Sahte Sevgi Basan Kalpazan V
V. Raporun Kurbanları
Ahmet Müfit Bey rapor yazmayı severdi.
Çünkü rapor, hakikatin kendisi değildi; hakikatin hangi sırayla görüleceğine karar veren soğuk bir eldi. Bir cümle yukarı alınırsa suç büyür, bir madde aşağı indirilirse kusur yumuşar, bir isim yanına başka bir isimle yazılırsa sorumluluk dağılırdı. Rapor dediğin şey, bankacılığın resmi aynasıydı; fakat aynayı kimin tuttuğu, okunan yüzü değiştirirdi.
O sabah çalışma odasında erkenden masaya oturdu. İlknur mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Evin içinde kızarmış ekmek kokusu vardı. Masanın çekmecesinde Necati Ayvazoğlu’nun verdiği zarflar duruyordu. Zarfın varlığı odayı kirletmiyordu; Ahmet Müfit Bey’e göre her şey, doğru çekmeceye konulduğu sürece hiçbir yer kirli sayılmazdı.
Bilgisayarını açtı.
Dosya adını yazdı:
Necati Ayvazoğlu Şubesi Teftiş Raporu: Taslak
Bir süre boş ekrana baktı. Sonra parmakları klavyeye dokundu. “Şube genelinde süreç takibi, iç kontrol refleksi ve personel koordinasyonu açısından çeşitli aksaklıklar tespit edilmiştir.”
Güzel başladı. Aksaklık. Bu kelimeyi severdi. Suç demezdi. Hırsızlık demezdi. Düzenbazlık hiç demezdi. Aksaklıkta, insanın ayağı tökezlemiş gibi dururdu; halbuki insan bile isteye başkasının cebine basardı.
İlk bölüme Aysun Hanım’ı yazdı. Doğrudan suçlamadan. Ama temiz de bırakmadan.
Aysun Hanım’ın iyi niyetli uyarıları dikkate değer olmakla birlikte, bazı evrak düzeltmelerinde sürecin bütününü gözetmeden işlem yaptığı görülmüştür.
Bu cümleyi birkaç kez okudu. İyi niyetli. Ama eksik. Dikkate değer. Ama kusurlu. Bir insanı böyle yazarsanız, kimse onu tamamen savunamazdı. Ahmet Müfit Bey bunu iyi bilirdi. Tertemiz insanı yakmak zordu; üstüne biraz kül serpmek gerekirdi.
Sonra Mustafa Bey’e geçti.
Mustafa daha kolaydı. Onun adı belgelerde sık görünüyordu. Açıklama değişiklikleri, onay taşıma, talimat aktarımı, işlem takibi. Necati’nin gölgesi Mustafa’nın eline imza gibi düşmüştü.
Mustafa Bey’in, şube müdürü bilgisi dahilinde veya dışında, birden fazla işlemde süreç dışı rol üstlendiği; özellikle tahsilat bekletmeleri ve açıklama düzeltmeleri konusunda doğrudan sorumluluk taşıdığı kanaatine varılmıştır.
“Bilgisi dahilinde veya dışında.”
Bu cümle Necati’ye can simidiydi. Müdür bilmiyor olabilir. Biliyorsa bile ispatı gölgelenir. Mustafa ağırlaşır, Necati yönetimsel zafiyete inerdi.
Ahmet Müfit Bey çayından bir yudum aldı.
İlknur kapıdan başını uzattı.
“Kahvaltı hazır.”
“Geliyorum hayatım.”
“Çok erken başladın yine.”
Ahmet Müfit Bey ekrandan gözünü ayırmadan konuştu.
“İnsan başkalarının yükünü işte böyle kendi sabahına almak zorunda kalıyor.”
İlknur’un yüzü yumuşadı.
“Sen de hep böylesin.”
Ahmet Müfit Bey gülümsedi. Cümle görevini yapmıştı.
İlknur kapıyı kapatınca rapora döndü. Necati bölümüne geldiğinde daha dikkatli yazdı. Bir insanı tamamen kurtarmak şüphe çekerdi. Biraz yaralamak gerekirdi. Kafesin demiri bazen ceza gibi görünmeli, bazen koruma gibi.
Şube müdürü Necati Ayvazoğlu’nun süreç yönetiminde yeterli denetim mekanizmasını işletemediği, personel üzerindeki kontrol ve yönlendirme sorumluluğunu etkin yerine getiremediği görülmüştür. Ancak mevcut bulgular, müdürün doğrudan kişisel menfaat temin ettiğini kesin biçimde ortaya koyacak açıklıkta değildir.
Ahmet Müfit Bey durdu. Bu cümlede yalan yoktu. Çünkü kesin biçimde ortaya koyacak açıklıkta değildi; açıklığı kapatan kişi kendisiydi. Raporun namusu bazen eksik yazılmış hakikatten ibaretti.
Sonra tavsiye kısmını yazdı:
Şube müdürünün merkez birimlerde gözetim altında değerlendirileceği geçici bir görevlendirmeye alınması, ilgili personel hakkında disiplin ve gerektiğinde adli süreçlerin başlatılması uygun olacaktır.
İşte bu.
Necati yanmayacaktı. Merkeze çekilecekti. Mustafa yargıya gidecekti. Aysun dosyaya bulaşacak, şikâyetçi olduğu hâlde kendini savunmak zorunda kalacaktı. Berke kenarda kalacak, Semra’nın adı raporda geçmeyecekti. Semra dışarıda tutulmalıydı. Henüz gerekliydi.
Ahmet Müfit Bey dosyayı kaydetti.
Başlığın altına baktı.
Teftiş Raporu.
Ne güzel kelimeydi.
Teftiş.
İnsanın başkasını ararken kendi içini aramaması için icat edilmiş bir meslek gibi.
Şubeye vardığında Necati Ayvazoğlu ayakta karşıladı. Yüzünde önceki günün zarfından kalma bir beklenti vardı. İnsan para verdikten sonra korunacağına inanmak isterdi. Para verilmişse dünya biraz düzelmeliydi.
“Günaydın Ahmet Bey.”
“Günaydın Necati Bey.”
“Rapor…”
“Rapor yazılıyor.”
Necati Bey’in yüzünde rahatlama arayan bir kas kıpırdadı.
“Umarım makul bir zeminde ilerler.”
Ahmet Müfit Bey ona yaklaştı. Sesini yalnız Necati’nin duyacağı kadar alçalttı.
“Zemin makul. Ama toprak kaygan. Üstünde fazla oynamayın.”
Necati Bey anlamakla anlamamak arasında kaldı. Kafese giren insan, kafesin kapısını hemen fark etmezdi. Önce etrafındaki demirleri nezaket sanırdı. Ahmet Müfit masasına oturdu. Personel yine dikkat kesildi.
Aysun Hanım dosyaları getirdiğinde yüzü yorgundu.
“Ek istediğiniz evraklar,” dedi.
“Teşekkür ederim Aysun Hanım.”
Aysun gitmedi.
“Ahmet Bey, dilekçemle ilgili bir sorun olur mu?”
Ahmet Müfit Bey ona baktı. Bu bakışta yumuşaklık vardı; ama yumuşaklık her zaman merhamet değildi. Bazen insanın boğazına pamukla bastırılırdı.
“Siz gördüğünüzü bildirmişsiniz. Bu kıymetli. Fakat bazı evraklarda sizin düzenlemeleriniz var. Bunları açıklamanız gerekebilir.”
Aysun’un yüzü soldu.
“Bana müdür bey söyledi. Ben kendi başıma…”
“Biliyorum. Fakat sistemde imza kiminse, açıklama da ondan istenir. Merak etmeyin; iyi niyetinizi raporda belirteceğim.”
İyi niyet.
Aysun Hanım o an bu kelimenin kendisini kurtarmaya mı, yoksa mahkûm ederken başını okşamaya mı yaradığını bilemedi.
“Ben yanlış bir şey yapmak istemedim.”
“Bazen istemeden de sürecin parçası oluruz,” dedi Ahmet Müfit Bey. “Önemli olan, sonra hakikatin yanında durmaktır.”
Cümle güzeldi. Aysun’un gözleri doldu ama ağlamadı. Ahmet Müfit Bey içinden, ağlamaması iyi, diye geçirdi. Ağlayan personel dosyada acemi görünürdü; ağlamayan personel ise kendi ciddiyetiyle ezilirdi.
Aysun masasına döndü.
Semra Hanım, olanları uzaktan izliyordu. Ahmet Müfit Bey onun bakışını yakaladı. Semra bu kez gülümsemedi. On iki yılın şube bilgisiyle, raporun bazı yerleri yazılmadan önce insanların yüzünde belirdiğini anlamıştı.
Öğleye doğru Mustafa Bey görüşmeye çağrıldı.
Müdür odası değil, küçük toplantı odası seçildi. Ahmet Müfit Bey bunu bilerek yaptı. Müdür odası Necati’nin alanıydı; toplantı odası tarafsız görünürdü. Tarafsız görünen yerlerde insan daha kolay çözülürdü.
Mustafa Bey içeri girdiğinde elinde kalem yoktu. Ellerini nereye koyacağını bilemedi.
“Buyurun Mustafa Bey, oturun.”
“Oturmasam olur mu?”
“Nasıl isterseniz.”
Ahmet Müfit dosyayı açtı.
“Bu işlemlerde adınız geçiyor.”
Mustafa baktı.
“Talimatla yaptım.”
“Kimin talimatıyla?”
“Müdür bey.”
“Yazılı talimat var mı?”
Mustafa sustu.
Ahmet Müfit başını hafifçe yana eğdi.
“Bankada yazılı olmayan talimat, yapan kişinin kaderine yazılır Mustafa Bey.”
Mustafa’nın yüzü gerildi.
“Ben tek başıma bir şey yapmadım.”
“Bunu ispatlamanız gerekecek.”
“Ben müdürün dediğini yaptım.”
“Müdürünüz bunu kabul eder mi?”
Mustafa cevap vermedi.
Ahmet Müfit arkasına yaslandı.
“Bakın, ben sizi anlıyorum. Hiyerarşi içinde çalışan insan bazen karşı koyamaz. Fakat bazı imzalar vardır; emirle atılır, bedeli şahsen ödenir.”
Mustafa’nın dudakları kurudu.
“Ben ne yapayım?”
Ahmet Müfit dosyayı kapattı.
“Doğruyu söyleyin.”
“Size mi?”
“Önce kendinize.”
Bu cümle Mustafa’yı yormadı; kızdırdı.
“Ahmet Bey, siz doğruyu istiyorsanız müdüre bakın. Ben taşıdım. O koydu.”
Ahmet Müfit’in yüzü değişmedi.
“Taşıyan el de dosyaya girer.”
Mustafa bir an ona baktı. Gözlerinde korkuyla öfke aynı çizgide birleşti.
“Yani beni yakacaksınız.”
Ahmet Müfit yavaş konuştu.
“Ben kimseyi yakmam Mustafa Bey. Evrak nereyi tutuşturursa orası yanar.”
Toplantı odasından çıktıklarında Mustafa’nın yüzü kül rengine dönmüştü.
Semra Hanım bunu gördü.
Ahmet Müfit odadan çıkarken ona yaklaştı.
“Semra Hanım, dün verdiğiniz dosya önemliydi.”
“Belli oluyor.”
“Rahatsız mı oldunuz?”
“Kim yandı, kim ısındı ona bakıyorum.”
Ahmet Müfit gülümsedi.
“Çok keskin konuşuyorsunuz.”
“Keskin değil. Bu şubede yıllarca aynı bıçağın hangi elde olduğunu gördüm.”
“Bıçak kelimesi hoş değil.”
“İşlevi hoş olan şeyin kelimesi niye hoş olmasın?”
Ahmet Müfit bu cevabı sevdi. Semra’nın zekâsı ona direnç gibi değil, davet gibi geliyordu. Direncin içinde bir kapı aramayı severdi.
“Bugün çıkışta birkaç ek bilgiye ihtiyacım olabilir,” dedi.
Semra Hanım gözlerini ondan kaçırmadan sordu:
“Dosya için mi?”
Ahmet Müfit kısa bir an durdu.
“Başka ne için olabilir?”
Semra Hanım’ın yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
“Bunu ben sormadım Ahmet Bey. Siz cevap verdiniz.”
Bu kez Ahmet Müfit sustu.
Semra Hanım masasına döndü. Ahmet Müfit onun ardından bakmadı. Bakarsa şubede bakan gözler olabileceğini biliyordu. Ama içinden Semra’nın telefon numarasını yeniden düşündü.
Öğleden sonra raporun taslağını bölgeye göndermedi. Önce Necati’ye koklatmak istedi.
Müdür odasında Necati Ayvazoğlu raporun bazı bölümlerini okudu. İlk sayfalarda yüzü biraz rahatladı. “Yönetimsel zafiyet”, “personel koordinasyonu”, “süreç aksaklığı” gibi ifadeler vardı.
Sonra Mustafa bölümüne geldi. Gözleri küçüldü.
“Mustafaya ağır olmuş.”
“Mustafa’nın soyadı ağır.”
“Ama…”
Ahmet Müfit onun sözünü kesti.
“Siz merkeze çekileceksiniz.”
Necati Bey kağıdı bıraktı.
“Nasıl yani?”
“Şimdilik. Bu sizin için en iyi yol. Şubeden çıkarsanız yangının içinde görünmezsiniz. Merkez, dumanı daha iyi saklar.”
Necati Bey’in yüzünde rahatlama ile hakaret arasında gidip gelen bir ifade belirdi.
“Ben ceza mı alacağım?”
“Küçük bir görev değişikliği. Belki uyarı. Belki yazılı ihtar. Ama şubede kalırsanız dosya büyür.”
Necati Bey sustu. Verdiği parayı düşündüğü belliydi. İnsan rüşvet verince tam kurtulmayı satın aldığını sanırdı. Oysa daha düzgün bir kafes alırdı.
“Mustafa konuşursa?”
“Konuşur. Herkes konuşur. Önemli olan kimin sözünün rapora girdiğidir.”
Necati Bey Ahmet Müfit’e uzun uzun baktı.
“Beni de kafese aldınız, değil mi Ahmet Bey?”
Ahmet Müfit yüzünü bozmadı.
“Ben sizi kurtarıyorum Necati Bey.”
“Buna kurtarmak mı diyorsunuz?”
“Batmayan adam, yüzmeyi öğrenmiş sayılır.”
Necati Bey cevap vermedi.
Ahmet Müfit rapor taslağını geri aldı.
“Bir şey daha,” dedi. “Kalan ağırlığı unutmayın.”
Necati Bey gözlerini kapattı. Sonra açtı.
“İki gün demiştim.”
“Ben de beklediğimi söylemiştim.”
Müdür odasından çıktığında şubede akşam yorgunluğu başlamıştı. Aysun Hanım bilgisayar ekranına bakıyor ama hiçbir şey okumuyordu. Mustafa Bey arka tarafta biriyle telefonda alçak sesle konuşuyordu. Berke Bey müşteriye kredi kartı limitini anlatıyordu. Semra Hanım çantasını topluyordu.
Ahmet Müfit telefonunu çıkardı.
Semra’ya mesaj yazdı:
“Bugün söyledikleriniz aklımda kaldı. Hafızalar gerçekten dosyadan fazlasını taşıyor.”
Bir süre bekledi.
Cevap geldi:
“Bazı müfettişler de dosyadan fazlasını arıyor gibi.”
Ahmet Müfit gülümsedi.
Yazdı:
“Evet bazı şeyler dosyanın dışından daha net görünüyor.”
Semra’dan kısa bir cevap geldi:
“Belki.”
Bu “belki”, Ahmet Müfit’in gün içindeki en canlı kazancı gibi durdu.
Akşam şubeden çıkarken Aysun Hanım kapıya yakın bir yerde duruyordu.
“Ahmet Bey,” dedi.
“Buyurun.”
“Benim başım derde girecek mi?”
Ahmet Müfit ona baktı. Bu kez cümleyi hemen kurmadı. Bekledi. Beklemek, güven hissi verebilirdi.
“Başınız değil,” dedi. “Vicdanınız yorulacak biraz.”
Aysun Hanım anlamadı.
“Ben doğrusunu yaptım.”
“Doğruyu yapmak insanı hemen kurtarmaz. Ama yanlışın içinde kalmaktan iyidir.”
Bu cümle Aysun’u tam rahatlatmadı. Ama susturdu. Ahmet Müfit için yeterliydi. Şubeden çıktı. Arabasına yürüdü. Çantasında rapor taslağı, çekmecesinde Necati’nin zarfları, telefonunda Semra’nın “belki”si, gelen kutusunda Nesrin’in tehdidi vardı.
Dört ayrı risk.
Dört ayrı kazanç ihtimali.
Bir bankacı, parayı dağıtırken riskleri bölerdi. Ahmet Müfit Bey hayatı da öyle yönetiyordu.
Arabasına bindiğinde Nesrin’den yeni mesaj geldi:
“Yarın konuşmazsak savcılığa gidiyorum.”
Ahmet Müfit mesajı okudu. Cevap yazmadı.
Önce Semra’nın mesajını yeniden açtı.
Sonra Necati’nin raporunu düşündü.
Sonra İlknur’a eve giderken ne alacağını.
Çiçek mi?
Tatlı mı?
Küçük bir bileklik mi?
Eve boş elle gidilmezdi. Boş elle giden erkeğin yalanı daha kolay görünürdü.
Arabayı çalıştırdı.
O gün raporun kurbanları belirlenmişti.
Mustafa yanacaktı.
Aysun karartılacaktı.
Necati merkeze çekilip kafeste tutulacaktı.
Semra dışarıda bırakılacaktı.
Ahmet Müfit Bey ise raporu yazan el olarak temiz kalacaktı.
En azından raporun içinde.
-Devam Edecek-
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.