Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (1 oy)

Sahte Sevgi Basan Kalpazan


I. Tedavüle Çıkan Sevgi


Ahmet Müfit Bey parayı iyi tanırdı.


Paranın yalnız kâğıt olmadığını, üstündeki rakamdan ibaret kalmadığını, insan eline değdikçe başka bir itimat kazandığını yıllar içinde öğrenmişti. Bir banknot kasada dururken yalnız değerdi; piyasaya çıktığında ilişki olurdu. Bir borcu kapatır, bir ihtiyacı erteler, bir arzuyu satın alır, bir korkuyu birkaç günlüğüne sustururdu. Para dolaştıkça yalnız el değiştirmezdi; insanın niyetine, telaşına, açlığına, mahcubiyetine bulaşırdı.


Ahmet Müfit Bey’in en sevdiği kelime buydu: Tedavül.

Bir şeyin dolaşıma girmesi. Bir elden ötekine geçmesi. Geçerken değer kazanması ya da en azından değerliymiş gibi görünmesi.


Yıllar önce, sevgi üzerine de aynı hükme varmıştı.

Sevgi de bir değerdi.

Öyleyse üretilebilirdi.


Ölçülü basılırsa, doğru kişiye verilirse, zamanında dolaşıma sokulursa, karşılık doğururdu. İnsanlar kendilerini sevene açılır, sevene güvenir, güvenene imza atar, imza atana sır verir, sır verene boyun eğerdi. Sevgi dediğin şey, doğru yönetildiğinde en ucuz teminattı. Bunu hiçbir deftere yazmamıştı. Ahmet Müfit Bey delil bırakmayı sevmezdi; cümle bırakmayı severdi. Cümleler, para gibi numaralanmadığı için daha güvenliydi.


O sabah bölge müdürlüğünün eğitim salonunda konuşmaya başlamadan önce kravatını düzeltti. Lacivert takımının içinde tertemiz görünüyordu. Saçları seyrelmişti ama özenle taranmıştı. Yüzünde yıllarını bankacılıkta geçirmiş erkeklere mahsus bir güven vardı: ne fazla güler, ne fazla somurtur; karşısındakine hem yakın hem üstün durmayı bilirdi.

Salonda genç personeller, şube müdürleri, operasyon yetkilileri, birkaç müfettiş yardımcısı ve bölge insan kaynaklarından iki kişi vardı. Arkadaki ekranda sunumun başlığı duruyordu:


İNSANA DOKUNAN BANKACILIK


Ahmet Müfit Bey kürsüye yaklaştı. Mikrofonun başına geçmeden önce salonu kısa kısa süzdü. Kim sıkılmış, kim etkilenmeye hazır, kim terfi peşinde, kim alkışa yatkın, kim kırgın; bunları yüzlerden okurdu. İnsanların yüzleri, kredi sicilinden daha açık konuşurdu. Yeter ki bakmayı bil.

Mikrofona eğildi.

“Güzel insanlar,” dedi. “Hepinizi çok seviyorum.”

Cümle salonda yumuşak bir dalga yaptı. Bazı başlar kalktı. En arkada telefonuna bakan genç personel bile ekrana değil ona baktı.

Ahmet Müfit Bey bunu sevdi.

İlk cümle tuttu.

Devam etti:

“Bankacılık yalnız para işi değildir. Para, insan hayatının içinden geçerken anlam kazanır. Biz hesap açmayız sadece; bazen bir annenin çocuğuna gönderdiği harçlığa, bazen bir esnafın akşam eve ekmek götürme telaşına, bazen de bir emeklinin yıllarca biriktirdiği alın terine aracılık ederiz.”


Kendi sesini dinledi. Cümleler iyi gidiyordu. Ilık. Temiz. Güvenli. Biraz din. Biraz insanlık. Biraz vatan. Biraz kurum sadakati. Hepsi dozunda olmalıydı. Fazlası vaaz olurdu; azı etki etmezdi.

“İnsana hizmet,” dedi, durdu, salona baktı, sesini biraz indirdi, “Hakk’a hizmettir.”


Ön sıradaki iki kişi başını salladı. İnsan kaynaklarında çalışan kadınlardan biri göze girmek için not aldı. Ahmet Müfit Bey cümlenin nereye düşeceğini bilirdi. Bu tür sözler salonda yalnız duyulmaz, bazı insanların içinde kendine küçük bir makam açardı.


Ardından Mevlana’dan bahsetti. Kapıyı geniş tuttu. Ne olursan ol gel, dedi. İnsan kalbini incitmemek gerektiğini söyledi. Bankacılığın güven işi olduğunu, güvenin de sevgisiz kurulamayacağını anlattı. Sonra o çok sevdiği cilalı cümleyi bıraktı:

“Sevgi, insanın insana verdiği en temiz teminattır.” Salonda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ardından alkış geldi.

