Kıble Kayası

         Güzel yurdumuzun bulutlara komşu bir yurt parçasına götüreceğim sizi. Şavşat ilçesinin Yavuzköy Köyü’ne. Derin bir vadinin azıcık müsaade ettiği bir küçük bir düzlüğe ve düzlük alanı çevreleyen yamaçlara kurulmuş küçük ilçemiz Şavşat. Şavşat-Ardahan yolunu takip eden yamaçları örneği başka yerde görülmeyen yeşilin tanımsız renk tonlarıyla süslü vadi boyunca ilerleyelim. İçinde Şavşat Çayı ve çayın aktığı vadi fazla uzun değildir. Vadinin bittiği yerde Yavuzköy diye kısaca adlandırdığımız köyün arazisine gireriz. Çayı besleyen dereler birkaç daha da kısa mesafeli vadiler içinde akar.

 

        Yavuzköy, dağların eteklerinde kurulmuş bir dağ köyüdür tıpkı benim köyüm gibi. Köyün diplerinde kurulduğu dağ, güney-batı yönünde uzanır. Ve dağın vadiye bakan yüzünün bir bölümü dik kayalıklardan oluşur. Dağın yamacını kaplayan kayanın dik hali doksan derece dersem Evliya Çelebi usulü anlatmış olurum. Lakin kayanın dikliğinin korkunçluğu çelebimizin anlatım tekniğiyle bire bir uyum gösterir. Kayaya varıncaya kadar köyün yamaçlarını baştanbaşa iğne yapraklı ağaçlarla bezeli yemyeşil orman süsler. Köyün her mahallesinden seyrede bilinen orman yeşili sevenlere göz zevki sunar. Yeşil rengi kim sevmez? Cennetin güzellikleri de zaten yeşil renkle yâd edildiğini anlatır hocalarımız.

 

Kayaların doğuya doğru sona erdiği yamaçta Moby Dick roman kahramanı büyük Beyaz Balina iriliğinde yamacı bekleyen bir kaya var. Tek başına durur kaya. Görünen yüzü kadar toprak altında daha büyük kütlesinin olduğu her halinden bellidir. Yoksa kaya yerinden koparsa Yavuzköy ’de büyük acılara sebep olabilme riski vardır…

Yavuzköy ’ün kuzeydoğusunda “Bizim Köy” kurulmuştur. İlçenin birçok köyüne göre oldukça düz arazilere kuruludur köyümüz. Denebilir ki, balina büyüklüğündeki Yavuzköy’ün dağ yamacındaki kayanın ne alakası var bizim köyle. Söyleyeyim. Köyümüzden o kaya tüm ihtişamıyla gözükür. Kıble Kayası diye de adlandırılır. Köyümüzün tam güneyinde yer alır. Deniz feneri gemilere karanlık gecelerde yön tayini belirlemelerinde yardımcı olduğu gibi Kıble Kalesi de müminlere kıblenin yönünü gösterme görevi yapar.

 

Köyümüze konuk gelen bir yabancı tarla-çayır gibi bir alanda namaz kılmaya hazırlık yaparsa, köyü yetesiye tanımadığı için kıbleyi sorar gayri ihtiyari köylülerime. Hemen yanıtlanır sorusu. “Ta ileride dağın zirvesine yakın gördüğün kaya hedef alındığına kıblen hiç şaşmaz.” Ve gönül hoşluğuyla namaza başlayabilir yabancı konuk. Kıble Kalesinin yazının hacmi içinde anlatımı bu kadar…

 

 Şimdi kıbleyle ilgili bir yaşanmış ilginç öykücükle sözü sürdürelim:  Şavşat-Ardahan Karayolu köydeki evimizin yakınından geçer. Bulutlara komşu diye nitelenen topraklarımızın rakımı ülkemizdeki birçok dağdan fazladır. İlkokul yıllarımda anımsarım. Kış yüzünü gösterir göstermez kar yolları keser. Ardahan’a aşmak için Sahara Dağı’nı aşmanın zorlukları yaşanırdı. Sahara Dağı’mızın bet dualı olduğu inancı vardı halk arasında. Her kış dağı aşmak isteyenlerden en az bir yolcu tipiye yakalanarak donduğunu duyardık.

