Kabristan
“Hoş geldin abi nasılsın?” dedi.Adam hafif güldü
“sağol sen nasılsın?” dedi. Bekçi “bir şey lazımmı abi,çepin gibi ,iskemle gibi?.”
Adam “yok teşekkür ederim” dedi.İbriklerin yanına gitti iki adet sağlam plastik
ibriklerden aldı. Mezarlar arasında çeşmeler vardı. Biraz bekçi ile sohbet
edeyim diye düşündü. Az ilerideki çeşmelere doğru yürüdü.İki çeşmeyi açıp iki
ibriği doldurmaya başladı. Aynı zamanda da bekçi ilede laflıyordu.”Doldu abi”
dedi bekçi. Adam çeşmeleri kapattı “gideyim,dolaştıktan sonra laflarız” dedi.
“Olur abi” dedi bekçi. Adam o güzel sonbahar gününde ağaçlardan yerlere dökülen
renk renk yaprakların üstüne basa basa kabirlerin arasında ilerlemeye
başladı.Yerlere düşen o renk renk kuruyan yapraklara her basışında çıkan o
muhteşem hışırtı sesleri çok hoşuna gidiyordu.
Bir müddet mezarın başında kaldıktan sonra adam
mezarın başından tam ayrılacaktı ki, kadının yanlamasına başında bulunduğu
mezarın yanına düştüğünü gördü.Bekçide geldi ve kadını kaldırdılar.Kadının hala
gözleri yaşlı idi ve boş gözlerle etrafına bakınıyordu. “Su getir” dedi adam
bekçiye. Bekçi koştu bir bardak su getirdi.Adam kadını aldı az ilerideki
bank’ın üzerine oturtturdu. Suyu içmesi için kadına verdi.Kadın bir kaç yudum
sudan içti “iyiyim” dedi.Banka dayandı,başını iki elinin arasına aldı,baş
örtüsünü, üstünü başını düzeltti. Boş gözlerle etrafına bakınıyordu.Adam şimdi
“Nasılsınız?” dedi. Kadın “İyiyim” dedi ,kısık bir sesle. ”Hanımefendi” dedi
adam. “Biraz oturun dinlenirseniz kendinize gelirsiniz” dedi.
Adam kadına şöyle bir baktı 45-50 yaşlarında
hayatın tüm acıları sanki bu bayanın yüzünde toplanmıştı.Sonbahar’ın o hafif
serin ve kabristanın o muhteşem sessizliği içinde kadın bir müddet daha
oturdu,kalkmak istediğinde tekrar sendeledi .Adam,”Acele etmeyin, lütfen
dinlenin” dedi .Kadın başını adama çevirdi ve sesizce boş gözlerle baktı,iki
eliyle baş örtüsünü tekrar düzeltmeye çalışırken, “Merak etmeyin bir şeyim yok
geçer” dedi.Adam da “Acele etmeyin ,lütfen” dedi.
Bir zaman sonra kadın tamamen kendine
geldiğinden emin olunca adam bu mezarın kimin olduğun sordu .Kadın başını
mahzun ve üzüntülü bir şekilde başını hafifce mezara doğru çevirirken
yanaklarından aşağıya süzülen göz yaşlarına hakim olamıyordu. Adamla bekçi
telaşlandılar adam, “Galiba sormakla hata ettim,derdinizi tazeledim” dedi.Kadın
yaşlı gözlerindeki yaşların görülmesine aldırış etmeden,sanki çok derinlerden
gelen bir sesle;”Siz üzülmeyin anlatmak istiyorum ,belki biraz açılır,
rahatlarım” dedi.
“Burada yatan benim oğlum. Babamız uzun zaman
önce vefat etti. Hayata oğlumdan başka hiç kimsem yoktu.Halimiz vaktimiz iyi
idi. Askerliğini yapmak için komando olarak doğuya gitti. Bir kaç ay sonra bir
çatışmada öldüğü haberi geldi.İşte benim sahip olduğum o tek varlıkta şu
ileride mezarda yatıyor .Evladım orada yatıyor. Artık tek başımayım” dedi.Derin
bir iç geçirdikten sonra dalgın ve boş gözlerle başını oğlunun mezarına cevirdi
yavaş bir sesle “İnşallah onu fazla bekletmem” dedi. Tekrar gözlerinden
yanaklarına doğru yaşlar boşalmaya başladı.Mendille silmeye çalışıyordu.Artık
kendine hakim olamıyor,hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.Kadını sakinleştirdik Bir
müddet daha oturduktan sonra bir taksi çağırmamızı istedi ve gelen taksiye
binerek uzaklaşırken taksinin içinde hala ağladığı fark ediliyordu.
Bu olaydan sonra bir kaç defa daha,ziyaret
ettiğimiz mezarlar yakın olduğundan merhabalaştık.
Hanımla sohbet etmeye başladık.Artık birbirimize
acılarımızdan dolayı yakınlaşmıştık.Sanki kırk yıllık dost
oluvermiştik.Acılarımız bizi çok iyi iki arkadaş yapmıştı.O geldiğin de ben
yoksam o beni arar,selam ve haber bırakır;ben geldiğimde o yoksa ben onu
arar,selam ve haber bırakır olmuştuk.Birbirimizin mezarlarını diğerimiz yokken
çiçekleri sular ve bakımını yapardık.
Kamil ERBİL
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.