Garip Oynamaya Başlayınca Davul Patlarmış
Garip
oynamaya başlayınca davul patlarmış
Akşamın karanlığı bir örtü gibi çökerken dışarıda lapa
lapa kar yağmaya başlamıştı. Her taraf bembeyaz olmuştu. "Hadi bakalım
torunum bu günde sofra duasını sen yap ta kalkalım" dedi. Duadan sonra
sofradan kalkarken,"Allah dışarıda kalanlara acısın" dedi yaşlı kadın
.
"Oğlandan haber aldın mı oğlum?" diye sordu
kadın. "Yok anne" dedi adam."Aramadınmı?." "Aradım
,aradımda galiba araziye çıkmışlar birkaç günden önce dönmeyeceklermiş .
Askerlik bu ana" dedi ."İyi,iyi". dedi yaşlı kadın.
Ocakta köz haline gelmiş ateşte pişirilen kahveleri
yudumlarken dışarıda kar yağışıda hızlanmıştı. Yaşlı kadın oturduğu sedirden
pencerenin perdesini aralayıp dışarı baktı,
"Maşallah,maşallah!.. Allah afatdan korusun
sabaha kadar bayağı yığacak galiba" dedi.
"Hayırlısı neyse o olsun, bu da lazım ana"
dedi adam.
"Yatsımı okunuyor?" diye sordu yaşlı kadın.
Adam kulak kabartı ,"okunuyor, okunuyor." "Günler epeyi kısaldı.
Gecelerde maşallah yıl gibi. Ezanla yatsı arası artık çok kısa".
"Öyle!" dedi adam.
Bu uzun kış gecesinde yaşlı kadın elinde burnunun
üstündeki gözlükleriyle bir taraftan örmeye çalıştığı yeleği ile uğraşırken
diğer taraftan da oğlu ve geliniyle de konuşuyordu. Gelini iğne oyası
yapmakla meşgulken evin genç kızı da ocaktaki ateşin üzerinde kaynayan suyla
çay demlemekle meşguldü. Adamda ocağın bir kenarındaki minderlerin üzerinde
gazete okumakla ve gazetelerdeki bulmacaları çözmekle meşguldü.
Yaşlı kadın ocaklığın üzerindeki saate gözlüklerinin
üzerinden baktıktan sonra,"Ooo !..vakit epey olmuş" dedi.
"Babaanne istersen sana birde mısır patlatayım ha,istermisin?" diye
sordu genç kız. "Kızım Allah razı olsun, kahvemi çayımı içtim. Kestaneleri
de soyup verdin,yeter bu akşam diğerleri
de başka akşama kalsın Ben artık
yatayım" dedi yaşlı kadın. "Anamın yeri hazır mı?" diye sordu
adam. “Hazır,hazır baba." "Babaannemle birlikte çıkarımda yukarıdaki
sobaya hem tekrar odun atar hemde gece için sobanın yanına biraz daha odun
koyarım" dedi genç kız.
Yaşlı kadının bir oğlu ile bir kızı vardı. Kocası ise
uzun zaman önce vefat etmişti. Kendi Vilayet de oturuyordu ama zaman zamanda
oğlunun ve kızının yanına gider bir müddet kalırdı. Oğlunun ve gelininin tüm
ısrarlarına rağmen kendi evini bırakıp ta oğlunun yanına temelli gelememişti.
Elim ayağım tutuncaya,kendi işimi kendim yapıncaya kadar ben kendi evimdeyim,
sonrası…. Sonrasını Allah bilir. Rabbim inşallah yatırıp ta kapılara baktırmaz.
İki gün yatak üçüncü gün de toprak olur diye dua ediyordu.
Tahta merdivenleri beraber çıkarlarken,"Babaanne
üşürsün diye sana bir battaniye daha aldım" dedi genç kız." Sağol
yavrum…"
Odanın camının önündeki sedirin geniş olması yaşlı
kadına da karyola vazifesi görüyordu. O bu sedire serilen yatakta yatmaktan
büyük zevk alıyordu. Yatağı yapılmış tertemiz,bembeyaz kanaviçe işlemeli
dantelli yatak örtüsü ile saten yorgan yatağa serilmişti. "Size zahmetler
veriyorum" dedi yaşlı kadın. "Olurmu anne zahmet ne kelime başımızın üstünde
yerin var,bak bir daha böyle konuşursan darılırım" dedi gelini."Hadi
kızım sobaya bak da biz çıkalım." "Babaannen de yatar" dedi.
Kapıdan çıkarlarken ,"iyi geceler "dilediler . Yaşlı kadın
üstündekileri çıkarıp pazen geceliğini sırtına geçirdi.Başındaki beyaz namaz
örtüsünü düzeltti.Kalkıp duvarda asılı duran kuranı aldı ve gözlüklerini
takarak okumaya başladı. Uzun bir süre sonra kadın kuranı kapattı ve ellerini
açıp duasını yaptıktan sonra kalkıp kuranı yerine koydu. Odanın lambasını
söndürüp yatağına oturdu ve odanın camının perdesini açtı dışarıyı seyre
başladı.
Sobada yanan odunların çıtırtısı ile odadaki saatin
tik takları sanki bir senfoni gibi uyum içindeydiler.
Kar hala lapa lapa yağmaya devam ediyordu.
Yaşlı kadın dışarısını seyrederken camın ötesinde lapa
lapa yağan kar taneleri ile birlikte hayatının da bir film şeridi gibi
gözlerinin önünden tekrar geçtiğini ve o anları tekrar yaşadığını görür
gibiydi.
O anları yaşamak istemiyordu. O anları tekrar yaşamak
demek milyon kere tekrar ölmek demekti.
Hayat ona öyle bir senaryo hazırlamıştı ki , acaba yer
yüzünde yaşayan kaç kişi bu senaryoyu oynamaya cesaret edebilirdi ? Kendi de
ben bu seneryo yu oynayamam dememiş,diyememişti. Ama zamanı tekrar gerisi
geriye çevirmek elinde olsaydi!
Olsaydı! işte o kadar...
Belkide hayat o zaman başka senaryo koyardı önüne.
Onbeş,onaltı yaşlarında iken annesi tarafından uzaktan
akraba olan birini sevmişti. Delikanlıda onu seviyordu. Annesi ve babası
kızlarını o gence vermek istemiyorlardı. Gönül ferman dinler mi ? İki genç
birlikte kaçtılar. Kızın ailesinin tüm itirazlarına karşı evlendiler.Bir
kızları olmuştu. Ama kızın ailesi,ya gel yada bir daha bizi göremezsin diye
baskıyı arttırmışlardı.Karı koca bir birlerini sevmelerine karşı kız,çocuğunu
alıp babasının evine döndü. Kocası,karısını sevmesine rağmen boşanmayı kabul
etti. Genç kadın babasının evinde iken küçük çocuk hastalığa yakalandı. Genç
kadının yanında kaldığı ailesinin maddi durumları pek iyi değildi.Eldeki
olanaklarla tedavi yapılmasına rağmen küçük çocuk öldü.
Sevdiği adamdan ailesinin baskısıyla istemeyerek
ayrılmış ,bu yetmemiş gibi de çocuğunu da kaybetmişti. Genç kadının tüm dünyası
sanki başına yıkılmıştı.
Bu arada bir dokuma atölyesinde çalışmaya başlamıştı.
Zamanla konu komşunun araya girmesi ile iki sokak
ötede oturan biriyle evlendirdiler. Görücü usulü ile evlenmelerine rağmen kadın
kocasına bağlanmaya çalışıyordu. Bir oğlan çocukları oldu. Kadın hem çocuğuyla
ilgilenirken aynı zamanda da çalışmaya devam ediyordu.
Hiç ummadığı bir günde genç kadın eşinin kendisini
aldattığını gözleriyle gördü. İnanmak istemedi. Kocasının da günden güne
kendinden ve çocuğundan uzaklaştığını fark ediyordu.
Daha fazla dayanamadı ve bir gece genç kadın kocasına
durumu açtığında adam, evet dedi. Genç kadın düşmemek için duvara tutundu.
Ertesi gün genç kadın çocuğunu da alıp tekrar aile
evine döndü. Döndü ama ailesi genç kadına maddi durumlarının yeterli
olmadığını,kendilerininde artık yaşlandıklarını ileri sürerek küçük çocuğa
bakmakta zorlanacaklarını,hatta bakamayacaklarını söylediler. Genç kadının
gidecek yeri olmadığından anne ve babasını uzun zaman ikna etmeye çalıştı.”Bak
ben çalışıyorum dedi. Sizin sadece ben çalışırken dönünceye kadar sadece
çocuğumla ilgilenmeniz yeterli” dediyse de söz dinletemedi.
Genç kadın sadece çocuğuyla birlikte sığındığı baba
evine sığmaz olmuştu.
Bu arada kocasıyla tek celsede boşanmışlardı. Adam
çocuğunu hiç arayıp sormadan şehirden tüm ailesi ile birlikte başka şehre
taşındı.
Ne adres bırakmıştı ne bir şey. Sanki buhar olup
uçmuştu.
Kadında bir yandan çalışıyor bir yandan da ailesinin,”başkasının
çocuğuna mı bakacağız” baskısıyla baş etmeye çalışıyordu.
Adam kendi çocuğuna bile sahip çıkmadı,adres bile
bırakmadan ayrıldı diye genç kadına her akşam söyleniyorlardı. Genç kadın artık
hayat dan nefret eder duruma gelmişti. Her şeyden nefret ediyordu.
Kadının ailesi zaman geçtikçe maddi durumlarında ki
kötüleşmenin de etkisiyle kadına çocuğunun bir başkasına evlatlık verilmesi
hakkında yavaş yavaş baskı yapmaya başladılar. Gün geçtikçe bu baskı dozunu
artırırken genç kadında artık bunalan bu baskılarla ayrıldığı kocasına her
geçen gün duyduğu öfkenin daha artmasıyla istemeye istemeye çocuğunu bir
başkasına evlatlık vermeye razı oldu. Ve bir gün bir tanıdık aracılığı ile
bulunan aileye genç kadın çocuğunu vermek zorunda kaldı.
Günlerce ağladı ama
nafile. Artık yaşamanın bir anlamının kalmadığını düşünüyordu.
Eş dost bu durumu tasvip etmiyorsa da kadına,zamanla
unutursun,çocuğun daha iyi bakılır diye kadını teselli etmeye çalışıyorlardı.
Bir müddet sonra genç kadın çocuğu alan ailenin verdiği adrese çocuğunu görmek
için gittiğinde ailenin oradan adres bırakmadan ayrıldığını öğrendi. Çok
aramasına rağmen hiçbir sonuç elde edemedi.
İlk evliliğinden olan çocuğunun ölmesi, ikinci
evliliğinden olan çocuğunun da ailesinin baskısı ile evlatlık verilmesi kadının
yaşayan ölü haline gelmesine sebep olmuştu.
Zaman içinde konu komşunun aracılığı ile yine aynı
mahallede biriyle evlenmesi için baskı yapılmaya başlandı. Kadının anne ve
babası uygun biriyle evlenmesinin kendisi hakkında hayırlı olacağını
söylüyorlardı. Zamanla yapılan baskılardan dolayı kadın bu kişile evlendi. Bu
evlilikten kadının iki oğlu ve bir kızı oldu.
Kadının kocası iri yarı insanlıktan nasibini almamış
biriydi. Karısına pek iyi davrandığı söylenemezdi. Kadına olur olmaz sebeplerle
şiddet uyguluyordu.Bir defasında eşine attığı birkaç tokat sonunda kadının bir
kulağının zarı patlamış, bir kulağı neredeyse duymuyordu.
Kadının evinde çeşme yoktu. Evinin su ihtiyacını evine
yaklaşık 75 metre ilerideki mahalle çeşmesinden karşılıyordu.
Bir kış günü beş ve sekiz yaşlarındaki iki oğlunu evde
bırakıp çeşmeye su doldurmaya gittiğinde ufak çocuk sobayla oynarken üzerindeki
elbiselerinin sobadan tutuşması sonucu çocuk alev aldı. Abi kardeşini yanarken
gördüğünde korkudan odanın bir kenarına sinmişti. Daha sonra kardeşinin acıdan
feryatlarıyla kendine geldi ve annesini çağırdığında artık iş işten geçmişti.
Çocuğu hemen hastaneye kaldırdılar ama çocuk vefat etti.
Kocası çocuğun ölmesinden karısını suçluyordu. Ama
ayrılmadılar.
Üst üste gelen acılar artık kadını yüzündeki çizgileri
daha da derinleştirmişti. Gülmeyi temelli unutmuş,hayat dan kopmuştu. Yaşam
artık kalan iki çocuğunun etrafında devam ediyordu.
Zamanla kocası da kendisi de emekli oldu. Oğlu ile
kızını evlendirdi. Kocası da vefat etti. Kadın kızıyla birlikte aynı şehirde
oturuyordu. Oğlu ise kadının kocasının kasabasından evlendirildiğinden kasabada
oturuyor ve buradaki kendilerine ait tarlaları işliyor,çiftçilik yapıyordu.
Kadın sedirin üstünde elini çenesine dayamış bir halde
hala dışarısını seyrediyordu. Dışarıda hala lapa lapa kar yağmaya devam
ediyordu. Uzaklardan köpek havlamasına benzer bir ses duydu,umursamadı...
Nereden aklına gelmişti bu acı içinde geçen hayatını
hatırlamak.
Aslında hiçbir zaman aklından çıkmıyordu. Ne kadar
kendini başka işlerle meşgul etmeye çalışsa da sadece geçmişi unutmuş gibi
yapıyordu.
Kaç gece Allahım ne olur geçmişe ait kafamda ne varsa
hepsini siliver,artık geçmişi hatırlamak istemiyorum diye yalvarmıştı.
Odanın içi yavaş yavaş soğumaya başlamıştı.
Kalktı,sobaya birkaç odun attı. Odanın ortasında durup başındaki örtüsünü
çıkardı. Başına çember bağladı. Açık camdan dışarıya baktı. Kar hala devam
ediyordu. Sobaya kapağını yarım yaptı.
Sabah ezanı okunmaya başlamıştı. Oturduğu yerden sabah
ezanını dinledi. Hoca sabah ezanını pek dokunaklı mı okuyordu yoksa içinde
bulunduğu duygu karmaşası nedeniyle mi ona öyle gelmişti ?
Yine sabahı yaptık diye düşündü.
Abdestini alıp sabah namazını kıldı.
Duvarda asılı kuranı aldı. Birkaç sayfa okudu.
Ortalık ağarmaya başlamıştı.
Yatağa öylece uzandı ve gözlerini kapadı.
Yine hiç uyumadan sabahı etmiş, yüzündeki derin
çizgiler daha da derinleşmişti.
Kamil ERBİL
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.