Arayanın Yolculuğu
Gece çöktü düşüncemin üstüne,
Yıldızlar sustu göğün kıyısında.
Bir soru düştü kalbimin derinine:
"Nedir kalan, her şey çekilince ardında?"
Yıllar geçti değişen mevsimler gibi,
Yüzler gördüm, şehirler eskittim.
Her kapıda başka bir isim duydum,
Fakat aradığım sesi işitmedim.
Bir yol vardı gözün göremediği,
Ayak değil, yürek yürürdü orada.
Ne bir harita vardı elimde,
Ne de bir ışık karanlıkta.
Bazen bir kuşun kanadında aradım,
Bazen dağların suskun yüzünde.
Bazen denizlere sordum yönümü,
Cevap kaldı dalgaların içinde.
Bir yıldız gördüm gecenin bağrında,
Dedim ki: "Belki hakikat bundadır."
Sabah geldi, ışığı söndü ansızın,
Fanî olan nasıl ebedî kalır?
Ay yükseldi sessiz ufuklar üstüne,
Gümüşten bir sırdı gecenin yüzüne.
Bir bulut geldi, örttü güzelliğini,
Kaybolan nasıl rehber olur ömrüme?
Güneş doğdu dağların ardından,
Yeryüzünü aldı kudretli nuruna.
Akşam olup çekilince anladım,
Secde edilmez batanın varlığına.
O gece ilk kez anladım içimden,
Aramak başka, bulmak başkaymış.
Hakikat uzakta bir yerde değil,
İnsanı yola çıkaran sırdaymış.
Derken bir ateş gördüm ufuklarda,
Dumanı yükseliyordu göğe doğru.
Kalbim ürperdi alevleri görünce,
Bir kıssa yaklaştı sessizce ruhuma.
Bir ateş gördüm İbrahim misali,
Korkuyla baktım kızıl alevlere.
"Yanarsın" dedi dünya dört yandan,
Sen "Serin ol" dedin emrinle ateşe.
Ateş büyüdü gecenin koynunda,
Kalabalık toplandı seyretmeye.
Herkes aynı hükmü vermişti çoktan:
"Bu yolun sonu küldür" demeye.
Bir adam durdu alevlerin karşısında,
Ne öfke vardı yüzünde ne korku.
Göğe kaldırdı sessiz bakışlarını,
Sanki ateş değil, dostunu gördü.
Tam düşecekti kızıl çemberin içine,
Zaman durdu bir nefes kadar.
Sonra bir emir geçti görünmeyenden,
Ve ateş unuttu yakmayı o kadar.
Ben de nice ateşler gördüm ömrümde,
Kimi sözden, kimi ayrılıktan.
Öğrendim ki kul bazen yanmaz,
Korkusunu bırakınca ardında.
Yol uzadı çöllerin içinden,
Bir kuyu çıktı ansızın karşıma.
Eğildim baktım karanlık derinliğe,
Bir çocuk ağlıyordu yalnızlığına.
Gökyüzü küçüldü kuyunun ağzında,
Bir avuç mavi kaldı yukarıda.
Kardeş sesleri uzaklaştıkça,
Sessizlik büyüdü taşların arasında.
Ne bir dost eli uzandı aşağı,
Ne bir kapı açıldı karanlığa.
Fakat kader gizlice yol örüyordu,
Kimsenin görmediği yarınlara.
O çocuk kuyuda kaybolmadı,
Kuyu onun yoluna dönüştü.
Anladım; bazı düşüşler vardır ki,
İnsanı en yüksek yere götürür.
Sonra bir deniz çıktı karşıma,
Arkamda korku, önümde sular.
Rüzgâr bile susmuştu o vakit,
Bekliyordu kaderle insanlar.
Henüz ayrılmamıştı denizin yolu,
Henüz görünmüyordu karşı kıyı.
Mucize başlamamıştı daha,
Ama atılmıştı ilk adım kaygıya.
İşte o an anladım bir sırrı:
Kurtuluş önce kalpte başlar.
Deniz sonradan açılır zaten,
Önce insan korkusunu aşar.
Denizin iki yanı duvar kesilmişti,
Suların kalbinde açılmış bir yol.
Bir yanda korkunun eski gölgesi,
Bir yanda bilinmeyen uzun ufuk.
Ayak izleri kaldı ıslak kumlarda,
Çocuklar annelerinin elindeydi.
Kimse yarının ne getireceğini bilmezken,
İman yürüyordu korkunun önünde.
Yol kapandı son adım geçince,
Dalgalar döndü eski yerine.
