Yorgun bir imla hatası,
günün yüklediği kontör sayısı belki de tedavülden kalkan paradaki resimlere
özenen bir adam. Seyrinde ömrün sükûn dileyen bir yolculuk hatta ve hatta
dilenen. Mevzu bahis sevgi ise yükü daha da ağırlaşıyor yolcunun.
Mavi bir deniz: öznesi
de martı ve az sonra atacağım simit parçalarından bir lokma da kendime
ayırıyorum.
Sözcük yüklü bulutlar
elbette hazan mahsulü sezilerim ve iç sesim teyakkuzda: yetimliğime imrenen
kadın gibiyim ve acıya imreniyorum bir o kadar da hüzne.
Bayat bir tadı var
havanın bir o kadar ağır içimdeki havayı boşaltmadığımdan mı nedir biteviye
yükselmek ve en tepeye varmak istiyorum hani çıtanın yükseldiği Nirvana
noktasına yoksa bir nokta olmaya mı özeniyorum?
İçimdeki yeis ve
duygularımın da reisi iken kimliğimi sorguluyorum bazen fazlasıyla patavatsız
bazen de haddinden fazla öfkeliyim. Fazla naz mademki âşık usandırıyor iyi de
aşka filan inanmıyorum ben.
Közünde ne saklı ise
günün duygularda varsıl bir hikmet. Buzağı altında ne mi arıyorum? Elbette
devasa bir buzdağı üstelik kırıntılarından da nasipleneceğim sarkıtın
damlattığı her damlaya banıp da kuru ekmeği içli bir şarkı çalıyormuşçasına
mest olacağım hüzünden iyi de hüzün fazlasıyla ırak yüreğimden belki de günü
sıkıcı kalan illa ki mutluluk.
Sarkacını arıyorum
içimdeki yetim kız çocuğunun ve mideme bir kramp saplanıyor ansızın sanırım çok
kitap okudum son zamanlarda: yüreğimdeki hazanı bahar bellediğim bir de aşkı
hepten mimlemişken içimdeki kayıp şehrin perisi.
Hala mutluyum yoksa
birilerinin canını mı yakmalıyım mutsuz olmak için? İyi de kıyamam ki.
Feryat figan koşuşan
bulutlara takılı gözüm ve yüreğin feri de ışıl ışıl. Sözcüklerin deforme ettiği
cilt kapağı gibiyim kitabın aslında defter benzeri içimdeki yapraklar belki de
asılı kaldığım çınar ağacının köküne sarılmışım kopmamak adına hayattan. Hala
ağlayamıyorum hala öznemle barışık ve hala mutluyum.
Düş gücüm ihanet ediyor
şiirlerime.
Şiir yürekli
kadınlardan arıyorum yakınlarımda ama her biri fazlasıyla mutlu ve evet,
biliyorum ki ben de gitgide onlara benzedim.
Hayat kaygım mı?
Hesabıma yatan binlerce
lira.
Özneleri sağalttığım
mı? Eh, ne de olsa gizli özne olmaktan son anda vazgeçtim ve çarşaf çarşaf
resimlerim b/asıldı. Neymiş efendim? Şehrin hatta memleketin en mutlu
insanıymışım.
Evrim geçirdiğimi
müjdeleyecek diye bekliyorum omzumdaki melekleri ve tam da kapımı çalacakken
ilham perim, biliyorum ki; ben aşka ve hüzünlü şiirlere ihanet ettim.
Vapurdaki tek yolcu
benim hatta geminin kontrolü de bende yoksa bu gemi sonsuza kadar batmayacak
mı? O halde karaya vurduğunda dalgalar ben hala denizde salınıyor olacağım
belki de acıları istifleme hakkımı elimden almışken Tanrı ben bağdaş kuracağım
kükreyen bulutlara ve bu sefer bir uçakta kabinde saklanan pilotun yanı
başındaki hostese özeneceğim ve yine mutlu kalmayı başaramayıp asla mutsuz
şiirler yazamayacağım.
Temkinli olan varlığım
ve güme giden ömrün de arkasından gözyaşı dökmeyeceğim ne de olsa yaşama sıramı
savamadım henüz ve illa ki ölüme rest çektim çünkü ölümsüzlüğü armağan etti
bana Tanrı.
Mutluyum bir o kadar
yalnız.
Zenginim ama harcamak
da gelmiyor içimden.
Harcandığım da yalan
çünkü ben harcadım insanları ve ilk sırada kocalarımı çıkardım hayatımdan tek
tek.
