Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Yağmur Damlalarını Toplayıp Cebime Koydum

Yağmur Damlalarını Toplayıp Cebime Koydum

YAĞMUR DAMLALARINI TOPLAYIP CEBİME KOYDUM
Nisan ayının ortalarıydı. O sabah, pencereyi araladığımda toprağın o kendine has kokusu doldu içeriye. Yağmur yeni dinmiş, baharın serinliği duvarlara sinmişti. Kuşlar ötüşüyor, rüzgâr hafifçe perdeyle oynuyordu. Bahçedeki bülbülün sabah türküsü, ruhumda eski zamanların tozunu üflüyordu sanki. Kim öğretmişti ona bu ezgiyi? Belki de hayatın ta kendisiydi öğretmeni… Her sabah biraz daha unutmaya başladığımız o içsel sesi hatırlatmak için ötüyordu.

Çok düşünmeden çıktım evden. Arabanın kontağını çevirdim ve hiç belirli bir yön tayin etmeden sürdüm yola. Silecekler yağmurla yarışa girmişti. Yağmur damlalarının camdaki dansı, bir tür hatıra filmi gibi akıp gidiyordu gözlerimin önünden. Nereye gittiğimin önemi yoktu; doğanın koynuna, denizin sessizliğine, içimin karanlığına doğru gidiyordum belki.

Körfeze vardığımda arabanın farları puslu sabahın içinde zor seçilen bir manzarayı aydınlattı. Denizle göğün birbirine karıştığı o gri ton, içimde bir zamanlar kalan yarım cümleler gibi anlamlı ve belirsizdi. Arabadan indim. Yağmur hâlâ yağıyordu. Şemsiyesiyle yürüyen genç bir delikanlı bana dönüp “Islanıyorsun,” dedi, biraz da hayretle. Gülümsedim sadece. Anladı beni, o da gülümsedi. Herkesin kendine göre bir yağmur hikâyesi vardır, onunki belki bambaşkaydı.

Kumla sahiline doğru yürüdüm. Bir çay bahçesinin naylon çadırı altına oturdum. Çay söyledim. Masaya düşen yağmur seslerini, denize karışan damlaların ritmini dinledim bir süre. Garson geldi, ilgilendi: “Birini mi bekliyorsunuz?” diye sordu. “Hayır,” dedim, “geçmişimi bekliyorum… belki de bir anı.” Başımı çevirdiğimde göz göze geldiğim birkaç çocuk, deniz kenarında bir su birikintisini gemi gibi kullanıyor, kahkahalarla oynuyorlardı. Zamanın eskitemediği neşelerdi onlar.

Buraya gelişimin aslında gizli bir nedeni vardı. Yıllardır görüşemediğim askerlik arkadaşım bu civarda yaşıyordu. Aramadan, sormadan gitmek istedim. Kapıyı eşi açtı, beni görünce hemen arkasını döndü ve içeriye seslendi: “Geldi bak!” dedi. O an bir sarılma, bir yılların telafisi oldu aramızda. Hiçbir şey sormadan, hiç yargılamadan. Gözlerindeki ışıltıyı görünce, dostluğun zamanla yıpranmadığını anladım.

Balkonda kahveler içildi, ev yemekleri yendi, eski günler anıldı. Gülüştük, sustuk, yine konuştuk. Sonunda hep aynı soruya geldiler: “Hâlâ yalnız mısın?” Eşi, tatlı bir sitemle, “Bu adam anca öteki dünyada evlenir,” dedi. Ben sustum. Onlar cevabımı zaten biliyordu. Bazı yalnızlıklar, alışkanlığa değil, tercihe dayanır.

Geceyi kalmam için ısrar ettiler. Kabul edemedim. Yağmur hâlâ yağıyordu. Vedalaştık. Arabaya binip tekrar yola koyuldum. Silecekler çalışıyor, radyoda hicaz bir şarkı çalıyordu. Yağmur, yolun yüzeyine düşüyor; düşerken geçmişin izlerini siliyor, yeni izler bırakıyordu ardında. Sessizliğe eşlik eden bir yalnızlık vardı içimde ama bu yalnızlık, insana iyi gelen türdendi.

O gece, göğsüme koyduğum yağmur damlalarıyla döndüm evime. Kimseye anlatamadığım, sadece hissettiklerimle konuşabildiğim o damlaları cebime koydum. Çünkü bazı anlar konuşulmaz, sadece yaşanır. Ve bazı yolculuklar, sadece insanın içine doğrudur.

Kamil Erbil

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Yağmur Damlalarını Toplayıp Cebime Koydum

Yağmur Damlalarını Toplayıp Cebime Koydum

kamil-erbil kamil-erbil