Ramazan Bereketi Ve Oruç İbadeti
On bir ayın sultanı mübarek ramazan ayına yeniden kavuşmanın, onun rahmetine bereketine ve sayısız hikmetine gark olmanın zevkini ve mutluluğunu her yıl yaşıyoruz.
Ramazan ayında hayatın tadı farklıdır. Nimetlerin, sohbetlerin ve ibadetlerin tadı, lezzeti ve anlamı bir başkadır. Gönüllerin rahmete gark olduğu, kalplerin yumuşayıp sevgi seline kapıldığı, insanların birbirine daha merhametli, daha sıcak ve daha anlayışla yaklaştığı mübarek günlerdir ramazan günleri.
Ramazan günleri senede bir defa nasip olur insana. Onun kıymetini bilmeli ve onu en güzel şekilde değerlendirmelidir. Son pişmanlığın fayda vermeyeceği bellidir. Ama ramazan-ı şerife bir daha kavuşup kavuşmayacağımız belli değildir
Ramazan-ı şerifi değerlendirirken ömrümüzün son ramazanı imiş gibi davranmalı, onu en güzel şekilde ağırlayıp uğurlamalı ve en ufak bir tavize bile fırsat vermemeliyiz.
Namazlarımızı vaktinde eda etmeli, kaza namazlarımızı zaman zaman kılıp onun manevi yükümlülüğünden kurtulmaya çalışmalı, evlerimizi mescitlere çevirip, çoluk çocuğumuza namaz kılmaları ve Kur'an-ı Kerim okumalarını tavsiye etmeli ve o yönde örnek olmalıyız. Unutmayalım "Ağaç yaş iken eğilir."
İçinde namaz kılınan ev ile namaz kılınmayıp Kur'an okunmayan evler arasında çok fark vardır. Peygamber (sav) içlerinde namaz kılınan, Kur'an okunan ve zikir yapılan evleri cennet bahçesine benzetirken bu tür ibadetlerden mahrum kalan evleri mezarlıklara benzetmiştir.
Zekâtlarımızı en güzel şekilde fazlasıyla hesaplayıp, fakir fukaranın ihtiyaçlarını görmeli, onların içinde bulunduğu maddi sıkıntılardan kurtulmalarına yardımcı olmalıyız. Zekât vermemek için akla hayala gelmeyecek yolları ve yöntemleri denememeliyiz.
Ayrıca ramazan ayı içerisinde vermemiz gereken fitrelerimizide en güzel şekilde hesaplayarak fazlasıyla fakirlere vermeliyiz.
Ömrümüz boyunca dikkat etmemiz gereken hassasiyetlere özellikle ramazan ayı boyunca daha bir özen göstermeli, elimize, dilimize, belimize ve gözümüze dikkat edip haramlardan olabildiğince uzak kalmaya ve oruçlarımızı günah kirleriyle lekelemeden tutmaya çalışmalıyız.
Ramazan ayını sadece oruç ibadetiyle geçirmeden çok onu namazlarımızla, hayır hasenatlarımızla, teravihlerimizle, fitrelerimizle ve diğer manevi faaliyetlerimiz ve salih amellerimizle renklendirmeli ve onun rahmetinden, bereketinden istifade etmeye çalışmalıyız. Zaten orucun farz kılınmasındaki hikmet de budur.
Cenabı Hakk Kur'an-ı Kerim'de "Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç ibadeti farz kılınmıştır. Umulur ki bu sayede korunursunuz…"(Bakara- 183) buyurmuş ve oruç ibadetinin bizim dünya ve ahiret saadetimize vesile olacak ibadetlerden olduğunu beyan etmiştir.
Ayrıca Cenab-ı Hak bir hadis-i kutside "Oruç benim içindir. Mükâfatını da ben vereceğim." buyurmuştur. Burada insanları oruç tutmaya yönlendirip gerek nefislerini ve gerekse bedenlerini maddi ve manevi kirlerden temizlemeleri ve ALLAH (cc) rızası için tutmuş oldukları oruçların karşılığında vereceği mükâfatı gizli tutmuştur. Bu, ALLAH (cc)'ın oruç tutan kullarına hazırlamış olduğu bir sürprizidir.
Oruç ibadeti deyince aklımıza evvela ramazan ayında tutmuş olduğumuz oruç gelir. Bu farz olan oruç ibadetidir. Şartları tutan, yani genel olarak sağlığı yerinde, yolcu olmayan, bulüğ çağına ermiş olanların her sene ramazan ayında bir ay oruç tutmaları farzdır. Şartlarını taşımayanlar ise ramazan orucunu tutmakla mükellef değildirler.
Oruç ibadetinin çeşitleri arasında bir de vacip olan oruç vardır ki, o da kişi adak olarak oruç tutmayı vaat etmişse (Falanca işim olursa üç gün oruç tutacağım.) demiş ve o işi de olmuşsa o kişiye üç gün oruç tutmak vacip olmuştur.
Bunların haricinde gerek Peygamber efendimiz (sav)'in, gerekse diğer peygamberlerin kendilerinin tutup da bize de öğrettiği bazı nafile oruçlarımız vardır ki bunlar:
Şevval orucu; ramazan ayından sonra gelen ayın adı şevvaldir. Bu ayda altı gün oruç tutmak müstehaptır. Ramazan bayramının arkasından peş peşe tutulması çok faziletlidir. Ama aralıklarla da tutulabilir.
Aşure orucu; muharrem ayının onuncu gününe "aşura" denir. Peygamber efendimizin bu günde oruç tuttuğu nakledilmiştir. Fakat sadece bu günde değil bir gün öncesinin ve bir gün sonrasının oruçlu geçirilmesi gerektiğine de fazilet yönünden işaret edilmiştir.
Her ay üç gün oruç tutmak; Her aydan üç gün oruç tutmak, özellikle de bunu ayın 13-14- ve 15. günlerinde tutmak müstehaptır. Peygamber efendimiz (sav)'in bu oruca devam ettiği Hz. Aişe validemizden rivayet edilmiş ve bu günlere "eyyam-ı biyz" denilmiştir.
Pazartesi perşembe orucu; Hz. Peygamber (sav) "Kulun amelleri pazartesi ve perşembe günleri ALLAH (cc)'a arz edilir. Ben de amellerimin ALLAH (cc)'a arz edildiği anda oruçlu olmak isterim."(Buhari ve Müslim) buyurmuş ve bu günlerde hep oruç tutmuştur.
Zilhicce orucu; zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Yani kurban bayramından dokuz gün öncesinin oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir.
Şaban orucu; şaban ayında oruç tutmak müstehap sayılmış ve tavsiye edilmiştir. Peygamber efendimiz (sav)'in en çok orucu şaban ayında tuttuğu ve bazen de şaban ayının tamamını oruçlu geçirdiği rivayet edilir.
Davut orucu; gün aşırı oruç tutmaktır. Yani bir gün oruç tutup bir gün yemek Hz. Davut (as)'ın orucu olarak bilinir. Hz. Peygamber (sav) bu oruca "savm-ı Davut" ismini vermiş ve çok faziletli olduğunu belirtmiştir.
Müslüman üzerine farz olan ramazan orucuna titizlikle devam etmeli ve bu oruçları da ALLAH (cc) rızası için tutmaya ve bunların sevaplarından da nasipdar olmaya çalışmalıdır.
Hz. Peygamber buyurdu ki; "Cennette bir kapı vardır. O kapının adı reyyandır. O kapıdan oruç tutanlar gireceklerdir."(Buhari)
Oruçlarımızı en güzel şekilde tutup Reyyan kapısından cennete girenlerin arasına katılmaya çalışmalıyız.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.