
Baba ocağından bir adım
ötesi gurbettir. Ortaokul için köyümüze yürüme ortalama iki saatlik yol
uzaktaki ilçede okula gidince ilk kez doğduğum evden ayrıldım. Bu ayrıklar bir
hafta bile değildi. Hafta sonları köye dönerek annemin pişirdiği çorbalara
hasret kalmazdım. Bir hafta bile sürmeyen baba ocağından ayrılmalarla gurbetlik
yaşadım diyemem.
Öğretmen Okulu için
başka bir şehire gidince gurbetin o yakıcı duygularının tüm ruhumu sarar,
dayanılmaz acıların yüreğimin en uç noktasında hissederdim. Memleketimin plakasını
taşıyan bir taşıt görmek bile nabız atışlarımın ritmini etkilerdi. 15 yaşı
içinde aynı ilçenin, doğduğu topraklardan ilk kez ayrı kalan çocuklardık
arkadaşlarımla. Onlarla da aynı duyguları paylaşır, bazen gözlerimiz yaşarırdı.
Bir yandan ilk gençlik
duygularının verdiği coşku, bir yandan hüzün içinde farklı duygular yaşıyorduk.
Kısa süren bir zaman dilimiydi okul yılları. Yatılı okul. Bayram gününün
sabahları arkadaşlarımla sabah erkenden okulun yakınındaki camiye bayram namazı
kılmaya giderdik. Bayramlarda ailemizle bir arada olamamak fazla etkisi
olduğunu söyleyemem. Trabzon büyük ve güzel bir kent, sinemalar bol. Bayram tatillerinin
biricik eğlence kaynağımızdı sinemalar. Gurbetin ilk aylarının özlemi de hayli azalmıştı.
Köy öğretmeni olduğum
yıllardaki dini bayram sabahlarındaki hüznümü hatırlayınca bugün bile efkâr
basar gönlümü. Bayram sabahları camiden çıkılır. Köylülerim caminin yakınındaki
mezarlıkları ziyaret edip Hakk’ın rahmetine kavuşmuş gidenlerinin mezar
başlarında dua okurlar. Bense caminin yanı başında, dağların arkasında çok
uzaklarda kalan doğduğum topraklara baka baka kalıverirdim sessizce. Velilerimle
bayramlaşırdık elbette. Lakin gönül, anne-babayı, yakın akrabaları, onların
içten sıcaklığını arardı sürekli! “Gurbeti ben mi yarattım” diyor ya Muhlis
Akarsu. Gurbet yaşamımızın yadsınamaz bir gerçeğiydi oysaki... Bu diyarlardan
gitmek olanaklı olmadığına göre bu deve güdülecekti. Güdüyorduk gönüllü
olmazsak bile.
Köylerde çalışırken
bayram günlerinde hep buruk mutluluklar yaşadım. Yıllar geçmiş olsa bile
özellikle bayramların yaşamın olmazları arasına girmiş çocukluk günlerinin
tanımsız güzellikleri hiç silinmez gönüllerden. El öpmeler, büyüklerin kırış
kırış olmuş yüzlerindeki bayram günlerine has gülümsemeleri hafızanın
derinliklerine kayıtlı. Unutulmaz. Hafızadaki kayıtlar güzellikler gün yüzüne
bayram günleri ortaya çıkar ister istemez. Ve sıladan uzak olununca daha da
acıtır insan ruhunu.
Doğu illerimizde halk
şairleri geleneği baskındır. Bu şairler halkın sevinçlerini, coşkularını, acılarını
dillendirir. Türkler yaşadığımız topraklara gelirken kopuzlarını da beraber
getirdiler. Düğünlerde, seyranlarda, bayramlarda ve de bölgenin karlı uzun kış
gecelerinde kopuzdan çeşitli telli sazlara dönüşen çalgı aletlerini tıngırdatıp
halk şiirinin nadide örneklerini verirler. Karşılıklı saz çalar, atışmalar
yaparlar. Senede bir kez de Konya’da buluşur Konya Âşıklar bayramında çeşitli
etkinliklere katılırlar.
Köyümüzden de Konya
Âşıklar Bayramına katılan şair yetişmiştir. İlçe ve ilimizin yetiştirdiği
Efkârı Baba, Deryamin, Âşık Huzuri, Âşık Gülhani… İlimizin yetiştirdiği âşıkların
sadece bazılarıdır. Âşık Yanguni mahlaslı köylümüz âşık ben küçükken yaşadığı âşıklara
has serüvenler sonucu köyümüzden ayrılmak zorunda kalmış. Sakarya ilimize
yerleşmiş. Ölünceye kadar da özellikle memleket özlemini deyişlerine tema
edinerek çok güçlü yanık şiirler söylemiş.
Bayram günlerinin
sıladan uzak kalmanın ruhunda estirdiği fırtınaları betimlediği bir şiiriyle
yazımı bitirmek isterim. Hele final beyiti ruhumda fırtınalar estirir
“Yanguni der gurbet
elde ölürsem
Savrulur küllerim sılaya doğru.”
“ Ölüm tek gerçektir” diyor Gazali. Bu
gerçekten kaçılmaz. Sılaya anne-babamın yanına defnedilmek benim de arzum.
“Sılaya Doğru
Bir hasrettir yine düştü canıma
Bu vasf-ı hallerim sılaya doğru
Felek hisar çekmiş dört bir yanıma
Açılmaz yollarım sılaya doğru
Kılındı bayramlar saflar söküldü
Gurbetliler bir köşeye çekildi
Eller havalandı yaşlar döküldü
Uzattım ellerim sılaya doğru
Hani sallandığım topraklar taşlar
Hani hasret annem hani kardeşler
Hani yaren yoldaş ahbaplar eşler
Açarım kollarım sılaya doğru
Virandır gönlümde bu aşkın şehri
Paslandı hazneler lal u gevheri
Gönül yaylasında aşkın rüzgarı
Esiyor yellerim sılaya doğru
Fani dünya ben feleği bilirsem
Baykuş gibi çok viranda kalırsam
Yanguni der gurbet elde ölürsem
Savrulur küllerim sılaya doğru.”
Aşık Yanguni (Gülpaşa Tokdemir)
Yazarın
Önceki Yazısı