Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 21.01.2026
Hayat,
pusulasını yitirmiş bir zaman gibi akıyor. Sabahlar hangi yöne
uyandığını bilmeden açıyor gözlerini, akşamlar cevapsız sorularla kararıyor.
İnsan, geleceği cebinde taşıdığı bir ihtimal kırıntısı sanırken,. belirsizlik
okyanusunda, küçük bir kayık gibi savruluyor.
‘’Bir
belirsizlik çağında yaşıyoruz. Pandemi, savaş, deprem derken geleceğin
sillelerinin ne zaman ve nereden geleceğini bilemediğimiz bir boşlukta asılı
kalmış gibiyiz.’’ diyor Kemal Sayar, Kendi Işığına Yürü adlı kitabında.
Çok kutuplu bir dünyaya geçiş sancılarının sebep olduğu
belirsizlik çağında, beklemek bir alışkanlık, şüphe bir refleks, susmak bir
savunma biçimi hâline geliyor. Belirsizlik, artık geçici bir durak değil;
içinde yaşadığımız, nefes aldığımız görünmez bir iklim. Bu iklimde, gelecek her
zaman biraz sisli, ama yürümek yine de zorunludur.
İnsanın elinden yön duygusunu bile sessizce
alır belirsizlik. Ne geriye dönmek mümkündür ne de ileriye güvenle bakmak;
zaman, askıda kalmış bir cümle gibi tamamlanmaz. Çünkü belirsizlik , insanı
sürekli tetikte tutan görünmez bir bekleme odasıdır.
Belirsizlik, ne tamamen vazgeçmeye izin verir
ne de tutunmaya. Umut, burada bir vaat değil, gecikmiş bir ihtimaldir. Korku
ise günlük hayatın sessiz misafiridir. İnsan neye hazırlandığını bilmeden
korkuyla bekler. Bu da alışkanlığa
dönüşünce, zaman ilerlemez, sadece ağırlaşır.
“Belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür.” der Alexandre Dumas.
Belirsizlik çağında, planlar da geçicidir. Uzun vadeli
hayaller küçülür. İnsan günü kurtarmayı başarı sanır. Gelecek, fazla ileri bir
kavramdır. Bugün bile tam anlamıyla elde değildir.
Gelecek, artık hayal edilen bir yer değil,
endişeyle ertelenen bir ihtimaldir. İnsan umut kurarken bile temkinlidir.
Sevinç kısa sürer, çünkü devamı bilinmez. Her güzel an geçiciliğini hatırlatır.
Bu yüzden belirsizlik çağında, mutluluk bile yorucudur.
Düş
ile gerçek arası, kaygan bir zeminde gezinir insan. Hayat artık,
şeffaf bir süreç değil, puslu aynadan yansıyan bulanık görüntüler gibidir. Kesin, keskin ve katı doğrular yerlerini sıvı,
akışkan ve belirsiz söylemlere bırakır.
İnsan ilişkileri de bu belirsizlikten payını
alır. Ne istediğini bilmez hallerde
yaşayan insanlarla, bir gün samimi diğer gün kutup iklimi yaşar toplum. Sözler
kolay verilir, ama daha kolay unutulur. Bağlar sağlam değil, ödünç gibidir.
Kimse kalıcı olacağını iddia etmez. Gitme ihtimali, kalmaktan daha gerçektir.
Bu çağda gelecek, bir hedef olmaktan çıkıp
kaçınılması gereken bir boşluk gibi hissedilir. Oysa ki belirsizlikler, küçük ve büyük
seçimlerle yeni bir kapının anahtarı oluyor. Bazen gölge bazen ışık , bazen
korkutup bazen öğretirken, insanı daha
da esnek olmaya çağırıyor. En ağır
olanı şudur ki: belirsizlik, geçici bir kriz değil, kalıcı bir yaşam biçimi
gibi algılanıyor.
Bu çağda sadece, güçlü
sabitelere tutunarak belirsizliklerin girdaplarında savrulmayanlar, zamana
ruhunu veren yürüyüşü sürdürebilecektir. Gerisi belirsizdir !
.
.
.
.