Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Soğuğun Sessiz Dili

Soğuğun Sessiz Dili

  

    Camın buğusunda kendini seyreden ruh, dışarıdaki ayazdan çok içerideki boşlukla üşür. Temas etmeden dokunur; ses çıkarmadan kırar. Bazen bir sabah erkenliğidir, bazen geç kalınmış bir vedanın gölgesidir soğuk.

Soğuk dediğimiz, mevsim normalleriyle yada anormalleriyle belirtilen bir hava durumu değildir . Hele ki meteorolojik verilerin rakamlarıyla hiç uyuşmayan , her şeyin rengini kendi kederli rengine benzeten kaotik bir döngüdür. Kış geçer, ama insanın içindeki soğuk bazen öylece kala  kalır.

İnsanı içine doğru çöken, düşünceyi yavaşlatan bir bilinç hâlidir soğuk. Albert Camus, soğuğu varoluşun sessiz dili gibi okur ve şöyle der : “İnsan, en çok alıştığı şeyler içinde üşür.” Çünkü soğuk, tanıdıktır; evin içindeki sessizlik kadar yakındır. Kalın paltolar bile bu tanışıklığı engelleyemez. Soğuk, insana kendini hatırlatır.

Soğuk, gecenin cebinden düşen bir anahtar gibidir; sessizce kapıları kilitler. kelimeler daha bir sessizleşir ve birer buhar bulutu gibi havaya karışır. Bu yüzden içimiz , ellerimizden daha çok üşür.

Soğuk bazen bir şehir olur. Taş binalar, erken kararan sokaklar, yüzünü çevirmeyen insanlar. Soğuk, insanları birbirine yaklaştırmaz; yalnızca birbirine benzetir. Soğukta herkes aynı renge bürünür: gri.

İmgeler soğukta daha keskindir. Bir nefes, bir iz bırakır. Bir bakış donar, bir kelime yarım kalır. Orhan Veli’nin dizeleri gibi sade ama keskindir: “Bir de soğuk var, içimizdeki.” Dışarıdaki kar erir ama içerideki ayaz kalır.

Soğuk, zamanla ilişkilidir. Beklerken üşür insan. Gelmeyecek bir mektup, çalmayacak bir telefon, açılmayacak bir kapı… Kafka’nın dünyasında olduğu gibi: Beklemek, soğuğun en uzun hâlidir.” Zaman ilerler, ama beden hâlâ aynı yerde titrer.

Bazen soğuk, bir hatıradır. Çocuklukta karla kaplanan bir sokak, annesinin elini cebinde arayan bir çocuk… O an geçmiştir ama üşüme kalmıştır. Tanpınar’ın sesi duyulur: “Hatırlamak, biraz da üşümektir.” Geçmiş, hep serin bir rüzgârla gelir.

Soğuk, insanı yalınlaştırır. Fazlalıklar dökülür, kelimeler azalır, susmak çoğalır. Soğukta insan, kendine daha yakındır, çünkü korunmak için içeri çekilir, içeri bakar. Soğuk, bazen bir dil kaybıdır. İnsan konuşur ama kelimeler ısınmaz; cümleler yere düşer. Anlaşılmak gecikir, anlam donar. Susan Sontag’ın düşüncesi burada yankılanır: “Sessizlik, bazen soğuğun konuşma biçimidir.” Çünkü bazı anlarda ses değil, mesafe belirler her şeyi.

Isınmak bir arzudur ama soğuk bir öğretmendir. Dayanmayı, beklemeyi, kabullenmeyi öğretir. Her şeyin hemen çözülmediğini, bazı şeylerin donarak var olduğunu fısıldar. Soğuk, aceleyi sevmez.

Belki de soğuk, insanın kendisiyle yaptığı uzun bir konuşmadır. Sözsüz, sessiz ama derin. Ateş geçicidir, ama soğuk kalıcıdır. Çünkü bazı duygular ısınmaz; yalnızca anlaşılır.

Ve bir rüzgâr geçer aradan, adı soğuktur ama taşıdığı şey zamandır. Geçmişin paltosunu omuzlara bırakır, geleceği çıplak bırakır. İnsan yürür, ayak izleri hemen silinir; soğuk unutmamayı değil, iz bırakmamayı öğretir !

.

.

.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Soğuğun Sessiz Dili

Soğuğun Sessiz Dili

AYDIN UZKAN AYDIN UZKAN