
Milli
Eğitim Bakanlığı’mıza bağlı köy, kent ve yurtdışı okullarında olmak üzere 37
yıl çalışarak mukadder olan emekliliğe adım attım. İstemeden! Neden istemeden!?
Üçüncü kez fıtık operasyonu geçirince öğrencilerime yetesiye yararlı olamama
kaygım nedeniyle çok sevdiğim öğretmenliğe veda ettim. Daha 55 yaşındaydım.
Kalbimde sönmeyen ülke ve çocuk sevgisi, çiçeği burnunda başladığım ilk
öğretmenlik günlerindeki coşkusu iç eksilmemişti.
İlk kez
uzun bir yaz yaşadım emeklilikte. Baba topraklarında daha uzun kaldım. Çokça
kitap okudum. Şavşat İlçe Halk Kütüphanesinin müzmin ziyaretçisi oldum. Doğa,
evimizin karşısındaki yeşil çam ormanı doğal sanatoryum. Hava kirliği gibi bir
olgu konuşulmaz bizim oralarda. Kendimi 30’lu yıllarımı yaşarken gibi delikanlı
hissettim.
Öğrenmenin yaşı yok. Bu
kez öğrenci oldum kış aylarında. Evime yakın bir camide Kuran-ı Kerim kursuna
gidip hatmettim. Kurs bitiminde cami içinde okullarımızda birinci sınıflarla
yapılan okuma bayramı etkinliği gibi bir etkinlik yaptık. Bilgi yarışması, tiyatro,
Kuran tilaveti…vardı etkinlik içinde. Bana da şiir okuma görevi verildi.
İlkokul yıllarından sonra ilk kez ezbere şiir okudum. Cennet’e giriş beratı
aldım!
Yaz tatili yeniden
başladı. Çocuklara gidebilirdik artık. İstanbul’da çalışan oğlum ve kızımı
ziyaret için İzmit-İstanbul otobüsündeyiz eşimle. Orhan Veli’yi deli eden
düzeyde güzeldi yol boyu manzara. Binaların müsaade ettiği bahçelerde eriklerin
yeşil yaprakları, yer yer zeytinlikler… Körfezin yetesiye mavi olmasa bile
deniz suyu çarşaf gibi sakindi. Güneş ışınlarıyla oluşan yakamozlar çok hoştu.
Pencere tarafında oturduğum için şanslıydım.
Ve telefonum
çalmaya başladı. Yolcuları rahatsız etmeden sessizce!
- Alo buyurun, diyorum.
- Okul müdürü ben…
Emekli olduğum sevgili okulumun müdürüydü beni
arayan. Saygısı sonsuzdu bana karşı.
-İbrahim ağabey! Bir özel okul müdürü arkadaşım, başarılı
bir öğretmen arkadaş aradıklarını, benden önerebilmeğim bir öğretmen tanıyıp
tanımadığımı sordu. Sizi düşündüm. Düşünür müsün? Telefonunuzu o arkadaşa
vereyim mi?
Özel
okulların var olduğunu biliyordum. Lakin o okullarda çalışmayı hiç düşünmemiştim.
Eskilerin deyişiyle unumu eleyip eleğimi asmıştım aktif öğretmenlik adına.
Otobüsümüz güvenli bir hızla ilerliyordu. Eşime danıştım. Moral kondisyonum
yeterliydi. Sporun birçok branşının amatörce içinde olmuştum. Emekli olduğum
okulun voleybol takımının pasörüydüm. Eşim topu bana attı.
-Sen bilirsin!...
-Peki, sevgili müdürüm, telefonumu verebilirsin.
Dedim.
Kısa sürede oldu her şey. Daha İstanbul’a
varmadan özel okul müdüründen telefon geldi. Beni hemen okula davet
ediyordu. Durumu anlattım. Ve birkaç gün sonra Kocaeli’ne döneceğimi
söyledim. Müdürün ısrarı sonunda ertesi günü geri döndüm. Eşim çocukların
yanında kaldı.
Yeni bir serüven
bekliyordu beni. İzmit’e döndüm sabah erkenden. Öğleden sonraya
randevulaşmıştık beni okuluna davet eden müdür arkadaşla. Hazırlandım. Okul
evimden yürüme yarım saat uzaklıktaydı. Krem tuvalet giyinerek kısmetse
çalışacağım okula yürüyerek gittim.
Müdürü daha önce bir yerlerde gördüğümü
anımsadım. Tanışıp konuştuk. Okulu gezdirdi. Birinci sınıfları okutacak bir
öğretmene gereksinimleri olduğunu söyledi. Dört varsıl yurttaşlar anlaşarak
özel bir okul kurmuşlar. Hem kendi çocukları yararlanır hem de ülkede sayıları
artan özel okul zincirine karışmakmış amaçları. Okul, sınıflar diğer kullanım
bölümleri bakımlı tertemizdi. Yarın için beni kurucu patron, eğitim danışmanı
ve kendisinin katılacağı bir kurulda sınava tabi tutacaklarını söyledi. Fazla
kalmadım, eve döndüm.
“Her sabah dünya
yeniden kurulur.” Derler. Benim içinde
dünyanın yeniden kurulduğu yeni bir sabah başlıyordu. Yer karasında öğrencilikte
yaşadığım sınavlar, meslek yaşamımda 2 yıllık Ön Lisans Eğitimi sırasındaki
sınavlar. Yurtdışı öğretmenliği için başarılması benim için çok önemli iki
sınav. Dil kursu sınavı… derken bu kez önüme yeni bir sınav daha çıktı.
Emekli olduğum okulda
iki yılda bir müfettiş okulumuzu ziyaret eder ve öğretmenlerin başarı notla
değerlendirilirdi. Benim son dört yılda müfettiş raporlarım 100 ve 99’du.
Okulumuzda 30’un üzerinde öğretmen çalışıyor ve 98’i ancak birkaç öğretmen
arkadaş alabilmişti.
Özel okula giderken
yanıma müfettiş raporlarımı aldım. Kurul beni bekliyordu. Yurtdışı sınavı için
Ankara’da mülakat sınavında bakanlıklar arası komisyonun önüne çıktığımdaki
halimden daha fazla heyecanlıydım. Sohbet şeklinde konuşma başlayınca titreyip
(!) özgüvenimi kazandım. Raporlarımı sundum. Aldığım teşekkür ve taktir belgelerini
yanıma alma gereği duymadığımı anlattım. Ayrıca 6 yıl yurtdışın bakanlık
görevlisi Türk Kültürü ve Türkçe Öğretmeni olarak çalıştığımı söyledim.
Mülakat sınavı uzun
sürmedi. Benim birinci sınıf için aradıkları deneyimli öğretmen kriterlerine
uygun olduğum anlaşılmıştı. Dışarı çıktığımızda müdür:
-Sizinle beraberiz,
diyerek sonucu bildirdi. Sevindim dersem yalan olur. Yeni bir sorumluluk
alıyordum. Özel okulda başarılı olabilecek miydim!? Bir işe Türk gibi başlayıp
(bırakın İngiliz gibi bitirme safsatasını) Türk gibi bitirmek benim yegâne karakterimdir.
Zaman gösterecekti her şeyi! Ağustosun son haftasında görüşmek dileğiyle yeni
okulumdan ayrıldım. Dışarıda güzel bir hava vardı. Güneş altın ışıklarını
cömertçe sunuyordu doğamıza. Kravatımı gevşettim. Ceketimi çıkardım. Evime
doğru yürümeye başladım.
Devam edecek…
Yazarın
Önceki Yazısı