Bir saltanat gömüldü derinlere,
Bir dua yükseldi göğün sessizliğine.
Uzun zaman geçti o günden sonra,
Bir yara gördüm insan teninde.
Ne ilk gündü ne de sonuncusu,
Acı yerleşmişti yılların içine.
Geceler uzundu, sabırlar derin,
Dostlar bile yorulmuştu beklemekten.
Ama dudaklarında bir isyan değil,
Sessiz bir teslimiyet vardı derinden.
Rüzgâr geçti kurumuş dalların arasından,
Toprak çatladı susuz mevsimlerde.
Yine de kalbi kırılmadı imtihanla,
Çünkü gözünü sebepten çevirmişti.
Sonra bir damla düştü rahmetten,
Kuruyan yerler yeniden canlandı.
Anladım ki en uzun gecelerde bile,
Umut gizlice sabaha hazırlanırdı.
Derken karanlık bir deniz gördüm,
Ne kıyısı seçiliyordu ne göğü.
Bir insan vardı yalnızlığın ortasında,
Kaybetmişti yönünü ve gücünü.
Karanlık üstüne karanlık çökmüştü,
El uzatsa kendi elini göremezdi.
Dünya çekilmişti avuçlarından,
Tutunacak hiçbir dalı kalmamıştı.
İşte tam o yerde yükseldi bir ses,
Ne kalabalığa ne de zamana.
Yalnızlığın en derin noktasından,
Rahmete açılan bir kapıya.
Deniz değişmedi o anda belki,
Gece de bırakmadı karanlığını.
Ama bir dua değiştirdi insanı,
Ve insan değiştirdi yazgısını.
Yoluma devam ettim sessizce,
Bir mağara çıktı dağın yamacında.
Taşlar suskundu asırlardır,
Sır saklayan bekçiler misali.
İçeride ne bir taht vardı ne servet,
Ne de dünyanın övdüğü bir şey.
Yalnız bir kalp vardı arayış içinde,
Ve hakikate açılmış derin bir sessizlik.
Derken bir söz indi gecenin içine,
Taşlar bile ürperdi yankısından.
Bir emir doğdu karanlığın bağrında,
Ve ışık yürüdü insanlığın ufkuna.
O günden sonra anladım ki,
Hakikat gürültüyle gelmez insana.
Bazen bir mağaranın sessizliğinde doğar,
Sonra çağları aşar bir damla gibi.
Şimdi dönüp baktığım bütün yollara,
Ateşe, kuyuya, denize, karanlığa.
Hepsinde aynı daveti duyarım:
"Yürü; çünkü hakikat bekler yolda."
Yürüdüm...
Bir gün yol beni yaşlı bir gözün önüne getirdi,
Ufuklara çevrilmişti bakışları.
Ne geçen kervanlarda aradığı vardı,
Ne de dönen kuşların kanadında.
Beklemek işlemişti yüz çizgilerine,
Yıllar oturmuştu omuzlarına.
Ama ümit ölmemişti içinde,
İnce bir kandil gibi yanıyordu hâlâ.
Bir gömlek taşıdı rüzgâr uzaktan,
Toprak tanıdı o eski kokuyu.
Daha kumaş değmeden yüzüne,
Kalbi tanımıştı gelen nuru.
İşte o vakit öğrendim:
Bazı kavuşmalar gözle başlamaz.
Önce ruh duyar yaklaşanı,
Sonra dünya yetişir ardından.
Yol devam etti...
Bir sarayın kapısında durdum sonra,
Geçmişin gölgesi vardı duvarlarda.
Karşı karşıya gelmişti yıllar sonra,
Bir kuyu ve onu açan eller.
İntikam bekliyordu nefis kapıda,
Haklılığın keskin sesi yükseliyordu.
Ama başka bir şey oldu o gün,
Yara kin değil, merhamet doğurdu.
Affetmek...
Ne kadar kısa bir kelimeydi.
Ama bazı insanların ömrü yetmez,
O kapıyı aralamaya.
İşte o gün anladım;
Zafer bazen düşmanı yenmek değildir.
İnsan bazen en büyük savaşı,
Kendi içinde kazanır.
Sonra bir çöl çıktı karşıma.
Ne ağaç vardı gölgesine sığınılacak,
Ne de su ses verecek uzaktan.
Yalnız bir anne vardı ufukta,
Kucağında susuzlukla ağlayan bir can.
Bir tepeden öbürüne koşuyordu,
Ümit ile çaresizlik arasında.
Ayaklarının altındaki kumlar bile,
Dualarını işitiyordu sanki.
