Görülmeyen Alkışlar
Bugün koroda, seslerin birbirine değdiği o tanıdık anların arasında küçük bir sır dolaştı. Bir kulağa eğilip fısıldadım; bir şiirin kime yazıldığını… Sanki kelimeler yüksek sesle söylenince anlamını kaybedecekmiş gibi, sadece iki kişi arasında kalması gereken bir şeydi bu. Ama bazen sırlar, paylaşıldıkça değil, doğru kişiye değdiğinde derinleşiyor.
Karşımda, sahnede devleşen ama gözlerinin içinde başka bir hayat taşıyan bir kadın vardı. Gülay… Solistlerden biri. Sesiyle salonu dolduran, alkışların ortasında büyüyen o kadın. Ama biliyorum, sahneden indiğinde hayat onu bambaşka bir yere çağırıyor. Evinde, her kadının kaderine benzeyen bir hikâyeyi taşıyor omuzlarında. Yatalak kayınvalidesinin başında, elleri sadece çiçek ve yemek kokularını değil, hayatın en ağır, en görünmeyen yüklerini de taşıyor. İdrar kokusuna karışan bir merhamet, sabırla yoğrulmuş bir sessizlik…
Ananemin bir sözü vardı.
Bir kadının emeği, ellerinden kolay kolay silinmez derdi.
Yıllar geçse de bazı izler kalırdı.
Ve ben, sahnedeki o güçlü halini düşündükçe, içimde başka bir saygı büyüyor. Çünkü bazı alkışlar duyulmaz. Bazı emekler ışık altında değil, loş odalarda verilir.
Şiir istedi benden bugün. O an anladım; istenen şey bir şiir değil, görülmekti. İçinde sakladığı o kırılgan ama ışıklı yerin fark edilmesi… Belki de bu yüzden “seni günceme anlatacağım” dedim. Çünkü bazı insanlar şiirle değil, hatırlanarak var olur.
Geçen gün tren yolculuğunda altını çizdiğim satırlar geldi aklıma. Okurken kendimden bir parça bulduğumu sandığım o an… Meğer sadece kendim değilmişim. O satırlar, birçok kadının içinden geçen ama çoğu zaman dile gelmeyen şeylerin sesiymiş.
“Her cuma geliyor mu Sohrap?” demişti İbrahim.
Furuğ durup bakmıştı yüzüne: “Evet… elbette geliyor. Ahmet Rıza, Ahmet’i de… Mehdi Ehevan da, Celal Hüsrevşahi, Sirüs Tahbaz da… Bu cuma toplanmaları can simidi benim için. Bir tek onlara güveniyorum. Dalkavukluk yapıp yok yere övmeyecek kaç kişi var güzel Tahranımızda? Ya da düşündüklerimi, içimden geçeni açıkça söylememe tahammül gösterecek?”
Bir başka şehirde, başka bir zamanda kurulan o Cuma sofraları… Birkaç insanın bir araya gelip, süslenmemiş cümlelerle konuşabildiği, yargılanmadan var olabildiği o dar ama derin alan… Ne tuhaf, insanın ihtiyacı değişmiyor. Sadece mekânlar değişiyor. Orada bir masa, burada bir koro… Ama aranan aynı: anlaşılmak.
Koroda da böyle değil mi zaten… Her ses kendi yolundan geliyor ama bir yerde birleşiyor. Kimse diğerinin önüne geçmeden, kimse kaybolmadan… Belki bu yüzden bazı şeyler yüksek sesle değil, fısıltıyla anlam buluyor.
Bugün anladım ki bazı kadınlar birbirine şiir yazmaz.
Birbirinin eksik kalan cümlesini tamamlar.
16 Nisan 2026
H. Çiğdem Deniz
(
Görülmeyen Alkışlar başlıklı yazı
çitlembik tarafından
16.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.