Bir Kelimenin Ölmeden Önceki Son Günü
Yıllar, kelimenin boğazında başladı.
Harfleri yerinden oynuyordu;
ilk harfi, eski bir kapının menteşesi gibi
ince ince inledi.
Son harfi susmuştu zaten,
uzun zamandır cümlenin arkasında
ölü taklidi yapıyordu.
Onu kimse çağırmadı yıllarca.
Sözlük, sanki sayfalarında sakladı.
Mürekkep, yatağından onun için hiç kalkmadı.
Kâğıt, beyazlığını fazla temiz tutup
kendisine yer vermedi.
Bir ağızdan düşmeyi bekledi kelime;
hiçbir dudak onu hatırlamadı.
Yüzyılın sonuna doğru anlamı da terledi.
İçinden küçük, yaslı karşılıklar çıktı:
yarım kalmış bir özür,
söylenememiş bir çocuk sesi,
bir mektubun zarfında kuruyan yağmur,
aşığın cebinde unutulmuş
kırık bir ünlem.
Kelime bunları tek tek topladı.
Kendi anlamının cenazesine
kendi içinden çiçek götürür gibi.
Bir ara aynaya baktı.
Aynada kendini değil,
onu yıllarca unutan yüzleri gördü.
Kimi onu sevda sanmıştı,
kimi bahane,
kimi dua,
kimi de bir suçun üstüne serilmiş
ince bir örtü.
Kelime yoruldu.
Bir hecesini otağlara bıraktı.
Bir hecesini dağ eteklerine.
Bir hecesi, kapı aralığından kaçıp
başka bir dilde yetim kaldı.
Yüzyıllar dolunca
kelimenin içindeki sesler azaldı.
Üzerine eğilen sessizlik
onu öldürmedi;
sadece yavaşça soydu.
Önce anlamı düştü.
Sonra gövdesi.
Sonra kimsenin duymadığı
küçük bir vurgu.
Geriye yalnız harflerinden dökülen
ince bir toz kaldı.
Gece, o tozu aldı;
eski bir kitabın arasına serpti.
Bu sabah biri kitabı açtı,
parmağıyla sayfanın kenarına dokundu,
nedenini bilmeden ürperdi.
öz amrakım
Bir kelime ölmüştü.
Öldüğü yerde
susuşların içine filizler gömülmüştü.
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.