Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Kurban mi Kestik Nefis mi Besledik

Kurban mi Kestik Nefis mi Besledik

Mekan: Bereket Besi Çiftliği (Diz boyu çamur, mazot dumanı, kurban kesenlerin telaşı, çizmelerin şapırtısı ve ortalıkta kargaşa içinde bağırışan yüzlerce adam)



Ekip:

Turgut (Büyük Abi): Sürekli elinde koca satırla gezen, "Ben ne dersem o" havasında 



Şevket (Emekli Memur Abi): Cebinde sarı mezurayla gezen, her şeye bir kulp takan, "Bu tosun zayıf, bizi kazıkladılar" diye ortalığı velveleye veren kardeş.



Şükrü (Pazarlıkçı Kardeş): "Tanıdıktan kapattım, bedavaya aldım" diye sülaleye en arıza tosununu getiren uyanık.



Cevdet (Terazi Takıntılı Kardeş): Gramaj delisi. "Şevket’e 50 gram fazla et gitti" diye kıyameti koparacak tip.



Dursun (Rahat Kardeş): Dünyayı sel bassa bir bardak çayından vazgeçmeyen, köşede oturup "Hayırlısı olsun beyler" diyen en küçük kardeş.



Mert (Şehirli Kuzen): Hayatında ilk defa çamur gören, üstü başı kirlenmesin diye parmak ucunda yürüyen, sürekli ıslak mendil arayan kuzen.



Emre (Gariban Kuzen): Bütün angarya işlerin yıkıldığı, tosunun önüne atılan evin en küçüğü.



(Mavi bir brandanın önünde tosunun etrafına dizilmişlerdir. Turgut satırı kütüğe vurup durmakta, Şevket mezurayı hayvanın sırtına uzatmaktadır.)



Şevket: "Şükrü! Gözünü seveyim şu hayvana bir bak! Kaburgaları dışarı fırlamış bunun! Hani 600 kilo gelecekti bu dana? Bildiğin iki dirhem bir çekirdek bu! Yine ucuza buldun diye getirdin çelimsiz hayvanı başımıza sardın!"



Şükrü: "Ya Şevket Abi günaha girme gözünü seveyim! Hayvan yaylada büyüdü diyorum, etli butlu işte! Basküle çıktığında kendi gözümle gördüm, ibre neredeyse kırılacaktı!"



Cevdet: (Cebinden çıkardığı dijital tartıyı havaya kaldırarak) "Sen o basküle güveniyor musun Şükrü? Adam ayağıyla alttan basmıştır ona! Ben buraya noter tasdikli kantar getirelim dedim, Turgut Abi 'Boş ver' dedi. Eğer adam başı kırk kilonun altında et çıkarsa vallahi de billahi de helal etmem hakkımı!"



Turgut: "Yahu bir susun be! Sabahın altısından beri vır vır vır! Dursun, kalk şu taburenin üstünden de iki ucundan tut şunun! Emre, sen de dolandır şu urganı arka ayağına, hadi çökertiyoruz!"



Emre: (Çizmeleri çamura batmış, titreyerek) "Turgut Amca... Hayvan bana çok fena bakıyor. Burnundan duman çıkar gibi soluyor, gözleri de kan çanağı... Ben yanaşmasam?"



Mert: (Islak mendille montunun kolundaki lekeyi silerek) "Hayvanı çok sıkıştırdınız, bence şu an aşırı gerildi. Biraz geri çekilip sakinleşmesini mi beklesek acaba?"



Şevket: "Mert, kurban olayım sen karışma oğlum! Ne sakinleşmesi, çay mı ısmarlayacağız danaya?!"



(Turgut elindeki koca bıçağı şöyle bir havaya kaldırınca tosun durumu anlar. Burnundan yerdeki çamurları savuran bir nefes bırakır ve öyle bir böğürür ki ortalık birbirine girer!)



Tosun: "MÖÖÖÖÖÖÖ!"



Dursun: (Çayından bir yudum alıp bıyık altından sırıtır) "Hayırlısı olsun... Dana ayaklandı."



(Tosun tek bir hamleyle demir korkuluğu sallar, Emre’nin tuttuğu urganı elinden çekip aldığı gibi doğrudan Mert’in üstüne fırlar!)



Mert: (Bağırarak geri kaçar) "Aaaa! Bana geliyor! Kaçın!"



Turgut: "Emre atla üstüne! Boynuzundan tut!"



Emre: (Kendini çamurun içine atarak) "Amca deli miyim ben, kamyon gibi geliyor!"



Tosun, Mert’i sıyırıp çiftliğin kapısından fırlar ve ana yola doğru depar atar. Kaç bin liralık büyükbaş, arkasında çamur bulutu bırakarak asfalt yolda arabalarla yarışmaya başlar.



Şevket: (Mezurayı sallayarak arkasından koşar) "Şükrü koş! Bizim hisse kaçıyor ana yola doğru! Önünü kesin, bariyerlere sıkıştırın!"



Şükrü: (Nefes nefese çizmeleriyle zıplayarak) "Cevdet koşsana arkamızdan! Gramaj hesabı yapıyordun, hayvan koştukça terliyor, kilo düşecek, koş!"



Cevdet: (Dijital tartıyı göğsüne bastırmış) "Ben koşamam bacaklarım tutmuyor! Şevket Abi sen arabanın anahtarını çıkar, selektör yapa yapa gidelim arkasından!"



