Kaçışın Siyah Haritası
Kaçışın siyah haritası
Gece, saçlarına tutunamıyor artık,
her telinde başka bir yol açılıyor karanlıkta.
Bir kır at geçiyor içinden zamanın,
yelesinde fırtınanın sesi,
ardında kırılmış kapılar,
yarım kalmış dokunuşların izi.
Sen,
yaklaşanı ürküten o eski orman gibisin,
içine girmek isteyen herkes
kendi ayak sesinden korkuyor.
Bir el uzanıyor sana,
parmak uçlarında sahip olma hevesi,
sen birden uzaklaşıyorsun
sanki tenin
başkasının avucunda küçülecekmiş gibi.
Hiçbir zinciri boynunda taşımadın,
hiçbir anahtarı başkasının cebine bırakmadın.
Sana biçilen elbiselerin dikişlerini
gecenin bir yerinde söküp attın.
Sonra çıplak bir rüzgâr gibi
kendi bedeninden bile kaçtın bazen,
çünkü özgürlük dediğin şey
bazı insanlarda
önce kendinden vazgeçmeyi öğrenmekti.
Bir akşam vardı,
hatırlıyor musun,
güneş yorgun bir bıçak gibi
ufukta paslanırken
sen karanlığın içinden geçtin.
O gece
duvarların bile senden yana suskunluğu vardı.
Perdeler kıpırdamadı,
sokak lambaları yüzünü sakladı,
şehir, ayak izlerini görmemiş gibi yaptı.
Sen yürüdün.
Ardında
kırılmış bir saat,
soğumuş bir kahve,
açılmamış birkaç mektup
ve adını söylemeye cesaret edemeyen
bir insan bırakarak.
Sonra yağmur indi.
Öyle usulca değil,
sanki gökyüzü değil de
eski yaraların üstüne kapanan
koca bir eldi.
Geçtiğin taşlara değdi su,
kurumuş otların boynunu eğdi,
yol kenarındaki suskun çiçekleri
yeniden hatırlattı toprağa.
Ama sen durmadın.
Çünkü bazı yollar
varılacak yere değil,
geride bırakılacak hayata götürür insanı.
Bakışların,
gecenin en kuytu yerinde unutulmuş
iki eski kapı gibi,
yaklaşanı içeri çağırıyor sanılırken
ardında bambaşka bir uzaklık saklıyor.
Bir an değiyor insana,
sonra çekilip gidiyor derinlere,
sanki gözbebeklerinde
kimsenin tamamlayamadığı
yarım bir yolculuk var.
Sana bakmak,
bir insana bakmak değil yalnızca,
kendi cesaretini sınamak gibi.
Çünkü gözlerin
sevgiyle korkuyu aynı kadehte içiriyor insana.
Ve ben her defasında
o bakışların kıyısında kalıyorum,
içeri girmeye cesaret edemeden,
geri dönmeye de
kendimi ikna edemeden.
Ve biz,
aynı cümlenin iki suskun kelimesi gibi
yan yana durduk bir süre.
Konuşmadık.
Çünkü bazı duyguların sesi yoktur,
insanın boğazında büyüyen
kocaman bir taş gibi
yalnızca yutkunmayı öğretir.
Kirpiklerinin kıyısında
yarım kalmış bir gece taşıyordun.
Ben baktıkça
içimde bir şiir çözülüyordu,
ama hiçbir dize
sana yetişemiyordu.
Sen başını çevirdikçe
kelimeler geride kalıyor,
ben her seferinde
biraz daha eksik anlıyordum seni.
Belki de
sen anlaşılmak için değil,
hissedilmek için yaratılmıştın.
Bir nehir gibi.
Haritası çizilemeyen,
kıyısına ev yapılmayan,
üzerine köprü kurulamayan.
Yaklaşınca
avuçlarından su değil,
uzaklık akıtan.
Ve ben
o uzaklığın içinde
kendime rastladım.
Bir insanı sevmek bazen
ona sahip olmak değilmiş,
onun gidebileceği bütün yolları
seyretmeye razı olmakmış.
Sen gittin.
Rüzgâr sustu.
Yollar kapandı.
Gece, saçlarından düşen son gölgeyi de
toplayıp koynuna aldı.
Ben orada kaldım.
Adını söylemeden seni çağıran
eski bir kapının önünde.
Ve anladım.
Bazı insanlar sevilmez yalnızca,
Bazı insanlar
insanın içinde
bir ömür sürecek
bir hava değişimi başlatır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.