Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Kaçışın Siyah Haritası

Kaçışın siyah haritası

Gece, saçlarına tutunamıyor artık,

her telinde başka bir yol açılıyor karanlıkta.

Bir kır at geçiyor içinden zamanın,

yelesinde fırtınanın sesi,

ardında kırılmış kapılar,

yarım kalmış dokunuşların izi.


Sen,

yaklaşanı ürküten o eski orman gibisin,

içine girmek isteyen herkes

kendi ayak sesinden korkuyor.

Bir el uzanıyor sana,

parmak uçlarında sahip olma hevesi,

sen birden uzaklaşıyorsun

sanki tenin

başkasının avucunda küçülecekmiş gibi.


Hiçbir zinciri boynunda taşımadın,

hiçbir anahtarı başkasının cebine bırakmadın.

Sana biçilen elbiselerin dikişlerini

gecenin bir yerinde söküp attın.

Sonra çıplak bir rüzgâr gibi

kendi bedeninden bile kaçtın bazen,

çünkü özgürlük dediğin şey

bazı insanlarda

önce kendinden vazgeçmeyi öğrenmekti.


Bir akşam vardı,

hatırlıyor musun,

güneş yorgun bir bıçak gibi

ufukta paslanırken

sen karanlığın içinden geçtin.

O gece

duvarların bile senden yana suskunluğu vardı.

Perdeler kıpırdamadı,

sokak lambaları yüzünü sakladı,

şehir, ayak izlerini görmemiş gibi yaptı.

Sen yürüdün.

Ardında

kırılmış bir saat,

soğumuş bir kahve,

açılmamış birkaç mektup

ve adını söylemeye cesaret edemeyen

bir insan bırakarak.


Sonra yağmur indi.

Öyle usulca değil,

sanki gökyüzü değil de

eski yaraların üstüne kapanan

koca bir eldi.

Geçtiğin taşlara değdi su,

kurumuş otların boynunu eğdi,

yol kenarındaki suskun çiçekleri

yeniden hatırlattı toprağa.

Ama sen durmadın.

Çünkü bazı yollar

varılacak yere değil,

geride bırakılacak hayata götürür insanı.


Bakışların,

gecenin en kuytu yerinde unutulmuş

iki eski kapı gibi,

yaklaşanı içeri çağırıyor sanılırken

ardında bambaşka bir uzaklık saklıyor.

Bir an değiyor insana,

sonra çekilip gidiyor derinlere,

sanki gözbebeklerinde

kimsenin tamamlayamadığı

yarım bir yolculuk var.


Sana bakmak,

bir insana bakmak değil yalnızca,

kendi cesaretini sınamak gibi.

Çünkü gözlerin

sevgiyle korkuyu aynı kadehte içiriyor insana.

Ve ben her defasında

o bakışların kıyısında kalıyorum,

içeri girmeye cesaret edemeden,

geri dönmeye de

kendimi ikna edemeden.


Ve biz,

aynı cümlenin iki suskun kelimesi gibi

yan yana durduk bir süre.

Konuşmadık.

Çünkü bazı duyguların sesi yoktur,

insanın boğazında büyüyen

kocaman bir taş gibi

yalnızca yutkunmayı öğretir.

Kirpiklerinin kıyısında

yarım kalmış bir gece taşıyordun.


Ben baktıkça

içimde bir şiir çözülüyordu,

ama hiçbir dize

sana yetişemiyordu.

Sen başını çevirdikçe

kelimeler geride kalıyor,

ben her seferinde

biraz daha eksik anlıyordum seni.

Belki de

sen anlaşılmak için değil,

hissedilmek için yaratılmıştın.


Bir nehir gibi.

Haritası çizilemeyen,

kıyısına ev yapılmayan,

üzerine köprü kurulamayan.

Yaklaşınca

avuçlarından su değil,

uzaklık akıtan.

Ve ben

o uzaklığın içinde

kendime rastladım.

Bir insanı sevmek bazen

ona sahip olmak değilmiş,

onun gidebileceği bütün yolları

seyretmeye razı olmakmış.


Sen gittin.

Rüzgâr sustu.

Yollar kapandı.

Gece, saçlarından düşen son gölgeyi de

toplayıp koynuna aldı.

Ben orada kaldım.

Adını söylemeden seni çağıran

eski bir kapının önünde.

Ve anladım.

Bazı insanlar sevilmez yalnızca,

Bazı insanlar

insanın içinde

bir ömür sürecek

bir hava değişimi başlatır.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Kaçışın Siyah Haritası

basak-kaya basak-kaya