Pembe mi Mavi mi Yok Önce Helikopter
Eskiden gebelik müjdesi dediğin mahallede en fazla kayınvalidenin komşulara gidip "Bizim geline bir hâller oldu, ekşi aşeriyor" fısıltısıyla başlardı. Cinsiyet tahmini desen, beş çayında toplanan mahalle teyzelerinin ortak biyolojik taramasıydı.
Kadını ortaya oturturlar, el birliğiyle göbeğe kilitlenirlerdi: "Ayy dur bakayım, kız bunun karnı sivri! Sivriyse kesin erkek, yayvansa kız!" Biri arkadan makasla bıçağın üstüne minder koyar, öbürü yüzüğe ip bağlayıp bileğinde sallar, hurafe bile olsa kendi aralarında güler geçerlerdi. Sonunda çocuk doğardı; pamuk gibi kundaklanır, kulağına ezanı okunur, adı konur, konu sessiz sedasız kapanırdı.
Şimdi öyle mi? 21. yüzyıl medeniyeti aklını peynir ekmekle yemedi, açık büfede tereyağına banıp yuttu!
Daha helikoptere gelmeden önce bu deliliğin bir de banyoda başlayan "sıfır noktası" var. Kadın sabahın köründe banyoya tripodu kuruyor, 4K profesyonel kamerayı klozet kapağına hizalıyor. Sonra o plastik çubuğun üstünde ikinci çizgi belirdiği an… Aman Tanrım! Bir höykürme, bir feryat figan, boğazına mandalina kaçmış mors balığı gibi "Bööhöhöhöhö" diye kameranın lensine doğru salya sümük ağlamalar!
Kardeşim tamam, evlat sahibi olacağını öğrenmek dünyanın en mucizevi şeyi, başımızın üstünde yeri var da; sen niye sabah idrarının kimyasal reaksiyonunu 70 milyona canlı belgesel gibi servis ediyorsun? Her şeyin bir adabı, bir mahremiyeti var!
Kocaya haber verme sahneleri ise ayrı bir psikolojik harp. Adam akşam işten pestili çıkmış halde gelmiş; kadın adamın eline kurdeleli bir kutu tutuşturuyor. Adam kutuyu açıyor, içinden çıkan şeye bakıyor: Bildiğin üzerine işenmiş plastik çubuk! Bir de kadın kamerayı adamın gözbebeğine sokmuş, arkadan gizli bir mobbingle "Ağlasana aşkım, ağlasana, takipçiler duygu bekliyor!" baskısı yapıyor. Zavallı adam mecbur, algoritma bozulmasın diye feryat figan bir hıçkırık patlatıyor.
İşte bu banyo terörü atlatıldıktan hemen sonra sıra o asıl büyük felakete geliyor: Cinsiyet partisi! Alt tarafı anne karnındaki minicik bir bebeğin ultrason sonucunu öğreneceğiz diye düğün masrafı kadar parayı duman edip havaya üflüyorlar!
Mesele asla "Sağlıklı olsun da gerisi mühim değil" meselesi değil. Mesele, eltisinin düğününden daha fazla görüntülenme almak için çıldıran bir anne adayı ile halı saha grubuna hava atmak isteyen bir babanın ortak cinneti. Çiftimiz hemen bir organizasyon şirketiyle anlaşıyor.
Şirket dediğin de sanırsın NASA fırlatma üssü; menüde dron koordinatörü, sis bombası uzmanı, ve bildiğin kiralık helikopter var! “Anne adayı iki aydır tül elbiseyle kuğu gibi süzülüyor, baba adayı desen sanki memleketin kaderini belirleyecek son imzayı atacak bir devlet adamı ciddiyetinde.”
Günün en büyük komedisi ise o sahte şaşırma tiyatrosu. Yahu doktor zarfı vermiş, organizasyoncuya teslim edilmiş, kadın zaten iki hafta önce organizatörün boğazına yapışıp "Mavi dumanın kodu bebe mavisi olacak, hafif petrol mavisine çalarsa o bahçeyi başınıza yıkarım!" diye terör estirmiş. Ama kameralar açılınca ikisinde de bir hafıza kaybı, bir masumiyet! Helikopter gökyüzünden yaklaşıyor, dronlar vızıldıyor. Geri sayım başlıyor: "Üç, iki, bir..."
