Makale / Tarihsel Makaleler

Eklenme Tarihi : 19.08.2025
Okunma Sayısı : 305
Yorum Sayısı : 8
Armageddon Savaşı  Ya  Da Melheme-i  Kübra  Yahut  Nablus  Savaşı-3.bölüm-

‘’BİR NEBİ,  NİL  NEHRİNİN  SUYUNU  FİLİSTİN’E  GETİRDİĞİNDE  TÜRKLER FİLİSTİN  TOPRAKLARINDAN  DEFOLUP  GİDECEKLER.’’



Bugünkü  yazı  başlığımın  siz   okuyucularımı  irrite  ettiğinin  farkındayım ama  ilk  bölümde  de  dediğim  gibi : ‘’Sizlere  masal  değil,  tarih  anlatacağım.’’

***

7.  Ordu  Komutanlığından istifa  eden Mustafa  Kemal  Paşa  15 Ekim  1917’de  İstanbul’daydı lakin  istifa  etmiş  olduğu  halde  halen  paşa  üniformasını  giyiyor  ve  devletten  maaş  alıyordu.

Neyse,  Mustafa  Kemal’i  İstanbul’da  bırakıp  tekrar  Yıldırım  Orduları  Grup  Komutanlığına  dönelim.

Mustafa  Kemal’in  7.  Ordu  Komutanlığından  istifa  etmesi  üzerine  Falkenhayn  onun  atadığı  Ali  Rıza  Paşayı  da değiştirdi  ve yerine Gazze’de İngilizlere yenilmiş  olan  Alman  general Friedrich Kreß von Kressenstein’i  getirdi. (  Daha  öce I.  Ve  II.  Gazze  Savaşlarında  yenilmiş  olan  bu  komutan  3.  Kez  yenilsin  diye  herhalde.  Nitekim  de  öyle  oldu. )

Bu  arada İngiltere  başbakanı  Llyod  George  Mısır  Seferi  Kuvvetler  komutanı  General  Allenby’e  ‘’ Senden  Noel  Hediyesi  olarak  Kudüs’ü  istiyorum ‘’  Demişti  ve  Noel  oldukça  yakındı.

Ancak Filistin  toprakları  ve  Kudüs  için  en can  alıcı  olay  2  Kasım  1917’de  gerçekleşti.

Evet, ileride  İsrail  Devletinin  temeli  olacak  olan  Balfour  Deklarasyonu  İngiliz  Dışişleri  Bakanı  Arthur  Balfour  tarafından İngiliz  parlamentosundan  geçirilmiş  ve  tüm  dünyaya duyurulmuştu.

Bu  nasıl  bir  belgeydi  uzun  uzun  yazıp  kafa  şişirmeyeceğim. İngiltere  Dışişleri  Bakanı    Balfour,  Siyonist  Yahudi  para  babası  Lord  Rothschild’e  yazdığı  mektupta  İngiltere’nin  Filistin  topraklarında  kurulacak  bir  İsrail  Devletini  destekleyeceği  belirtiliyordu  ve  İngiltere’de  ne  Kraliçe  ne  de  parlamenterler ‘’  Bu  da  nereden  çıktı?  Böyle  bir  şey  yok ‘’ diyorlardı.

Siyonist  Yahudilerin  dediği  gibi  yürüyordu  her  şey.  Ne  demişlerdi?  ‘’ İsrail’in  yolu  Çanakkale’den  geçer ‘’ Çanakkale’de  Siyon  Katırcılar  Birliği  ile İngilizlere  yaptıkları  gönüllü  hizmetin  karşılığını  fazlasıyla  alacaklarının  tüm  belirtileri  ortaya  çıkmaya  başlamıştı.

General  Allenby, komutanlarından 20.  Kolordu  komutan  Philp  Chetwood’a  ‘’  Git  ve  Kudüs’ü  al. ‘’  dedi. 