Ahmet Müfit Bey gülümsedi.

Teminat kelimesi meslekten olanların kulağına iyi otururdu. Sevgi kelimesi de insan kaynaklarının odak noktasına yakışırdı. İki tarafı birden memnun eden cümleler her zaman daha uzun yaşardı.

Alkış azalınca devam etti:

“Bir kurumda para kasada durur, insan kalpte. Kasayı korumak için prosedür gerekir; kalbi korumak için merhamet.”

Bunu da sevdi. Birkaç kez daha kullanabilirdi. Belki yıl sonu konuşmasında. Belki başka bir şubede. Belki İlknur’un doğum günü kartında, ama biraz değiştirerek.

“Bir evde para eksilebilir,” derdi İlknur’a. “Ama merhamet eksilirse asıl iflas orada başlar.”


İlknur bu tür cümlelere inanırdı. Daha doğrusu inanmayı isterdi. Ahmet Müfit Bey bunu kötüye kullanmak olarak görmezdi. İnsanlara duymak istedikleri şeyi vermek, onun gözünde bir tür kolaylaştırıcılıktı. Herkesin bir açığı vardı. Kiminin kredi açığı, kiminin sevgi açığı. Bankacı ikisini de okumalıydı.


Konuşma bittiğinde salon uzun uzun alkışladı. Bölge müdürü yanına gelip elini sıktı.

“Harikaydı Ahmet Bey. Çok dokunaklıydı.”

“Estağfurullah,” dedi Ahmet Müfit Bey. “Bizim işimiz insanı anlamak.”

İçinden, insanı anlamak değil, insanın nereden açıldığını bilmek, diye geçirdi.

Ama bunu kimseye söylemedi.

Seminer çıkışında birkaç personel yanına geldi. Genç bir kadın, gözleri ışıl ışıl:

“Ahmet Bey, çok etkilendim,” dedi. “Biz bazen sahada kendimizi yalnız hissediyoruz.”

Ahmet Müfit Bey onun elini iki eli arasına aldı. Ne çok sıkı, ne çok gevşek. Tam kararında.

“Yalnız değilsiniz,” dedi. “Ben sizin emeğinizi görüyorum.”

Kadının yüzü yumuşadı.

Bu cümle de çalıştı.

Sonra bir erkek personel geldi. Terfi bekleyenlerden olduğu belliydi. Omuzları fazla dik, gülüşü fazla hazırdı.

“Sayın Müfettişim, güven meselesine bakışınız çok kıymetli,” dedi.

Ahmet Müfit Bey onun omzuna dokundu.

“Genç kardeşim,” dedi, “bankacılıkta yükselmek istiyorsan önce insanın güvenini taşıyacaksın. Güveni taşıyamayan mevduatı da taşıyamaz.”

Erkek personel başını salladı. Cümlenin içindeki parıltıyı aldı, cebine koydu.

Ahmet Müfit Bey kendini iyi hissediyordu. Bir seminer daha başarıyla kapanmıştı. Cümleler tedavüle çıkmış, salondaki yüzlerde karşılık bulmuştu.


Öğle arasında bölge müdürünün odasına geçti. Çay geldi. Kurabiye geldi. Duvara asılmış Atatürk portresi, cam kenarında bakımsız bir saksı çiçeği ve masanın üstünde açılmamış üç dosya odaya eşlik ediyordu.

Bölge müdürü dosyalardan birini ona uzattı.

“Ahmet Bey, haftaya Necati Ayvazoğlu’nun şubesine bir teftiş planladık. Birkaç küçük uyumsuzluk var. Sizin bakmanız daha doğru olur.”

Ahmet Müfit Bey dosyayı aldı. Kapağın üstünde şube adı, tarih, iç denetim notu hazırdı. Kağıdın kokusu hoşuna gitti. Yeni açılmış dosyalarda hafif bir korku kokusu olurdu. Şubeler teftiş kelimesini duyunca önce toparlanır, sonra sakladıklarının yerini unuturdu.

“Necati Bey eski bankacıdır,” dedi bölge müdürü. “Ama personelden birkaç şikâyet geldi. Fazla sert olduğu söyleniyor. Bir de bazı işlem gecikmeleri var.”

Ahmet Müfit Bey çayından bir yudum aldı.

“Disiplinle sertliği birbirine karıştırmamak lazım,” dedi. “Ama personel de insandır. İnsanı kırmadan yönetmek gerekir.”

Bölge müdürü memnuniyetle başını salladı. Ahmet Müfit Bey dosyanın kenarına parmağıyla hafifçe vurdu. Necati Ayvazoğlu. Adı tanıdıktı. Birkaç yıl önce başka bir şubede yolları kesişmişti. İş bitirici bir müdürdü. Fazla konuşmaz, bazı şeyleri anlamış gibi yapar, bazı şeyleri de anlamamış gibi yapmayı bilirdi. Bankacılıkta ikinci özellik birinciden daha kıymetliydi. Dosyayı çantasına koydu.