Misafiri olduğumu sanıp
da cihanda kalma hakkımı sonsuza kadar kullanacağım madem…
Depoladığım hava;
saldığım karbon dioksit; yüreğimdeki mermer başlıklı mezar… uyumadan yaşarken
uykusuzluktan dem vuran insanlardan olduğumu da sanmıyorum çünkü gözlerim asla
kanlanmıyor ve esnemeyi de lav etti Tanrı bir kez.
Muhbiri olduğum fazlaca
duygum yok ve esnek ruhumla acıyı hissetmiyorum dolayısıyla da
hissettiremiyorum.
Rengim muğlak ve şerit
değiştirdiğim yolda kaldığım da yalan.
Bol dumanlı havalardan
uzağım ve kaygılardan da: lakin kimliğimde şair yazıyor ve mesleğimin yüz
karasıyım. Acımadığım gibi acıtmıyorum da yaşarken ve duygu transferine geçit
hakkı tanınmadığı gerçeğine vakıf akıllıca sırtlanıyorum insanları ve
dertlerini sonra da yalan söylüyorum ve evet, kimliğimde kadın yazıyor bazen de
bir adım olmadığı söylüyor insanlar ve hala mutluyum ne de olsa piştim ben bu
dünyada ama ne ısındım ne soğudum sadece stabil bir eksende umarsızca yaşıyorum
bir o kadar yarınlardan yana kaygısı olmayan.
Suratsız değilim.
Maskemse hiç olmadı.
Şehir dışına ne zaman
çıksam baştan çıkmadım çünkü şehrime ve kendime ihanet edemem sonra da döner
dolaşır gelirim yaşadığım şehre hem vazifelerimi ifa etmekle yükümlüyüm.
Sır doluyum.
Bir ayna olduğumu
söyler insanlar.
Ama içimdeki yangın
asla sönmedi ve hala su dökme ihtiyacı hissetmeden yanarak tavaf ediyorum evreni.
Kayıtlarda ismim var ya
da yok.
Ama ruhum öznelim ve
benliğim de sivri dilli. Mutluluk dilenenleri de asla anlamıyorum ve ne zaman
kapıma gelseler geri çevirmiyorum da.
Ağladığımı kimse
görmedi ama ben hep ağlayanlara şahit elimle uzatıyorum kağıt mendili az evvel
defnettim nem yüklü bulutu ve onun gidişine bile üzülmedim.
Doyumsuz olduğumu
sanabilirsiniz lakin ben yemek yemem gerçi endamım yerinde ama kara kuru bir
varlık olmaktansa şişkin bildikleri egomla barışığım ve ardışık tüm sayılardan
da alacaklı.
Kiremit rengine tav
olduğum yüksekler bir de burnu Kaf dağında olanlar bazense olta atanlar sonra
da Besmele çekip adımladığım yollar asla yorulmadığım; asla yüksünmediğim asla
da isyan etmediğim…
Misafirlerimi iyi
ağırlarım ve onlarla beraber gülerim de ve ne zaman gözyaşı dökseler… yine
gülerim yine çığlık atarım ve damardan beslenirim acılarla hemhal bazen
dertlerine derman olmasam da onlarsız yaşamayı da beceremediğim.
İklim seyrini
değiştirse de saf tuttuğum mizansende sefil bir rüzgârın taşıdığını sırtlanırım
ve acı yutup gülerim çünkü bana böyle öğretildi.
Mutluluk genlerimde.
Muaf tutulduğum hüzün
ise her yerde.
Katılaşan yüreğimle
misafir olmayı dilediğim dünyanın tehir ettiği bir varlığım ben kopan kopçamla
ve kopacak kıyametle sözlensem de biliyorum ki sonsuzluğa demir attım ben.
Kim olduğumu bilseler
de taviz vermiyorlar acılarında hatta daha fazla acı yükleniyorlar ve canım
asla acımıyor bilakis mutluluğum onlara bulaşıyor.
Üzülmeyi özledim daha
doğrusu üzülmekle hiç tanışmadım ve yoluma çıkan yorgun acılarla gerilmek şöyle
dursun esnek bir ipte dans ediyorum.
Ta ki…
Beklemediğim bir
zamanda ben de ağlayacağım ve ölümsüzlük hakkım elimden alınacak ve herkese
benzeyip herkesi içselleştirmekten yorgun düşüp sonunda nar gibi dağılacağım ve
nihayetinde evren beni açığa alacak.
‘’Tüm diyecekleriniz bu
kadar mı?’’
‘’Daha ne olsun sevgili
meslektaşım? Anlatmadığım ne kaldı ki yoksa baştan mı başlamalıyım?’’
‘’Alt belleğinizde
kayıtlı ne varsa…’’
‘’İşimi bana mı
öğretiyorsunuz yoksa?’’
‘’Ne haddime sevgili
meslektaşım? Sadece bir çıkar yol arıyorum hem uyruğunuzda saklı acılarla
hemhal hala gülümsemeyi başarırken…’’
‘’Bir başat belki de ve
fazlasıyla tezat olduğunuz belli insanlarla üstelik her şeye sahipsiniz
kimsenin asla tahmin edemeyeceği bir mutluluk potansiyeli ile yüklü
benliğinizde…’’
‘’Freud ya da Jung…
onlar bile hayatla başa çıkamazken…’’
‘’Hiç denediniz mi
peki?’’
‘’Neyi?’’
‘’Mesleğinizi bırakıp
da yollara düşmeyi…’’
‘’Denemez miyim?
Gitmediğim ülke ve şehir kalmadı ve ben hala mutluyum.’’
‘’Olmanız gereken yer
burada değil sadece düş gücünüzü kullanın ve uyumayı deneyin en az bir kere ve
görün bakalım bilinçaltında ne var ne yok dökülecek bir bir ruhunuzdan ve siz ilk
olarak ağlayacaksınız ne zamanki uykunuz bölünse.’’
‘’Uyumak istediğimi kim
söyledi?’’
‘’Ya, uyumadığınız ne
malum?’’
***
‘’Buna nasıl göz
yumuyorum ki ben? Çabuk ol, yakalanacağız.’’
‘’Telaş etme. Hiçbir
şey olmaz hem bu güne kadar hiç yakalanmadık da. Bak, nasıl da mutlu hanımım
hem demedim mi; bizim sayemizde hiç olmadığı kadar arkadaşı oldu. Bak
telefonlar susmak bilmiyor ya çalan zile ne demeli?’’
‘’Sen delisin, Meral.
Aldığın üç kuruş maaş üstelik kaç boğaza bakıyorsun bir de gelmiş insanlara
mutluluk dağıtıyorsun.’’
‘’Sessiz ol, şapşal.
Bak, hanımım çağırıyor belli ki eski hastalarından biri bir şey istiyor. Fena
mı işte? Kadın elden ayaktan düştü diye mesleğinden mahrum mu kalacak?’’
‘’Sanki sen eski
hastası değilsin. Amma bel bağlamışsın doktoruna. Ne var ki bunda hem tek
hastası sen de değilken neden diğerleri değil de sen bunca yükün altına
giriyorsun?’’
‘’Sadece doktorum da
değil; aynı zamanda hocam ve evet, mesleğimi yapmıyorum ama hatıralarını unutan
bir insana mutlu olma hakkı tanıyorum gerçi Tanrı değilim ama… üstelik herkesin
her şeyi bilmesi gerekmiyor. Hem herkesin hikâyesi ayrı güzel ve özel. Bak,
intiharın eşiğinden dönen bir öğretmen ve diğer hastası: bak, bak, nasıl da
mutlu. Bir çocuk gelin belki ama nasıl da üstün gelmiş örflerine, geleneklerine
ve çocuklarını büyütüp yeniden okul sıralarına dönmüş torunu yaşındakilerle.’’
‘’Ya, senin hikâyen,
Meral? Bir kez bile anlatmadın. Hem hiç mi ağlamaz insan yoksa acılarını
unutmayı değil öldürmeyi mi tercih ettin?’’
‘’Öldürdüm de…’’
‘’Neyi ya da kimi?’’
‘’Diğer yarımı ne de
olsa kalan yarımla idare etmeyi öğrendim ben bir de çeyrek hayatların mutlu
hikâyeleri ile.’’
‘’Seni bu yüzden çok
seviyorum, çılgın kadın. Hadi bakalım ne istiyorlarmış sonra da çıkarız.
Kabristana da gitmiyoruz epey zamandır. Ha, ne dersin? Gidelim mi bu gün?’’
‘’Gidelim hem taze
çiçekler de alalım. Solmuştur son götürdüklerim. Sence beni affeder mi? Gerçi
ona yaşarken bir kez bile evladım, diye seslenmedim ama…’’
‘’Senin bir suçun yoktu
üstelik sen karnında taşıdığından bile haberdar değildin. İyileşmen için o
ilaçları kullanman gerekiyordu hem… az sabret, canım. Eli kulağında yakında
kucağımıza alacağız çocuğumuzu ve ismiyle yaşayacak yavrumuz ismiyle ve ruhuyla
hala aramızda olan kızın da buna malum olacak. Sen hep mutlu ol, meleğim tıpkı
hanımın gibi: bak, nasıl da mutlu içeridekiler. Hadi, çıkalım geç olmadan.’’
‘’Azıcık daha duralım:
onların şen sesleri bana iyi geliyor tıpkı senin iyi geldiğin gibi.’’