110.000  Kişilik  İngiliz  ordusuna  karşı  sadece  36.000  Kişilik  bir  Türk  ve  Alman  ordusuna  sahip  olan  Falkenhayn, Mustafa  Kemal  Paşa  ısrarla  ‘’  Filistin’de  bir  savunma hattı  oluşturmamız  lazım. ‘’ dediği  halde  Filistin’i ve  Kudüs’ü kendi  kaderiyle  başbaşa  bıraktığı  için  1917  Yılının  8 Aralık gecesini  9  Aralık  gecesine  bağlayan  gecede Kudüs,  tek  kurşun  atılmadan  İngilizlere  teslim  oldu.

Ve  11  Aralık 1917

İngilizlerin, Mısır  Seferi  Kuvvetlar  Komutanı  General  Edmund  Allenby,  sadece  150-200  kişilik  bir  maiyetle  ve  yaya  olarak  Kudüs’e  girdi.

Evet,  hadis(!)  gerçekleşmişti.  ‘’Nil’in  suyu  bir  peygamber  tarafından  Filistin’e  getirildiğinde  Türkler  Filistin’den  defolup  gidecek. ‘’ Hadisi  gerçekleşmiş  ve  Türkler  Filistin  topraklarından  defolup  gitmişlerdi (!)

Biliyorum  ‘’  Hocam  ne saçmalıyorsun  sen?’’  Diyorsunuz.  Hemen  açıklayayım.

I.  Dünya  Savaşı  yıllarında  ve  hatta  daha  öncesinde Gertrude  Bell’den,  Pearcy  Cox’a,  Pearcy  Cox’tan John  Philby’ye,  John  Philby’den   Lawrens’e  pek  çok  casuslar kimi  derviş  olarak,  kimi  şeyh  olarak Arapları  Türklere  karşı  kışkırtmak  için  bir  sürü  hadis  uydurdular.  İşte  bu  hadislerden  birine  göre bir  gün  bir  peygamber  gelecek  ve  Nil  Nehrinin  tatlı  suyunu  Filistin  toraklarına  getirecekti.  İşte  o  gün  de  asırlardır  Filistin’i  işgalleri  altında  bulunduran  hain  Türkler (!)  Filistin  topraklarından  defolup  gideceklerdi.

İngiliz  General  Edmund  Allenby,  gerçekten  de -  İngiliz  askerleri  temiz  ve  tuzsuz  su  içsin  diye-  Nil’in  suyunu  Kudüs’e  kadar  getirttiği  gibi  Türkleri  de  Kudüs’ten  kovmuştu. İşte  o  sebeple  bazı  şerefsiz,  beyinsiz,  İslamiyetin  İ sini  bile  anlayamamış  alçaklar (  Ben  onlara  Müslüman  demiyorum  zira  Müslüman  Hz.  Muhammed’den (S.A.S)  sonra  peygamber gelmeyeceğini  bilir. )

Evet,  o alçaklar  11 Aralık  1917’de  Kudüs’e  giren  Edmund  Allenby’i  ‘’  Allah-  Nebi-  Alenbi ‘’  tezahüratlarıyla  karşıladılar.  [Kaynak: H.Peary  Gordn, Mısır  Kuvve-i  Seferiyesinin İleri  Harekatı.  Çeviren:  Yüzbaşı  Adil. İstanbul/ Matbaa-i  Askeriye  1926 ]

Öte  yandan  Kudüs’ün İngilizlerin  eline geçmiş  olması  Falkenhayn’ın  zerre  kadar  umurunda  değildi.  Netice’de Müslüman  Türklerden  alınmış,  bir  Hıristiyan  devletin  eline  geçmişti [Kaynak: Uluğ  İğdemir, Atatürk’ün  Yaşamı  Sa. 102 ] Maalesef  Falkenhayn da  Kudüs’ün  aslında  Siyonist  Yahudilerin  eline  geçtiğinin  farkında  değildi  ya  da  Farkında  olsaydı  da  fark  etmeyecekti.

Peki  Kudüs’ün  elimizden  çıktığı  günlerde  İstanbul’da  neler  oluyordu?

Efendim  o  günlerde  İstanbul’da  bizim  Hacı  Wilhelm’in (  Yani  Alman  İmparatoru  II.  Wilhelm’in… Ona  niçin  Hacı  Wilhelm  demişiz,  gizli  Müslüman  ilan  etmişiz  tamamen  ayrı   komik  bir  konu ) Padişah  Mehmed  Reşat’ı  Almanya’ya  daveti konuşuluyordu.   Kudüs  adeta  dert  değildi  de  bu  ziyaret  dert  olmuştu.

Prostat  sebebiyle  beş  dakikada  bir  tuvalete  koşan  Padişah  Mehmet  Reşad,  ayrıca  dizlerinden  de  çok  rahatsız  olduğu  için bu  davete  icabet  edemezdi. Ama  atlatmak  da  olmazdı.  Bizim  Hacı  Wilhelm  tam  üç  defa gelmişti  İstanbul’a.

Sonunda  karar  verildi:  Padişahı  temsilen Almanya’ya  veliahd  Vahdettin  gönderilecekti.

Veliahta  bir  de  yaver  lazımdı.  O  kim  olacaktı? 

O  da İstanbul’da  boş  boş  oturan  Mustafa  Kemal  Paşa  olabilirdi  pek  âlâ.

Velhasılıkelam  Kudüs’ün  elimizden  çıkmasının  üzerinden  henüz  dört  gün  geçmişti  ki  müstakbel  padişah( yani  geleceğin  padişahı )   Vahdettin  ile  Mustafa  Kemal  Paşa  15  Aralık  1917’de Almanya’ya  doğru  yola  çıktılar. Ertesi  gün  Mustafa  Kemal  Paşa’ya Birinci  Rütbeden  Kılıçlı  Mecidi  Nişanı  takıldı.

15  Aralık 1917- 5 Ocak  1918 Tarihleri  arasında  Veliaht  Vahdettin’le  Almanya’da birlikte  olan  Mustafa  Kemal  Paşa, daha  sonra  İstanbul’a  döndü  ve  25  Mayıs  1918’e  kadar İstanbul’da  etliye  sütlüye  dokunmadan  yaşarken  bu  tarihte  böbreklerindeki  rahatsızlık  sebebiyle  -gerekli  izinleri  alarak-önce  Viyana’da  bir  otelde,  sonra  bir  senatoryumda  ve  nihayet 30  Haziran 1918’de  Karsbad  kaplıca  ve  tedavi  merkezine  giti. 

Peki  Yıldırım  Orduları  Grubunda  vaziyet  nedir?

Oraya  geçmeden  önce  aynı  tarihlerde  yani  Kudüs’ün  elimizden  çıktığı  günlerde  yaşanan  çok  önemli  olaylardan  birini  aktarayım  siz  değerli  okurlarıma.

Evet, padişahlığı  döneminde  Kudüs’ü  Yahudilere  kaptırmamak  için  cansiperane  bir  gayret  içinde  olan  Sultan  II.  Abdülhamit, Kudüs’ün  İngilizlerin  eline  geçtiğini  öğrendikten  sonra  uzun  yaşamadı  ve  uzun  süredir  devrik  bir  padişah  olarak  yaşadığı  Beylerbeyi  Sarayında  belki  de  kahrından  10  Şubat  1918’de  hayata  gözlerini  yumdu.

Sonra? 

Sonra  25  Şubat  1918’de  General  Falkaenhayn,  Yıldırım  Orduları  Grup  Komutanlığından alındı; yerine  Çanakkale’den  tanıdığımız  Otto  Liman  von  Sanders getirildi.

***

Görüldüğü  gibi  daha  Nablus’a  gelemedik,  Mustafa  Kemal  ise  İstanbul’da.  Yani  Irak  ya  da  Filistin  Cephesinde  herhangi  bir savaşa  dahil  olmuş değil.

NOT:  Geçen  bölümde  sorduğum  sorunun  cevabını da  vereyim: Askerleri  Alman,  komutanları  Türk  olan  bir  cephe  ne  I.  Dünya  savaşında  ne  de  bir  başka  savaşta  hiç  olmadı. Ama  askerleri  Türk,  komutanları  Alman  olan  savaş  cepheleri  çok  oldu.

  

( Armageddon Savaşı Ya Da Melheme-i Kübra Yahut Nablus Savaşı-3.bölüm- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 19.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu