Kağıt Otobüs

Soğuk bir kış sabahıydı. Terminalin çatısından sarkan buzlar titriyor, ince ince yağan kar, çamurlu zemine karışıp eriyordu. Perona yanaşan eski bir otobüsün camı kırıktı. Çatlağın arasından içeri dolan soğuk, sanki birazdan yaşanacak vedanın habercisiydi.

Kalabalığın arasında, yıpranmış paltosuna sarınmış küçük bir çocuk annesinin elini sıkı sıkıya tutuyordu. Adı Kerem’di. Yedi yaşındaydı ama gözleri, yaşıyla bağdaşmayacak kadar derin bakıyordu. Yanlarında babası Ali vardı; omzunda eski bir çanta, yüzünde ise sakladığı bir hüzün.

Kerem son günlerde bir şeylerin değiştiğini hissetmişti. Babası sustukça annesinin gözleri doluyor, evin içinde ağır bir sessizlik dolaşıyordu. Hiç kimse ona hiçbir şey anlatmıyordu ama o, her şeyi biliyordu.

Otobüsün motoru çalışınca kalpleri sıkıştı. Ali diz çöktü, oğlunu kucakladı. Küçük kollar babasını bırakmak istemiyordu. Zeynep dudaklarını kanatır gibi ısırıyor, gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Ali son kez uzandı ama eli havada kaldı; dokunursa dayanamayacaktı.

Otobüs ağır ağır hareket etti. Kerem, kırık camın ardından babasının siluetini görebildiği son ana kadar koştu. “Baba!” diye bağırdı. Ama sesi motorun gürültüsünde kayboldu.

Zeynep oğlunun başını okşadı:
“Baban gitti ama dönecek,” dedi.
Kerem gözyaşları içinde sordu:
“Ya dönerken bizi tanımazsa anne?”
Zeynep sustu. Çünkü bazen en ağır acılar, cevapsız kalan sorularda gizliydi.

 

Sonraki günlerde evin sessizliği daha da büyüdü. Kerem her ayakkabı sesinde pencereye koştu, ama kapının önünde ya komşu ya da postacı vardı. Zeynep, çayı artık iki değil bir bardak koyuyordu. Ali’nin kahvaltıda sevdiği zeytin, dolabın köşesinde unutulmuştu.

Kerem geceleri rüyasında babasını görüyordu. “Gitme!” diye ağlayarak uyanıyor, Zeynep sessizce yanına sokuluyordu. Tesellinin bazen kelimelerle değil, sessizlikle verildiğini öğrenmişti.

Ali, ayda bir kez arayabiliyordu. Çoğu zaman ses cızırtılı geliyordu:
“Sizi çok özledim… Dayanın, yakında düzelecek.”
Zeynep telefonda güçlü çıkmaya çalışıyordu:
“Biz iyiyiz. Kerem seni bekliyor.”
Ama Ali, o bekleyişin nasıl gözleri boşalttığını, Zeynep’in geceleri yastığa gizlice ağladığını duyamıyordu.

Bir gün Kerem okuldan döndüğünde elinde kâğıttan yaptığı bir otobüs vardı. Camlarını tek tek çizmişti, birini ise bilerek kırık yapmıştı. Üzerine titrek harflerle “BABA” yazmıştı.
“Bu otobüs seni bize getirecek,” dedi annesine.
Zeynep gözleri dolarak kâğıt otobüsün kenarına dokundu.
“İnşallah oğlum… İnşallah gelir.”

Aylar geçti. Bahar geldi ama evin içinde kış hiç bitmedi.

Kapı çalındığında Zeynep’in kalbi hızla çarptı. Karşısında yine Ali vardı. Ama bu kez farklıydı. Üzerinde eski bir madenci kıyafeti, yüzünde derin çizgiler… Ve sol kolu dirseğinden aşağı yoktu.

Bir anlık sessizlik bütün evi sardı.

“Anne, kim geldi?” diye seslendi Kerem içeriden.
Zeynep’in sesi titredi:
“Baban geldi oğlum…”

Kerem kapıya koştu. Birkaç saniye baktı, gözleri kocaman açıldı.
“Sen… babam mısın?”

Ali diz çöktü, tek koluyla oğluna uzandı. Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Evet oğlum… Ama biraz eksik geldim. Çok geç kaldım, biliyorum.”

Kerem cebinden buruşturulmuş kâğıt otobüsü çıkardı. Camlarından biri hâlâ kırık çizilmişti.
“Ben seni bu otobüsle getirdim,” dedi.

Ali tek koluyla otobüsü aldı, göğsüne bastırdı. O an, sanki kırık camlı o otobüsle kendi eksikliğini de görüyordu.

Kerem sessizce fısıldadı:
“Bir daha gitmeyeceksin, değil mi?”

Ali, başını salladı.
“Artık çalışacak gücüm de kalmadı oğlum. Bundan sonra hep yanınızdayım. Hem eksik, hem yaralı… ama yine de sizin babanızım.”

Zeynep yanlarına çöktü, gözyaşlarını tutamadı. Üçü, daracık koridorda birbirine sarıldılar.

Ve o gün… evin sessizliği ilk defa kırıldı.
Kırık camların arasından sızan umut ışığıyla.
Ama bu kez o ışığın içinde, bir de hüzün vardı.

 

Kamil Erbil

 

( Kağıt Otobüs başlıklı yazı kamil-erbil tarafından 17.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu