
‘’BİR
NEBİ, NİL NEHRİNİN
SUYUNU FİLİSTİN’E GETİRDİĞİNDE
TÜRKLER FİLİSTİN
TOPRAKLARINDAN DEFOLUP GİDECEKLER.’’
Bugünkü yazı başlığımın
siz okuyucularımı irrite
ettiğinin farkındayım ama ilk
bölümde de dediğim
gibi : ‘’Sizlere masal değil,
tarih anlatacağım.’’
***
7. Ordu
Komutanlığından istifa eden Mustafa Kemal
Paşa 15 Ekim 1917’de
İstanbul’daydı lakin istifa etmiş
olduğu halde halen
paşa üniformasını giyiyor
ve devletten maaş
alıyordu.
Neyse, Mustafa Kemal’i
İstanbul’da bırakıp tekrar
Yıldırım Orduları Grup
Komutanlığına dönelim.
Mustafa Kemal’in 7.
Ordu Komutanlığından istifa
etmesi üzerine Falkenhayn
onun atadığı Ali
Rıza Paşayı da değiştirdi
ve yerine Gazze’de İngilizlere yenilmiş
olan Alman general Friedrich Kreß von Kressenstein’i getirdi. (
Daha öce I. Ve
II. Gazze Savaşlarında
yenilmiş olan bu
komutan 3. Kez
yenilsin diye herhalde.
Nitekim de öyle
oldu. )
Bu arada İngiltere başbakanı
Llyod George Mısır
Seferi Kuvvetler komutanı
General Allenby’e ‘’ Senden
Noel Hediyesi olarak
Kudüs’ü istiyorum ‘’ Demişti
ve Noel oldukça
yakındı.
Ancak Filistin toprakları ve Kudüs için
en can alıcı olay 2 Kasım
1917’de gerçekleşti.
Evet, ileride İsrail Devletinin
temeli olacak olan
Balfour Deklarasyonu İngiliz
Dışişleri Bakanı Arthur
Balfour tarafından İngiliz parlamentosundan geçirilmiş
ve tüm dünyaya duyurulmuştu.
Bu nasıl
bir belgeydi uzun
uzun yazıp kafa
şişirmeyeceğim. İngiltere
Dışişleri Bakanı Balfour, Siyonist
Yahudi para babası
Lord Rothschild’e yazdığı
mektupta İngiltere’nin Filistin
topraklarında kurulacak bir
İsrail Devletini destekleyeceği belirtiliyordu ve
İngiltere’de ne Kraliçe
ne de parlamenterler ‘’ Bu
da nereden çıktı?
Böyle bir şey
yok ‘’ diyorlardı.
Siyonist Yahudilerin dediği
gibi yürüyordu her
şey. Ne demişlerdi?
‘’ İsrail’in yolu Çanakkale’den
geçer ‘’ Çanakkale’de Siyon Katırcılar
Birliği ile İngilizlere yaptıkları
gönüllü hizmetin karşılığını
fazlasıyla alacaklarının tüm belirtileri ortaya
çıkmaya başlamıştı.
General Allenby, komutanlarından
20. Kolordu komutan
Philp Chetwood’a ‘’
Git ve Kudüs’ü
al. ‘’ dedi.
110.000 Kişilik İngiliz
ordusuna karşı sadece
36.000 Kişilik bir
Türk ve Alman
ordusuna sahip olan
Falkenhayn, Mustafa Kemal Paşa
ısrarla ‘’ Filistin’de
bir savunma hattı oluşturmamız
lazım. ‘’ dediği halde Filistin’i ve
Kudüs’ü kendi kaderiyle başbaşa
bıraktığı için 1917
Yılının 8 Aralık gecesini 9
Aralık gecesine bağlayan
gecede Kudüs, tek kurşun
atılmadan İngilizlere teslim
oldu.
Ve 11
Aralık 1917
İngilizlerin, Mısır Seferi Kuvvetlar
Komutanı General Edmund
Allenby, sadece 150-200
kişilik bir maiyetle
ve yaya olarak
Kudüs’e girdi.
Evet, hadis(!) gerçekleşmişti. ‘’Nil’in
suyu bir peygamber
tarafından Filistin’e getirildiğinde Türkler
Filistin’den defolup gidecek. ‘’ Hadisi gerçekleşmiş
ve Türkler Filistin
topraklarından defolup gitmişlerdi (!)
Biliyorum ‘’ Hocam
ne saçmalıyorsun sen?’’ Diyorsunuz.
Hemen açıklayayım.
I. Dünya
Savaşı yıllarında ve
hatta daha öncesinde Gertrude Bell’den,
Pearcy Cox’a, Pearcy
Cox’tan John Philby’ye, John
Philby’den Lawrens’e pek
çok casuslar kimi derviş
olarak, kimi şeyh
olarak Arapları Türklere karşı
kışkırtmak için bir
sürü hadis uydurdular.
İşte bu hadislerden
birine göre bir gün
bir peygamber gelecek
ve Nil Nehrinin
tatlı suyunu Filistin
toraklarına getirecekti. İşte
o gün de
asırlardır Filistin’i işgalleri
altında bulunduran hain
Türkler (!) Filistin topraklarından defolup
gideceklerdi.
İngiliz General Edmund
Allenby, gerçekten de -
İngiliz askerleri temiz
ve tuzsuz su
içsin diye- Nil’in
suyunu Kudüs’e kadar
getirttiği gibi Türkleri
de Kudüs’ten kovmuştu. İşte o
sebeple bazı şerefsiz,
beyinsiz, İslamiyetin İ sini
bile anlayamamış alçaklar (
Ben onlara Müslüman
demiyorum zira Müslüman
Hz. Muhammed’den (S.A.S) sonra
peygamber gelmeyeceğini bilir. )
Evet, o alçaklar 11 Aralık 1917’de
Kudüs’e giren Edmund
Allenby’i ‘’ Allah-
Nebi- Alenbi ‘’ tezahüratlarıyla karşıladılar.
[Kaynak: H.Peary Gordn,
Mısır Kuvve-i Seferiyesinin İleri Harekatı.
Çeviren: Yüzbaşı Adil. İstanbul/ Matbaa-i Askeriye
1926 ]
Öte yandan Kudüs’ün İngilizlerin eline geçmiş
olması Falkenhayn’ın zerre
kadar umurunda değildi.
Netice’de Müslüman Türklerden alınmış,
bir Hıristiyan devletin
eline geçmişti [Kaynak: Uluğ İğdemir, Atatürk’ün Yaşamı
Sa. 102 ] Maalesef Falkenhayn da Kudüs’ün
aslında Siyonist Yahudilerin
eline geçtiğinin farkında
değildi ya da
Farkında olsaydı da
fark etmeyecekti.
Peki Kudüs’ün elimizden
çıktığı günlerde İstanbul’da
neler oluyordu?
Efendim o günlerde
İstanbul’da bizim Hacı
Wilhelm’in ( Yani Alman
İmparatoru II. Wilhelm’in… Ona niçin
Hacı Wilhelm demişiz,
gizli Müslüman ilan
etmişiz tamamen ayrı
komik bir konu ) Padişah Mehmed
Reşat’ı Almanya’ya daveti konuşuluyordu. Kudüs
adeta dert değildi
de bu ziyaret
dert olmuştu.
Prostat sebebiyle beş
dakikada bir tuvalete
koşan Padişah Mehmet
Reşad, ayrıca dizlerinden
de çok rahatsız
olduğu için bu davete
icabet edemezdi. Ama atlatmak
da olmazdı. Bizim
Hacı Wilhelm tam üç
defa gelmişti İstanbul’a.
Sonunda karar verildi:
Padişahı temsilen Almanya’ya veliahd
Vahdettin gönderilecekti.
Veliahta bir de
yaver lazımdı. O
kim olacaktı?
O da İstanbul’da boş
boş oturan Mustafa
Kemal Paşa olabilirdi
pek âlâ.
Velhasılıkelam Kudüs’ün elimizden
çıkmasının üzerinden henüz
dört gün geçmişti
ki müstakbel padişah( yani
geleceğin padişahı ) Vahdettin
ile Mustafa Kemal
Paşa 15 Aralık
1917’de Almanya’ya doğru yola
çıktılar. Ertesi gün Mustafa
Kemal Paşa’ya Birinci Rütbeden
Kılıçlı Mecidi Nişanı
takıldı.
15 Aralık 1917- 5 Ocak 1918 Tarihleri arasında
Veliaht Vahdettin’le Almanya’da birlikte olan
Mustafa Kemal Paşa, daha
sonra İstanbul’a döndü
ve 25 Mayıs
1918’e kadar İstanbul’da etliye
sütlüye dokunmadan yaşarken
bu tarihte böbreklerindeki rahatsızlık
sebebiyle -gerekli izinleri
alarak-önce Viyana’da bir
otelde, sonra bir
senatoryumda ve nihayet 30
Haziran 1918’de Karsbad kaplıca
ve tedavi merkezine
giti.
Peki Yıldırım Orduları
Grubunda vaziyet nedir?
Oraya geçmeden önce
aynı tarihlerde yani
Kudüs’ün elimizden çıktığı
günlerde yaşanan çok
önemli olaylardan birini
aktarayım siz değerli
okurlarıma.
Evet, padişahlığı döneminde Kudüs’ü
Yahudilere kaptırmamak için
cansiperane bir gayret
içinde olan Sultan
II. Abdülhamit, Kudüs’ün İngilizlerin
eline geçtiğini öğrendikten
sonra uzun yaşamadı
ve uzun süredir
devrik bir padişah
olarak yaşadığı Beylerbeyi
Sarayında belki de
kahrından 10 Şubat
1918’de hayata gözlerini
yumdu.
Sonra?
Sonra 25
Şubat 1918’de General
Falkaenhayn, Yıldırım Orduları
Grup Komutanlığından alındı; yerine Çanakkale’den
tanıdığımız Otto Liman
von Sanders getirildi.
***
Görüldüğü gibi daha
Nablus’a gelemedik, Mustafa
Kemal ise İstanbul’da.
Yani Irak ya
da Filistin Cephesinde
herhangi bir savaşa dahil
olmuş değil.
NOT: Geçen bölümde
sorduğum sorunun cevabını da
vereyim: Askerleri Alman, komutanları
Türk olan bir
cephe ne I.
Dünya savaşında ne
de bir başka
savaşta hiç olmadı. Ama
askerleri Türk, komutanları
Alman olan savaş
cepheleri çok oldu.