Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 27.02.2026Renklerden örülü rüzgârın duvağı
benimse önce yüreğimden sonra dilimden düşmeyen o dua…
Aşkın hacmi nasıl ki yok bende.
Hacimsiz duygular değil hem şerit
değiştiren ve işte kapımdan kovduğum müridi ve şeytan çünkü ben layık olmak
adına Rabbime koştuğum tek Kapıdır Hakkın Kapısı:
Aşkın külliyesinde saklı milyonlarca
balya aşkın doğurgan kitapları ve işte evrende saklıyım aslında o minnacık
haizi olduğum tek zerremle.
Önce sevdim sonra doğdum.
Onlar ise hiç mi hiç var olmamıştı
çünkü sevmeyi bilmiyorlardı.
Servetim mi şiarım mı yoksa
insanların burun kıvırdığı şairliğim mi?
Özneme sadığım aşka sadık olduğum
kadar ve dünyanın en zengin varlığıyım çünkü sevdikçe sevesim gelir ve işte
kavuşulası bir ben nasıl ki var benden içeri ve beni bana sevdiren iblise ve
zalime dahi müteşekkirim.
Ne beden ne benlik ne beyzade bir
söylem sadece.
Zinhar yalan iken yalancının yırtık
heybesinden de dökülürken günahlar ve işte şaibeli sevgilerde kanadı kırık
uçmaya yeltenen yaralı kuşlar ve yamalı yürekleri…
Bitimsizdir benim tasvirlerim çünkü
içim içime sığmaz bentleri aşarım.
Beynamazdır gölgeler en çok da yüzüme
üfledikleri ölüm kokan nefesleri ki onlar ölmeden defalarca öldüler ama
külünden doğandı mert olan külünden doğandı sözünden dönmeyen külünden doğandı
renklerin en kutsalı ve şafak vakti şafak sayanlar kimi zaman durduk yere
şafağı atanlar bense şakağıma dayadım kalemi ve hükmedene şükrettim yazmamı
nasip edeni daha çok sevdim en çok da kendime ulaşmamı kendimi kucaklamayı
başardığım için önce meylettim hüsrana sonra öldüm gün doğmadan ve günün ilk
ışıklarında bir şiir kondu şakağıma dayalı kaleme ama yetmedi gürbüz gibi
çocukları oldu güneşin ve ayın ve tek tanık rahmandı aşkın evrelerinde önce
masumiyet kundaklandı sonra şirret gölgeler masumu yuhaladı.
Çocuklar öldü gün batmadan.
Taziyeler sunulmadan gün doğdu bu
sefer.
Kundağında ağlayan bebekler açtı ve
kimsesiz.
Anneler ise yetim kalmış düşlerine
özlemle dokunurken babalar ekmek peşinde ama başlarına yağan bombalar
masumların peşinde ve öldü insanlar durduk yere.
Hırs idi insanları yerinden yurdundan
vatanından eden.
Haram da değildi lokmaları.
Ama zalimdi helale uzanan elin
sahibi.
Zinhar yalandı insanların kimsesiz
olduğu.
Haktı gözeten.
Haktı yoldaş.
Hak edenlere hak etmediği; hak
etmeyenlere ise hak ettiği verilse bile o ziyafet sofrası yalandı.
Yansız değildi insan.
Yamalı olsa da giysiler.
Yâdında dünün teselli arayan
sözcükler.
Öznesi yok özlemi yok ise insanın
hele ki…
Özveri ile seven mert yürekler nasıl
da sevgiden eridi.
Mutabık olmakla da eş değer
sözcüklerin ve şairin ederi:
Oysaki yasa bunu demiyordu.
Yas mağduru yasalar ne dese…
Nasıl ki kıldan inceydi boynu
beşerin.
Ve işte Rabbine teslimiyet ile
çıkacakken de İnşallah düze.
Düzden bozma yamuk fıtratlar.
Yarım ağız sevmeler.
Yandan çarklı çoktan dibi boylamış
gemiler.
Kindar iken zalim.
Kül yutsa da yetim.
Elbet vardı bir koruyanı elbet vardı
bir sahibi.
Bu gün.
Belki de yarın.
Belki de dün.
Günden güne büyüyen acılar hasret
iken izlek bildiği sözcüklerin ve şair iş başında:
Bir elinde kalem bir elinde yüreği…
Burun kıvıran kim ise.
Burnunun dikine gidendi yine şair
çünkü biliyordu yanlışı olmadığını yan bakana ise de yok iken tahammülü ama
bilmezdi kırıp dökmeyi kırık olsa da kalemi ve yüreği ve tamir eden yine Rabbi.
Gönlün huzur bulduğu her vakit.
Aslında güneşle imzalanmış bir akit:
Çünkü ışıktı şairin besini ışıktı
şairin ışıyan ışıtan yüreği ve Mevla’sına sadık olduğu kadar da kendinden emin
ve işte kucakladığı kadar da içindeki o masum çocuğu:
Ne de olsa söz vermişti önce Rabbine
sonra kendine kirli olansa sadece elleri ne de olsa kalemin kurşunu bulaşmıştı
eline sadece eline alnındaki akın da izinde izin verdiği sürece biricik Rabbi…
Yazarın
Önceki Yazısı