 

 Ramazan ayı kış mevsime denk gelmişti ilkokul yılarımda. Hava durumunun uygun olduğu günlerde evimizden Kars köylerine giden yolcuları setrederdik. Yolcular arasında “bir hırka bir lokma” misali Şavşatlı mollalar Kars köylerine Ramazan ayında teravi kıldırmak için giderlerdi. 60’lı yıllar. Kars köylerinin bazılarının imam kadrosu yok... Molla, resmi görevi olmayan, cemaate namaz kıldıracak kadar bilgisi olan kişilere denirdi memleketimizde. Daha çok Meydancık beldesinin köylülerinden gelirdi mollalar. Bizim köyden de teravih kıldırmak için yola çıkanlar kervanına katılanlar olurdu.

 

İlkokul diplomalı yoksul bir mollamız da üç beş kuruş para kazanmak için Kars köylerine varır. Vardığı ilçede kaymakam molla adaylarını küçük bir sınava tabi tutar. Köylümüz mollaya: “ Ülkemize göre kıble güneyde olduğu için namazımızı güney yöne göre kılıyoruz. Dünya üzerinde namazlar hep güney yöne doğru mu kılınır?” Mealinde bir soru yöneltir. Bizimki, “ haşa! Başka yöne karşı namaza durulur mu?” diyerek soruya soruyla cevap verince ip kopar. Sınav kaybedilir. Köyümüze geri döner genç mollamız üzgün üzgün!  Cehalet, orada da hortlar; karda kışta dağ aşıp mali dertlerine derman olacak küçük bir parayı kazanması olanaklı olmaz. Coğrafya bilgisi yetersiz kalır mollamızın!

 

Ve daha ilginç bir molla öyküsüyle yola devam devam edelim. Trabzonlu yurttaşların bir geçim kaynağı da seyyar kalaycılıktır. Kocaeli’nin köylerinde çalışırken alet-edevatlarıyla kısa bir süre için komşu köye yerleşen Karadeniz’in çalışkan kalaycılarını görmüştüm. Yine bir ramazan ayında Karadenizli kalaycının biri teravih namazı kıldırmak için imam arayan yurdun uzak bir köyünde köylülerle anlaşmış. Köylüler bakımını da kabul etmiş kalaycı mollanın.

 

Kalaycımız mollamız, ekmek elden su gölden yiyip içip köylüye teravih namazı kıldırıyormuş. Günler su gibi akarken köye imamın kalaycı bir köylüsünün yolu düşer. Kalaycı bir gecelik konaklayıp gidecektir. Bir eve konuk olur.  Ve ev sabi ile camiye gider teravih namazı kılmak için. Arka safların birinde bağdaş kurup, oturur. Kalaycı imam,  namaz başlamadan kısa kısa vaaz etmektedir her gün. Vaaz ederken aniden kafasında şafak atar. Arka saflarda oturan köylüsüyle göz göze gelir. Etekleri zil çalar. İlişkileri pek sıcak olmayan köylüsü foyasını ortaya koyarsa ne yaparım telaşıyla namaza başlanır. Bilindiği gibi teravi namazı diğer sünnet ve farz namazlarına göre çabuk kılınır.

 

Teravih önü namazlar kılınırken kalaycımız çözüm üretir kafasının içinde. Teravi namazının ortalarına gelinir. Zaten ilinin lehçesiyle ne okuduğu pek anlaşılmaz. Bir rekâtta çabuk çabuk Fatiha Suresi’ni okur. Sesini iyice azaltır okumasını da hızlandırarak zami sure olarak: “Köylülerle pazarlığım 100 lira paraaaa bir tane de danaaaa kimseye söylemezsen yarısı sanaaaa yarısı da banaaaa… Allah hu Ekber” diyerek secdeye varılır… Hiç yoktan 50 lirayı duyunca hocanın köylüsü sesli sesli öksürerek mesajı aldığını ima eder. Karadenizli zekâsı! Hele de Oflu olunca akan sular durur…

 

( Kıble Kayası başlıklı yazı sahara tarafından 28.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu