefonu da elinden düşmüyor.
Mutfakta Engin kolları sıvamış, patlıcan musakka yapmaya girişmişti. Ben de elde yıkanacak bulaşıklarla uğraşıyordum. Ellerimi kurulayıp telefonu açtım. Didem arabasını park etmeye çalışıyormuş. Kaç kere dönmüş hastane çevresini, bilmiyormuş. Neyse, sonunda bir yer bulmuş. Eminim sıfır park etmiştir! Ponçiğini de bu arada tanıştırayım sana; otomobilinin isim annesi benim. Arabadan inince İstanbul'un bütün trafik gürültüsü doldu kulaklarıma. Telefonun öteki ucundan bana ulaşan yalnızca kızımın sesi değildi, İstanbul da konuşmaya katılmıştı.
Bir yandan benim sağlığımı sordu, bir yandan da ben Gülseren teyzesiyle ilgili yaşadıklarımı anlattım. Ne çok sevmişlerdi birbirlerini! Gülseren ablanın balkonunda karşılıklı sigara keyfi yapmışlardı. Şimdi o balkonun hatırası bile insanın içini sızlatmaya yetiyordu.
Bana eşyalarıyla mesaj bırakmıştı oysa… Nesnelerin dili mi vardı? Varsa bile insan onları hangi kulakla dinlerdi? Bir bere, bir şapka, bir eşya parçası… Bazen insanın karşısına öylece çıkıveriyorlar; susuyorlar ama söyleyecekleri bitmiyor. Yine ağladım.
Sonra Didem'i daha fazla üzmemek için konuyu değiştirdim. Babasıyla babannesinin ortak yönlerinden söz ettim. Bir de kendisinin babasına ne kadar benzediğinden. Karşıdan uzun uzun o güldü ben devam ettim...
“Kıymayı tepsinin tabanına koyacaksın!”
Ağız dolusu itiraz etti. Hiç sorma huyun yok, dedim. "Pardon şöyle demeliydim keşke bana danışsaydın." Homurdandı, bir de beni suçladı. Evde herkesin kendine göre bir haklılığı var. “Evin kızıyla başım dertte!”
Telefonu mutfağa getirdim. Didem bu kez babasıyla konuşmaya başladı. Engin, “Musakka yapıyorum,” dedi. Didem gülmeye devam etti. Nereden bilsin, biraz önce babasını çekiştirmiştik! Anne-kızın mutfak dışındaki küçük sırları da var elbette. Ama babasının sesini duyunca kahkahaları dinmedi.
Kızım, dedim, yazarken mizah yapmak kolay. Gel de benim sinirlerimi nasıl zıplatıyor, bir de onu gör! Hep o şikâyetlensin… Bu kadının tansiyonu var, seni acillere götürdüm, arkadaşın daha yeni vefat etti, demiyor. Sanki karısının bütün yaşadıkları bir kenarda bekleyebilirmiş gibi! Benim de biraz ilgiye, biraz kollanmaya ihtiyacım var.
Didem, eski grup arkadaşı Hüseyin'le yeniden müzik yapmaya başlamış. Sevindim. İlerleyen günler nelere gebe, bilinmez. Belki yeniden sahne alırlar, belki şarkılarla başka bir heyecanın kapısını aralarlar. Hayat, insanın önüne bazen hiç beklemediği yerden yeni başlangıçlar çıkarıyor. Bakalım, onların müzik yolculuğu bu kez nereye varacak?
Konuşmanın sonunda birbirimize sevgimizi söyledik.
“Seni seviyoruz,” dedik.
“Ben de sizi…”
Telefon kapandı. İstanbul'un gürültüsü sustu, mutfakta musakkanın telaşı devam etti. Engin'in kıyması, benim bulaşıklarım, evin içindeki homurtular ve kahkahalar… Hayat, bütün ağırlığına rağmen kendi akışını sürdürüyordu.
Bir yanda Gülseren ablanın yokluğuyla dolan gözlerim, diğer yanda kızımın kahkahası… İnsan aynı günün içine hem hüznü hem neşeyi nasıl sığdırabiliyor, sevgili güncem? Galiba kalbin başka bir yolu yok. Birini uğurlarken geride kalanları daha sıkı tutuyor; uzaktakilerin sesine kulak veriyor, mutfaktan yükselen itirazlara bile bir gün hatıra olacaklarını bilmeden gülümsüyor.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu