Soğuğun Sessiz Dili
Camın buğusunda kendini seyreden
ruh, dışarıdaki ayazdan çok içerideki boşlukla üşür. Temas etmeden dokunur; ses
çıkarmadan kırar. Bazen bir sabah erkenliğidir, bazen geç kalınmış bir vedanın
gölgesidir soğuk.
Soğuk dediğimiz, mevsim
normalleriyle yada anormalleriyle belirtilen bir hava durumu değildir . Hele ki
meteorolojik verilerin rakamlarıyla hiç uyuşmayan , her şeyin rengini kendi
kederli rengine benzeten kaotik bir döngüdür. Kış geçer,
ama insanın içindeki soğuk bazen öylece kala
kalır.
İnsanı içine doğru çöken,
düşünceyi yavaşlatan bir bilinç hâlidir soğuk. Albert Camus, soğuğu varoluşun
sessiz dili gibi okur ve şöyle der : “İnsan, en çok alıştığı şeyler içinde üşür.” Çünkü soğuk,
tanıdıktır; evin içindeki sessizlik kadar yakındır. Kalın paltolar bile bu
tanışıklığı engelleyemez. Soğuk, insana kendini hatırlatır.
Soğuk, gecenin cebinden düşen bir anahtar gibidir; sessizce
kapıları kilitler. kelimeler
daha bir sessizleşir ve birer buhar bulutu gibi havaya karışır. Bu yüzden
içimiz , ellerimizden daha çok üşür.
Soğuk bazen bir şehir olur. Taş
binalar, erken kararan sokaklar, yüzünü çevirmeyen insanlar. Soğuk, insanları birbirine yaklaştırmaz;
yalnızca birbirine benzetir. Soğukta herkes aynı renge bürünür: gri.
İmgeler soğukta daha keskindir.
Bir nefes, bir iz bırakır. Bir bakış donar, bir kelime yarım kalır. Orhan
Veli’nin dizeleri gibi sade ama keskindir: “Bir de soğuk var, içimizdeki.” Dışarıdaki kar erir
ama içerideki ayaz kalır.
Soğuk, zamanla ilişkilidir. Beklerken
üşür insan. Gelmeyecek bir mektup, çalmayacak bir telefon, açılmayacak bir
kapı… Kafka’nın dünyasında olduğu gibi: “Beklemek, soğuğun en uzun hâlidir.” Zaman ilerler,
ama beden hâlâ aynı yerde titrer.
Bazen soğuk, bir hatıradır.
Çocuklukta karla kaplanan bir sokak, annesinin elini cebinde arayan bir çocuk…
O an geçmiştir ama üşüme kalmıştır. Tanpınar’ın sesi duyulur: “Hatırlamak,
biraz da üşümektir.” Geçmiş, hep serin bir rüzgârla gelir.
Soğuk, insanı yalınlaştırır.
Fazlalıklar dökülür, kelimeler azalır, susmak çoğalır. Soğukta insan, kendine daha yakındır, çünkü
korunmak için içeri çekilir, içeri bakar. Soğuk, bazen bir dil kaybıdır.
İnsan konuşur ama kelimeler ısınmaz; cümleler yere düşer. Anlaşılmak gecikir,
anlam donar. Susan Sontag’ın düşüncesi burada yankılanır: “Sessizlik,
bazen soğuğun konuşma biçimidir.” Çünkü bazı anlarda ses değil,
mesafe belirler her şeyi.
Isınmak bir arzudur ama soğuk bir
öğretmendir. Dayanmayı, beklemeyi, kabullenmeyi öğretir. Her şeyin hemen
çözülmediğini, bazı şeylerin donarak var olduğunu fısıldar. Soğuk, aceleyi
sevmez.
Belki de soğuk, insanın
kendisiyle yaptığı uzun bir konuşmadır. Sözsüz, sessiz ama derin. Ateş
geçicidir, ama soğuk kalıcıdır. Çünkü bazı duygular ısınmaz; yalnızca
anlaşılır.
Ve bir rüzgâr geçer aradan, adı soğuktur ama taşıdığı şey zamandır. Geçmişin paltosunu omuzlara bırakır, geleceği çıplak bırakır. İnsan yürür, ayak izleri hemen silinir; soğuk unutmamayı değil, iz bırakmamayı öğretir !
.
.
.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.