
Yaz günleri bir yıllık emekli günleri kadar uzun
sürmedi. Ağustosun sön haftasında okulda olmam gerekiyordu. Memlekete erken
veda edip Kocaeli’ne döndüm.
Her yıl
sene başında mutat yapılan seminer çalışmalarına katıldım. Öğretmen
arkadaşlarla tanıştım. Ve 8 yıllık ilköğretim uygulaması vardı ülkemizde.
Sadece bir yıl için öğretmene gereksinim var kanısındaydım. Oysa alacağım
birinci sınıfı sıkıntı çıkmazsa mezun edinceye kadar okutmam gerekecekti…
Okul
kuruculardan birisi okulun işleyişiyle görevliydi. Artık okulun bir elemanı
olmuştum. Bir gün oturup bana ödenecek ücreti konuştuk. Öğretmen arkadaşlar
gayet resmi davranıyor sadece genel konularda çok az konuşuyorlardı. Maaşlarla
ilgili konuşmayı gizli bir el susturmuştu adeta. Kurucu patron bana ne kadar
ücret istediğimi sordu!? Para işlerini konuşmayı hiç sevmem. Arkadaşlara ne
kadar ödüyorsanız bana da aynı ödemeyi yaparsınız diye cevap verdim.
Patronlar namazında niyazında insanlardı.
Konuşmalarında sık sık kutsal değerleri kullanıyorlardı. Hakkım ne ise ödenir
diye sene sonuna kadar o konuyu hiçbir arkadaşla konuşmadım. Geçen günlerle birlikte arkadaşlarla
dostluklarımız ilerledi. 2. Sınıfların öğretmeni benim gibi emekli çalışan bir
arkadaştı. Maaşımı sordu. Söyledim. Ben de ona sordum. İçtenliğime inanın
maaşımı sadece eşim bilir, çocuklarım bile bilmez. Fakat maaşım sizinkinden çok
çok fazladır… Konuyu irdeleyince adamların beni bir yıl eğitmen maaşıyla
çalıştırdıklarını anladım. Üzüldüm. Özel sektörün ne olduğu anlayışı kafama iyice
dank etti. Ekmek aslanın ağzındaydı. Beceren hakkını alıyordu. Özel okullarda maaş işlerinin nasıl takdir edildiği
hakkında bilgim olsaydı; emeğimi sömürtmemek adına mücadele verirdim elbette! Ertesi
yıl kurban pazarlığı yaparak maaşımda biraz iyileştirme yapıldı!
Öğrencilerimle dersler
başlamadan bir hafta uyum programı uygularken tanıştım. Kutsal kitabımızda
yazar; Allah, göğü 7 kat yaratmış. Ve bizim semamızın üstündeki birinci katı
yıldızlarla bezemiş. Dünyamızı aydınlatan, birinci kattaki samanyolunda bulunan
orta büyüklükteki bir yıldız olan güneşin 7 rengi var. Bu renkleri gökkuşağında
rahatlıkla görürüz. İlginçtir, Türkiye’mizde de 7 bölge var. Ve benim de yedi
bölgemizden öğrencim vardı. Bölgelerinin kültürüyle beslenmiş aile çocukları.
Terbiye görgü anlayışlarında farklılıklar… Farlı bölgelerin gelenek ve
görenekleriyle beslenmiş velileri, çocuklarını sınıf havasına sokmakta hiç kolay
olmuyordu.
Okul ilçenin kenarında;
öğrenciler genelde yeni yeni varsıllaşan çoğu esnaf çocuklarıydı. Bir doktor,
sadece iki tane de öğretmen çocuğu vardı. Birisi çok sıkıntılı, 4 adet
hiperaktif öğrencim vardı. Sınıflar azami 24 öğrenci alacak özellikte planlanıp
yapılmıştı. Bazı arkadaşların sınıf mevcudu bu sayıyı bulmuyordu. Benim sınıfımda
bir öğrenci daha aldılar. O öğrenciye bir öğrencilik sıra sıkıştırıldı. 25
mevcutlu sınıfımda 4 hiperaktif öğrencileri rehberliğe yönlendiriyordum. Veli kabul
etmiyordu öğrencinin hiperaktif halini. Özel okulda her veli bir müşteridir. Bu
gözle bakınca gerek okul sahipleri, gerekse onların dümen suyundan çıkmayan
idareciler sorunun üzerine gidemiyordu.
Benim yaşı da oldukça
küçük, konuşma zorluğu çeken hiperaktiflikten de öte öğrencim sırasında
sessizce oturuyordu. Okuma-yazma ses temelli öğretim yöntemiyle öğretiliyordu. Konuşmayan
öğrenci için tahtaya “e” sesi yazıp onun üzerinden tebeşirle geçmesini
istiyordum. Deftere yazma, kalem tutma yetisi gelişmemişti. Üstüne üstlük
tuvalet ihtiyacını da karşılayamıyordu. Kakasını da yapınca, evleri yakın
anneyi çağırdım. Ve anneye ısrarla telefonunuzu verin böyle durumlarda sizi
bilgilendireyim gerekeni yaparız diye rica ettim.
Ertesi gün kadın geldi.
Eşim telefonumu vermemi kabul etmedi. Sıkıntı büyüdü. Rehberliği, okul müdürünü
bilgilendirdim. Öğrencinin okulun bünyesindeki ana okula verilmesini istirham
ettim. Dileğim kabul görmedi. Sınıfıma, görsel sanatlar, yabancı dil…
öğretmenleri de giriyordu. Benim dersimde sadece uyuyan öğrenci yabancı dil
dersinde bağırıp-çağırmaya başlamış. Nihayet sınıfıma giren arkadaşlarla müdüre
durumu topluca anlattık. Bu olaylar yaşanırken öğrencinin babası okulun giriş
kapısına geliyordu paydos saatlerinde. Düşmanca bakışlarını hissediyordum.
Nihayet kurucu, okul müdürü rehber öğretmen karar verdi
tuvalet terbiyesini bile öğrenmekten acil öğrencim ana sınıfına gönderildi. Okul
müdürü bana, “kendine dikkat et, öğrencinin babası da sıkıntılı…” zaten velimiz
bana ters ters bakıyordu. Ne diyeyim, açıkçası gardımı alarak okuldan çıktım birkaç
gün!
Çok uygar, kültürlü; öğrencilerime, kendilerine karşı yaklaşımıma
saygı duyan değerli velilerim vardı. Hiperaktif öğrencilerimin çokluğu benim
şanssızlığımdı. Yılların kazandırdığı bilgi ve deneyimlerimle bir ay içinde
ilin çeşitli mahallelerinden gelen öğrencilerimle sınıf havası oluşturduk.
Anlatmadan
geçemeyeceğim; emekli olduğum okuldaki sınıfımda, bilgisayar, projeksiyon,
yazıcı benzeri araçlarım vardı. Özel okulda böylesi araçlar yoktu. Bu araçları
edinmek için müdürü ziyaret ettim. “Aman hocam, beni sıkıştırmayın! Sizin
sınıfınıza bu aletleri alsak diğer arkadaşlar da isterler." diyerek” yakınıyordu.
Vakit kaybetmeden
patrona gittim. Varsıl insanların tutumlu (cimri) olma anlayışları
kurucularımızda da vardı. İsteyenin bir yüzü vermeyen iki yüzü kara anlayışıyla
ısrarıma es geçilmedi. Bir ay içinde sınıfımı gerekli araç gereçle donattık. Özel
okulda da eğitim-öğretim çalışmalarım aksamadan yürüdü…