Annemin Öğüdü- Mizahi Hikaye
‘’Öğüdünü tuttum anne
hem de ilk günden bu yana.’’
Kulaklarımı
kamçılıyordu etrafın sessizliği. Hem anıyordum hem anılmayı diliyordum.
Başıma kadar çekmiştim
çarşafı ve üst kattaki hasta ihtiyarın iniltilerinin sonlanmasını diliyordum
beri yandan.
Ya ölecekti ya ben
ölecektim. Çok tatsız bir ruh haline bürünmüştüm onlar gittiğinden bu yana ve
devasa boşluğumun tek tanığıydı Tanrı.
Sözcükler kümelenmişti
çantamda öyle ya kaç zamandır devam etmiyordum iki okula birden hem de. Yabancı
dil derslerine girdiğim kursa sürekli bahaneler uyduruyordum.
‘’Müdürüm.’’
‘’Anıl Hocam, buyur
söyle derdini.’’
‘’Annemin daha kırkı
çıkmadı. Malum gelen giden…’’
Sözümü biberle kesmişti
akabinde:
‘’Başka bir yalan uydur
hocam. Bu ne ya? Ne zaman derslere gelmek istemesen aynı bahaneyi uyduruyorsun.
Rahmetliyi kaç kez öldürdün yahu.’’
‘’Babam diyecektim.’’
Sonunda çıldırtmıştım
adamı:
‘’Kovuldun!!!’’
Yırtmıştım işte.
Şimdi sıra nede miydi?
Bu sefer öğrenci
işlerini aradım dördüncü yılımı dördüncü kez okuduğum açık öğretim fakültesinin.
‘’Buyurun kiminle
görüşüyorum?’’
‘’Anıl Dörtköşe.’’
‘’Kardeşim, kaydınız
silindi. Artık arayıp durmayın. Ne sınavlara giriyorsunuz ne de harcınızı
ödediniz doğru dürüst. Hadi, hadi, işimiz gücümüz var.’’
Amma ünlenmiştim açık
öğretim bürosunda. Oh, be.
‘’Alo.’’
Kapatmıştı çılgın
görevli demek ki beni artık hayata bağlayan hiçbir şey kalmamıştı. Tek şey
haricinde.
‘’Selin, ne haber?’’
‘’Verdiğin tüm
hediyeleri iade ettim. Daha ne istiyorsun şerefsiz?’’
‘’Bir orta yolu bulsak,
Selin. Hani, takside girdiğim şu beyaz eşya.’’
‘’Densiz adam.
Ödemediğin gibi beni kefil gösterdin. Sırf bizimkiler üzülmesin diye ödüyorum
taksitlerini. Yetmedi mi?’’
‘’Benim buzdolabı
bozuldu, be güzelim. Belki gönderirsin adresime o beyaz eşya setini.’’
‘’…bip.’’
Aman Allah’ım telefon
idaresine mi dadanmıştı şimdi de RTÜK? Allah’tan da zan altında kalmamıştı
sülalem.
‘’Selin, teessüf
ederim.’’
Uzatmadım lafı. Son
engeldi madem Selin şimdi iç rahatlığı ile…
Sahi, neydi bir sonraki
planım? Evi mi değiştirmeliydim ya da oturduğum ili? Belki de adımı değiştirip
başka bir kimlikle yeni baştan denemeliydim her şeyi. Mümkün müydü sahi yeniden
başlamak? İyi de neye nereden başlayacaktım? Altı üstü otuzlu yaşlarının sonunda
bir baltaya sap olamamış bir ruh hastasıydım. Sevdiği insanları terk eden ve
hayallerini… neydi benim derdim neydi sahi?
Yeniden nokta atışı
yapmam mümkün müydü ya da annemin tüm söylediklerini harfiyen uygulamak yeni
baştan?
Sözcükler cebimdeydi.
Sözcükler içimdeydi ya
ben, neredeydim? Miladım neydi ve miadım dolmuş bile olsa ben hak ediyor muydum
yeni bir başlangıcı?
Kimliğimle idare
edecektim ne de olsa sabıka kaydım yoktu henüz ya da herhangi bir suçum kanunların nezdinde sadece adım çıkmıştı üç
beş yerle ilişiğimi kesip de onlar da artık adımı nasıl yaymışlarsa.
Sessizce oturup
düşünmeye ihtiyacım vardı ama yok, işte. Sessizlik nerede ben nerede? Üst komşu
acısından inlemeye başlamıştı yine. Kulaklarımı tıkamak da fayda etmiyordu.
Cep telefonuma baktım
gelen mesajları okumak adına. İş başvurusu yaptığım kaç şirketten bildiri
bekliyordum lakin müspet menfi geri dönüş yapmaya tenezzül etmiyordu kibirli
işverenler. İyi kötü liseyi bitirmiştim ve beni idare eden bir yabancı dilim de
vardı lakin yetmiyordu hiç biri.
Şimdi de kapı zili
çalıyordu. Beklediğim kimse yoktu üstelik bu saatte…
‘’Anıl Bey. Ben
apartman görevlisi Arif, apartmanı sileceğim de bir kova su lazım.’’
İyi bir fikir
olabilirdi. İşte yanmıştı uzun süredir göz bile kırpmayan ampul.
‘’Arifff, tam
zamanında.’’
Kucakladım adamı sıkı
sıkı sarıldım.
‘’Hayırdır, beyim? Ne
bu coşku?’’
Kapıyı ardına kadar
açtım ve içeri buyur ettim Arif’i.
‘’Banyo ve şehrin tüm
barajları emrine amade. İstediğin kadar kullan. Hatta mutfak yemek dolu. Ye
yiyebildiğin kadar. Bana müsaade.’’
Arif şaşkındı; bense
coşkulu. Ne de olsa kendime yeni bir iş sahası yaratmıştım ve yeni ilişkiler.
‘’Allah akıl fikir
versin. Ben kovayı doldurur giderim. Çekerim de kapıyı ardımdan. Siz iyi
misiniz?’’
Hiç olmadığım kadar
iyiydim hem de.
‘’Bana referans olur
musun, Arif?’’
‘’Ne için?’’
‘’Kapıcılık sektöründe
bir ekol olacağım ama nereden başlayacağımı bilemiyorum.’’
‘’Nasıl olacak ki?’’
‘’Ben kaçtım,
meslektaşım. En kısa zamanda görüşmek üzere.’’
Ve işte, annemin
öğüdünü tutuyordum. Artık yeni bir adım yeni bir işim vardı ne de olsa
tutuyordum annemin öğüdünü:
‘’Aman oğlum, ayağını
denk al. Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Bak bana. Bu yaştan sonra ne
hallere düştüm…’’
Yalan söylemek kanıma
işlemişti benim annemin o öğüdünden sonra gerçi annemi uzun zamandan beri
görmüyordum ama. Yoksa ilk olarak onu ziyarete mi gitmeliydim? Üstelik cici
babamla bir aradaydılar. Dört yıldızlı otel keyfi. Ekmek elden su gölden.
Giderken bir kutu pasta
yaptırıp bir demet de çiçek aldım mı nasıl olsa benim salak nişanlım bana ilk
gün itibari ile tek tek söylemişti kredi kartlarının şifresini. Canım ya! Nasıl
da abayı yakmıştı bana. Lakin bir sorun vardı. Önce hangi günler ziyaret günü
onu öğrenmeliydim ne de olsa annemin gözleri yolda kalmıştı bunca zamandır
görmüyordu oğlunu.
Kaçtı numarası kaçtı?
Hah, hatırlamıştım ve tuşladım:
‘’Silivri Cezaevi mi?
Şey, ziyaret gün ve saatlerini öğrenecektim de.’’
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.