O akşam eve giderken İlknur’a çiçek aldı. Pahalı sayılmazdı ama gösterişliydi. İlknur gösterişli şeyleri severdi; gösterişi sevdiğini kabul etmezdi. Ahmet Müfit Bey de bunu severdi. İnsanların inkâr ettiği zevkler, onları yönetmek için en elverişli yerlerdi.

Çiçekçide karta ne yazacağını sordu genç kız. Ahmet Müfit Bey durdu. Sonra gülümsedi. “Yazın,” dedi. “Sen benim en temiz tarafımsın.” Genç kız karta eğildi. Ahmet Müfit Bey cümleyi seyretti. Bir an için nerede kullandığını hatırlayacak gibi oldu. Sonra vazgeçti. Bazı cümlelerin geçmişi karıştırılmazdı. Tedavülde kalmaları yeterdi.


Eve girdiğinde İlknur mutfaktaydı. Saçlarını toplamış, tezgâhın üstünde akşam yemeği için hazırlık yapıyordu. Ahmet Müfit Bey çiçeği uzattı. “Hayatım,” dedi, “bugün seminerde sevgiden bahsettim. Sonra düşündüm; insan en güzel cümlelerini önce evine getirmeli.”

İlknur’un yüzü açıldı. Çiçeği aldı. Kartı okudu.

“Sen benim en temiz tarafımsın.”

Bir an sustu. Sonra gülümsedi.

Ahmet Müfit Bey onun gülümsemesini izledi. Gülümseme, doğru basılmış bir banknot gibi el değiştirmişti. Az önce kendi elindeydi, şimdi İlknur’un yüzündeydi. Bir süre sonra eve huzur olarak dönecekti.

İyi cümleydi.


Akşam yemeğinden sonra çalışma odasına geçti. Necati Ayvazoğlu dosyasını açtı. Kasa hareketleri, işlem gecikmeleri, personel notları, iç yazışmalar. Birkaç isim hemen gözüne çarptı:

Aysun Hanım.

Şikâyet bildirmiş.

Dikkatli.

Berke Bey.

Operasyon yoğunluğundan söz etmiş.

Yorulmuş.

Semra Hanım.

Müdürün baskıcı tavrını ima etmiş.

Kırgın.

Mustafa Bey.

Fazla konuşmamış.

Ya sadık ya korkak.


Ahmet Müfit Bey sandalyesine yaslandı. Şubeye girince önce personeli yumuşatacaktı. İnsanlar sevildiklerini hissettiklerinde daha çok konuşurdu. Sonra Necati Bey’le yalnız kalacaktı. Müdürlerin dili ayrıydı; personelin yanında insan, odada hesap konuşulurdu.

Telefonu titredi. Ekrana baktı. Mesaj Nesrin’dendi. Uzun zamandır yazmıyordu.

“Benimle konuşman gerekiyor Ahmet.”

Ahmet Müfit Bey mesajı okudu. Yüzünde hiçbir değişiklik olmadı. Telefonu ters çevirdi. Dosyaya döndü. Bir süre sonra telefonu tekrar titredi.

“Bu kez susmayacağım.”

Ahmet Müfit Bey kalemi eline aldı. Necati Ayvazoğlu dosyasının üstüne küçük bir çizgi çekti. Sonra telefonunu açtı.

Cevap yazdı:

“Nesrin Hanım, sizi anlıyorum. Ama bazı meseleleri doğru zeminde konuşmak gerekir.”

Gönderdi. Cümle tertemizdi. Ölçülüydü. Sakinleştiriciydi. Daha önce de işe yaramıştı. Telefonu masaya bıraktı. Dosyaya baktı. Kendi kendine hafifçe gülümsedi. İnsan ilişkileri de teftiş gibiydi. Önce yüzeydeki hata bulunur, sonra asıl açık kapatılırdı.


Ahmet Müfit Bey o gece Necati Ayvazoğlu şubesine ait dosyaları geç saate kadar inceledi. Dışarıdan bakıldığında çalışkan bir müfettişti. İçeriden bakıldığında, hangi cümlenin hangi kişiye ne kadar karşılık bulacağını hesaplayan eski bir kalpazandı.

Masasının üzerinde İlknur’un çiçek kartından kalan küçük kâğıt parçası duruyordu.

Sen benim en temiz tarafımsın.

Ahmet Müfit Bey ışığı kapatmadan önce karta bir kez daha baktı. Cümle hâlâ geçerli görünüyordu.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)
  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sahte Sevgi Basan Kalpazan

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