Küllerle Yazdığım Yemin
Bazı geceler olur,
gökyüzü kendi omuzlarına çökmüş yaşlı bir han gibi durur.
Yıldızlar, çoktan terk edilmiş odaların kırık camlarından sızan
solgun ışıklara benzer.
Ben o gecelerde,
adını bilmediğim bir mevsimin içinde yürürüm.
Ayaklarımın altında çıtırdayan şey
kar değil,
bir ömür boyunca söyleyemediğim cümlelerin kemikleridir.
Bir yanım,
yangından sonra ayakta kalmayı başarmış
is kokulu bir duvar.
Bir yanım,
kapıları sökülmüş bir mabedin rüzgâra bırakılmış duası.
İçimde,
yüzlerce yıl önce batmış şehirlerin çanları çalar durur.
Kimse duymaz.
Çünkü bazı sesler,
yalnızca onları taşıyan yaraların içinde yankılanır.
Seninle aramda
ne yollar vardı
ne de mesafeler.
Aramızda,
adı konulmamış çağlar uzanıyordu.
Birbirini arayan iki kıta gibi
aynı dünyanın altında sürükleniyorduk.
Topraklar yer değiştiriyor,
denizler kabuk değiştiriyor,
takvimler kendi yüzlerini eskitiyordu,
ama görünmez bir kök,
karanlığın en derin yerlerinden geçerek
ikimizi aynı susuzluğa bağlıyordu.
Bazen düşünüyorum,
belki de insan,
bir başkasına kavuşmak için yaratılmıyor.
Belki yalnızca
onu ararken büyüyor.
Belki bütün ömür,
ufuk çizgisine asılmış bir kandilin peşinden yürümekten ibaret.
Yaklaştığını sanıyorsun,
ışık biraz daha uzaklaşıyor.
Durduğunu sanıyorsun,
gölgen yürümeye devam ediyor.
İşte ben de öyle bir yolcuyum.
Sırtımda kırılmış mevsimler,
avuçlarımda küle dönmüş baharlar taşıyorum.
Yine de içimde,
yenilmeyi reddeden bir kıvılcım var.
Çünkü bazı duygular,
rüzgârla savaşan mumlar gibi değildir.
Onlar,
yanardağın kalbinde uyuyan ateşlerdir.
Yüzlerce kış geçse de sönmezler.
Ve gün gelir,
göğün sütunları çatlar,
ufuklar paslı bir kapı gibi gıcırdayarak açılır,
zaman kendi kuyusuna düşen bir taş gibi
derinliklere gömülür.
Irmaklar yönlerini unutur.
Ağaçlar köklerinden ayrılmış hatıralara dönüşür.
Dünya,
üzerindeki bütün isimleri silen büyük bir yağmura teslim olur.
O vakit,
geriye ne şehirler kalır
ne yollar
ne de insanların birbirine anlattığı hikâyeler.
Yalnızca özleri kalır her şeyin.
Ve ben,
o büyük sessizliğin ortasında,
yüzyıllardır içimde taşıdığım ışığı çıkarırım.
Çünkü bazı sevgiler
bir kalbe sığmak için fazla büyüktür.
Onlar,
çağların üzerinden yürüyen göçmen yıldızlar gibidir.
Kaybolmuş görünürler,
ama hiçbir zaman gerçekten yok olmazlar.
Benim içimdeki de öyle.
Karanlığın bütün orduları geçip gitse,
evren son lambasını da söndürse,
külün bile hatırlamayı bıraktığı yerde
bir kor parçası kalacaktır.
Ve o kor,
adını bilmediği bir sabaha doğru
yeniden yanacaktır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.