Helikopterin kuyruğundan basıyorlar dumanı. O duman havaya püskürdüğü an anne adayı ellerini ağzına kapatıp dizlerinin üstüne çöküyor. Titriyor, hıçkırıyor, sanki tarlasına uzay mekiği inmiş gibi yerlere yapışıyor. Kardeşim iki dakika önce makyajın bozulmasın diye ağlamayı yasaklayan sen değil miydin? Bu Oscar'lık drama kime?
Gelelim dumanın rengine göre kopan iç savaşa...
Eğer duman pembe çıkarsa, bazı baba adaylarının suratında öyle bir donma yaşanıyor ki, o anı dondurup Louvre Müzesi'ne "Çaresizliğin Portresi" diye asarsın. Adamın yüzü, kredi kartı asgarisini ödeyemeyen ve aynı gün dükkanına vergi memuru giren küçük esnaf hüznüne bürünüyor.
Göz ucuyla etrafa bakıyor, omuzlar düşüyor. Dudaklar "Hayırlısı olsun" derken iç ses bas bas bağırıyor: "Gitti bizim halı saha veliahdı, yandık ki ne yandık... On sekiz yıl bale kursu, jimnastik taksiti, her hafta sonu AVM'de simli toka nöbeti!" Zoraki bir sarılma, zoraki bir gülücük... Adam içten içe cenaze marşı çalıyor. Kız oldu diye şöyle yapan şahsiyetleri insan yerine bile koymayacaksın...
Ama duman mavi çıkarsa? İşte orada insanlık tarihi sıfırlanıyor.
Duman gökyüzünü maviye boyadığı an baba adayı üzerindeki gömleğin düğmelerini koparacak kıvama geliyor. Arkada bekleyen 8-10 kişilik arkadaş grubu bir anda holigan modunu açıyor. Çimlerin üzerinde kayan mı ararsın, birbirinin üstüne atlayıp tekme tokat güreşen mi! "Oooo lay lay lay lay!" diye böğürerek meşaleleri yakıyorlar.
Sanırsın Şampiyonlar Ligi kupasını getirdi, sanırsın uzaya ilk yerli roketi fırlattı! Bir de hızını alamayıp kuru çimleri tutuşturanlar, İtfaiye siren çalarak partiye giriyor, adam hâlâ dumanın içinde "Erkek adamın erkek çocuğu olur!" diye yeri göğü inletiyor. Yahu alt tarafı bir Y kromozomu be birader, sanki memlekete nükleer fizikçi kazandırdı da tavırlara bak, yürüyen ego patlaması seni! “Çocuğun kızı erkeği mi olur?”
Tabii bu rezillik o bahçede gömülü kalsa yine iyi; asıl işkenceyi Instagram ahalisi çekiyor. 45 saniyelik Reels videosu için üç yönetmen, iki kurgucu çalışmış. Arkaya koymuşlar duygusal bir piyano ezgisi, altına da edebiyat parçalıyor: "Biz seni beklerken gökyüzü bile aşka boyandı mucizem..." Yahu gökyüzü aşka boyanmadı; Çin malı zehirli kimyasal boyayı soludunuz, iki saattir ciğerinizden renkli balgam çıkarıyorsunuz!
Çocuk ileride büyüyüp bu videoyu izlediğinde, babasının meşale yakıp amcalarıyla çimlerde yuvarlandığı o ilkel kabile sahnesini görünce "Beni leylekler getirdi deseydiniz de bu utancı yaşatmasaydınız" demeyecek mi?
Tüm bu panayır bittiğinde, bir kenarda sigarasını yakıp çimlere saçılmış 5 bin adet plastik konfetiyi toplamaya çalışan organizasyon garsonunun yüzündeki derin varoluşsal çöküşe bakın; işte gerçek hayat orada. Çocuk henüz 150 gram, anne karnında parmağını emip takılıyor; ama anne babası şimdiden onu sosyal medya borsasında etkileşim hissesine çevirmiş durumda.
Karnındaki canın sağlığını, nasıl ahlaklı ve vicdanlı bir insan olacağını dert etmek yerine; gökyüzüne fırlatılan boyalı gazla tatmin arayan akıl almaz bir nesil türedi. İndirin o helikopteri piste, söndürün o meşaleleri, bebeğin rızkını da organizasyon şirketine peşkeş çekmeyi bırakın. Çocuğa bırakılacak en asil miras Instagram arşivi değil; aklı başında, meşale yakıp böğürmeyen bir anne babadır!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu