SAFİNAZ ABLA - r o m a n
Göğsümde dirgenlerle taburcu edilmiştim. Bunlarla göğüs boşluğumdaki iltihaplar dışarı çıkıyordu ve iğrenç bir kokuları olduğundan, onların temizlenmesi problemli oluyordu. Pansumanlarım, beslenmem dâhil tüm problemlerimi Safinaz abla hallediyordu…
Safinaz
abladan böylesine yüksek değerli bir destek görmek, çok yüksek bir moral
aşılıyordu. O şartlarda çok kısa bir süre içersinde inanılmaz biçimde
toparlandım ve tam yetmiş iki kilograma çıktım.
Onun
yanı başımda uyuması, başlarda masum temasların huzuru ve kuşkanatlarının
sıcaklığından ibaretti. Ne var ki onun o sıcaklığı, iyileşme sürecimin bitip de
gücüme kuvvetime kavuştuğum dönemde erkekliğimi uyaran bir etken olmaya
başlamıştı. Evet, ben bir erkektim ve o da, o zamana kadar fark edemediğim
kadar güzel bir kadındı.
Gecenin
geç saatlerine kadar uyuyamamıştım. Uyuyor gibi davranarak dudaklarımı boynuna
sokuşturdum ve tenini koklaya koklaya ufacık öpücüklerle temas ettim. Mest
oldu. Yüzünü yüzüme döndü, vücudunu benimkine iyice yapıştırarak, boynuma
dolandı. Dudakları dudaklarıma değiyordu. Uyandığını sanarak çekindimse de
baktım ki, derin bir uykudaydı. Ya da çok iyi bir uyuyor rolü oynuyordu. Az
bekledikten sonra dudaklarını dudaklarımın arasına aldım, öylece tuttum. Epeyi
bir süre öyle kaldıktan sonra tutamadı kendini, dudaklarımı semirerek öpmeye
başladı. Kırk yıldır öpüşmemiş dudaklar hasret gideriyordu. Hiç bir şey
konuşmadık, tek kelime bile; sadece seviştik.
Sabah
olup da yataktan çıktığımızda kırk yıllık evliymiş gibi davranmaya başlayarak,
hiçbir şekilde birbirimizi sorgulamadık.
.
O, benim canımdan daha çok sevdiğim kadınımdı artık. Tanıdığım en güzel kadındı
Safinaz ablam.
Beni
birkaç kez uyararak "abla" demeyi bırakmamı istedi benden. Aramızda
ki değişen ilişkiye rağmen hala Safinaz abla diye hitap etmek hoşuma gidiyordu.
"Tanıdığım
en güzel kadın sensin, Safinaz abla."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten…"
"Birbirimize,
birbirimizden başka yakın duran bir insan kalmadığından öyle geliyor olmalı
sana. Sen de benim için dünyanın en yakışıklı erkeğisin."
"Sahi
mi?"
"Sahi…"
Evet,
ikimizin de birbirimizden başka kimsemiz yoktu; artık biz bir birimize
aittik.
"Birbirimizi
hiç bırakmayalım emi Safinaz abla?"
"Eh…
Sen bırakmazsan ben seni hiç bırakmam"
"Asıl
sen bırakmazsan ben seni hiç bırakmam…"
"Ben
bırakacağım ama…" Hayal kırıklığıyla bakakaldığımı görünce güldü. "Bozulmadan
önce, neyi, diye bir sor bakalım."
"Neyi
bırakacaksın?"
"Bu
şambaba işini... Bankada vadeli hesaplarım var."
"Biliyorum."
"Biliyor
musun? Nereden biliyorsun ulan bunu?"
"Sen
kendin anlatmıştın bize ilk kez oturmağa geldiğinde. On iki ayın her birine ait
bir vadeli hesabın varmış. Her birinin vadesi tamamlandığında işleyen faizleri
bir emekli maaşı gibi olacakmış senin için."
"Tamam!
Aynen öyle. Artık, onlarla geçineceğim."
"Çok
sevindim buna; daha fazla vakit geçirebileceğiz birbirimizle hem…"
"Gezelim,
tozalım, anasını satayım."
"Valla
öyle…"
O
yaz mevsimi bütün Ege sahillerini adeta adım adım dolaşarak geçirdik. Eve
döndüğümüzde Aralık ayı gelmişti. Onun askılı, dekolte bir miniyle ve bir genç
kız canlılığıyla döndüğünü görenlerin geçirdikleri şaşkınlıklara bol bol
güldük.
Bir
ekmek almak için mahalle bakkalına dahi elele tutuşarak gidip geliyorduk.
Canımız ne isterse onu yaşamaktaydık. Sinema, tiyatro konser… Benim fanatiği
olduğum Pink Floyd İstanbul"a konser için gelecekti. İstanbul"a,
konsere gitmeyi kararlaştırdığımızda konsere bilet bulma derdine düştük.
Günlerce uğraştıktan sonra sponsor firmalardan biri aracılığıyla iki bilet
bulabildik. Biletler elimize geçtiği gün keyfimiz zirve yapmıştı.
Öyle
mutluyduk ki, kalleş kadın, konser için İstanbul"a gitmemize tam üç gün
kala, bir gece, beni terk edip gitti.
Safinaz
ablam, gece uykudayken kalp krizi geçirerek ansızın ölüvermişti.
Onun,
ertesi sabah yanı başımda ölmüş olduğunu fark ettiğimde, ben de öldüm. Hem de
milyon kere… O ölmemeliydi. Ölmüş olması, inanılacak gibi değildi. Cenaze töreninde
çok ağladım. Çok ağladım demek az olur, haykıra haykıra çığlıklar atarak
ağladım demeliyim…
Cenaze
töreninden sonra bir adam sokuldu yanıma; bana, "Ergin Yavuz sen misin?"
diye sordu.
"Evet,"
dedim.
Cebinden
çıkartıp kartvizitini verdi. "Ben, rahmetli Safinaz hanımın avukatıyım.
Sizinle görüşmemiz gerekiyor, büroma bir
uğrayın!"
Ben,
duyduklarımdan ne anlam çıkartmam gerektiğini anlamaya çalışırken o çekip
gitmişti bile.
*
"? Nasıl unutacağım o gözlerini, içimdeki
mavi hüzünlerle ey sevgili? "
"Yaşlı adam, neden
geldin? Gelmeni istemedim ki ben!”
“Zamanlar
paylaşılmalıdır. Sen, senin payına düşeni iyi veya kötü, yaşadın. Şimdi,
yaşamak sırası bende…”
"Safinaz abla
yokken yaşamak niye? Öl sen de!"
"Hayır! Her insanın
bir Safinaz Ablaya, ya da Safi Abiye gereksinimi var...Tıpkı çipiş gözlümün
dediği gibi, kötülüğü alt etmek için sevgiyi ve dostluğu yaşatmalıyız."
S O N
"S A F İ N A Z A B L A"
R O M A N