Tosun yaklaşık beş yüz metre koştuktan sonra yol kenarındaki seyyar karpuzcuya dalar, birkaç karpuzu yardıktan sonra iki traktörün arasına sıkışır. Bizimkiler kan ter içinde etrafını sarar.



Turgut: (Montunu çıkarıp iki yana açar) "Şevket sağdan yanaş, Şükrü sen arkadan bacağına asıl! Dursun sen yine bir şey yapma, 'Hayırlısı' de yeter!"



Dursun kenardan seslenir: "Hayırlısı be Turgut Abi, kısmetse yeriz."



Emre arkadan sürünerek yaklaşıp ipi hayvanın ayağına dolar. Şevket ile Şükrü aynı anda üstüne atlar. Yedi kişi birbirinin üstüne yığılarak tosunu çamura bastırırlar. Kasaplar da yetişince hayvanı nihayet zapt ederler.



3 Saat Sonra: Mavi Branda Üzerinde Kavga (Paylaşım Anı)


Etler kesilmiş, mavi brandanın üstüne yedi parça halinde dizilmiştir. Ama Cevdet elinde tartıyla nöbet tutmaktadır.



Cevdet: "DURUN! Kimse elini sürmesin! Turgut Abi’nin payına giden kolda en az iki parmak fazla et var! Şükrü’nün payındaki kemik de kocamandır, içi ilik dolu, olmaz öyle! Baştan tartacağız!"



Şükrü: "Yahu Cevdet, hayvanın peşinden asfaltta beş yüz metre koştum, ciğerim ağzıma geldi! İki parmak etin hesabını mı yapıyorsun bana?!"



Cevdet: "Kurban bu Şükrü, hak geçer! Kardeşlik ayrı, terazi ayrı! Kırk gram fazla yedirmem kimseye!"



Şevket: (Poşetleri hırsla açıp önüne çeker) "Ben bu yağlı yeri almam arkadaş! Bana antrikotla bonfileden pay vereceksiniz! Koşarken tansiyonum fırladı, kalpten gidiyordum, bu et benim hakkım!"



Turgut: (Satırı kütüğe 'çat' diye vurur) "Yeter ulan! Sabah beri beynimi yediniz! Bonfileye kimse dokunamaz! Kelle paçayı da ben alıyorum, itirazı olan varsa konuşsun!"



Emre: (Kenarda duran poşetlere bakarak) "İyi de, bu etlerin hepsi bizim evlere mi gidecek şimdi? Bunun bir kısmını durumu olmayanlara, komşulara dağıtmayacak mıydık?"



(Bir an ortalık buz keser. Şevket, Cevdet ve Şükrü birbirine bakar.)



Şevket: "Emre... Sen o işlere karışma oğlum. Bu kış etin kilosu kaç para olacak haberin var mı senin? Kışlık kıymamız çıktı işte mis gibi."



Cevdet: "Tabii canım, dağıtırız dağıtmasına da... Önce bir kendi dolaplarımızı dolduralım, kemikli taraflardan ayırırız bir iki torba ihtiyaç sahibi insanlara..."



Dursun Amca elindeki boş çay bardağını kütüğün üstüne bırakır. Bıyığını sıvazlar, ilk defa sesini yükselterek kardeşlerine dik dik bakar:

"Bana bakın... Sabahın köründen beri bir danayı paylaşamadınız. Biri kırk gramın peşine düşer, biri löp eti kapmaya çalışır, biri de kışlık kıyma hesabına yatar. Hayvan canından oldu ama siz şu brandanın başında insanlığınızı unuttunuz. Yazıklar olsun be."



Yedi adam bir an durur; çamurlu üst başlarına, yerdeki etlere ve ellerindeki poşetlere öylece bakakalır.



Benim Notum: 

Sözüm meclisten dışarı, elbette herkesi aynı kefeye koyup genelleme yapamayız; bu ibadeti hakkıyla yerine getiren, kendi payından önce ihtiyaç sahiplerini gözeten koca yürekli insanları tenzih ederim. Ama gelin görün ki, bütün bu curcunanın, koşuşturmanın ve "Benim payıma kemik fazla düştü" kavgalarının ortasında unuttuğumuz çok tanıdık bir gerçek de var. Kurban; evdeki derin dondurucuları tepeleme doldurup bir senelik market masrafından kurtulma yolu değildir. Kurban; paylaşmanın, bölüşmenin, en önemlisi de burnumuzun dibindeki, belki kapı komşumuz olan ve evine aylardır bir lokma et girmeyen insanların sofrasını güldürmenin ibadetidir. Kendi dolabını doldurma hevesine kapılıp ihtiyaç sahibi insanlara sadece kemikli yerleri reva gören bir anlayış, kurbanın etini alır ama ruhunu o çamurlu kesim yerinde bırakır. Biz güldük, birbirine giren yedi ortağın bu açgözlülüğüne eğlendik ama biraz da aynayı kendimize çevirelim: "Kestiğimiz kurban bir başkasının tenceresini mi kaynatıyor, yoksa sadece kendi dolabımızı mı dolduruyor?" Paylaşamadığımız hiçbir şey gerçekten bizim değildir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kurban mi Kestik Nefis mi Besledik

Kurban mi Kestik Nefis mi Besledik

Hafif Hasarlı Hafif Hasarlı