Derken yer yarıldı sessizce,
Kimsenin beklemediği bir noktadan.
Rahmet bazen gökten inmez,
Toprağın kalbinden çıkar ansızın.
O gün öğrendim:
Çaresizlik son kapı değildir.
İnsan bütün yolları tükettiğinde,
Allah yeni bir yol yaratır.
Yol beni bir hükümdarın yanına götürdü sonra.
Rüzgâr emrindeydi, kuşlar emrinde,
Ufuklara uzanıyordu mülkü.
Ama o, bir karıncanın telaşına eğildi,
Ve dikkatle dinledi fısıltısını.
İşte orada şaşırdım.
Çünkü büyüklük sandığım şey,
Yüksekten bakmak değildi.
Büyüklük, küçüğü görebilmekti.
Sonra gece çöktü yeniden.
Bir kadın vardı yalnızlığın ortasında,
Ne yanında bir insan vardı,
Ne de derdini paylaşacak bir ses.
Acı bazen kalabalıkta değil,
Kimsenin anlamadığı yerde büyürdü.
Ve bazı kaderler vardır ki,
İnsan onları taşırken olgunlaşır.
Bir hurma dalı eğildi sessizce,
Bir rahmet dokundu yorgunluğuna.
Ve dünya bir kez daha gördü ki,
Allah kulunu yalnız bırakmaz.
Yıllar geçti...
Bir dağın eteğinde oturdum.
Aşağıda şehirler değişiyordu,
İnsanlar gelip gidiyordu.
Birden fark ettim:
Ateş geçmişti,
Kuyu geçmişti,
Deniz geçmişti.
Hasret de geçmişti,
Ayrılık da geçmişti.
Ama kıssaların içindeki sır,
Hâlâ yürüyordu benimle.
Meğer yolculuk peygamberlerden geçmiyormuş yalnız,
İnsanın kendi kalbinden geçiyormuş.
Ve her kıssa,
Bir zamanlar yaşamış birinin hikâyesi değil;
Benim korkum,
Benim hasretim,
Benim bekleyişim,
Benim teslimiyetimmiş.
İşte o gün ilk kez durup sustum.
Ne bir soru sordum göğe,
Ne de bir cevap aradım yerde.
Çünkü arayan yorulmuştu artık.
Ve bazen hakikat,
Aramayı bıraktığın sessizlikte
Gelip oturur insanın yanına.
O gece rüzgâr başka esti sanki,
Ağaçlar başka türlü sallandı.
Değişen dünya değildi belki,
Değişen onu seyreden gözlerdi.
Eskiden cevap arardım her şeye,
Taşlara, bulutlara, yıldızlara.
Şimdi bazı soruların güzelliğini,
Cevapsız kalışında görüyordum.
Bir yaprak düştü önümde sessizce,
Ne direnmişti dala ne de yakınmıştı.
Vakti gelince bıraktı kendini,
Toprağa bir sır gibi karıştı.
O an düşündüm kendi ömrümü,
Koşuşturup duran yıllarımı.
Bir gün benim de adım silinecekti,
Dalgaların sildiği izler gibi.
Bir mezarlığın yanından geçtim sonra,
Taşlar konuşuyordu suskunlukla.
Kimi genç bırakmıştı yarım düşlerini,
Kimi ihtiyar tamamlayamamıştı yolunu.
Ne unvan kalmıştı geriye,
Ne alkış, ne övgü, ne sitem.
Toprağın altında eşitlenmişti,
Dünya için yarışan herkes.
İşte o vakit hafifledi yüküm.
Taşımaktan yorulduğum nice şey,
Bir anda anlamını yitirdi,
Sabah güneşinde eriyen kırağı gibi.
Yoluma devam ettim sessizce.
Bir pınar gördüm dağın eteğinde,
Durmadan akıyordu denize doğru.
Ne önüne çıkan taşlara kızıyor,
Ne de vardığı yerle övünüyordu.
Su bana bilmediğim bir şey öğretti:
Yüksekte kalmak marifet değildir.
Hayat veren bütün ırmaklar,
Aşağıya doğru akar sessizce.
Sonra bir ağaç gördüm.
Meyveleri dallarını eğmişti.
Boş dallar göğe dikilmişken,
Yüklü olanlar toprağa yakındı.
Anladım ki insan da böyledir.
İçi boşaldıkça büyür sanır kendini.
Oysa hakikate yaklaşanlar,
Biraz daha sessizleşir her gün.
Derken bir çocuk geçti yanımdan.
Bir kelebeğin peşinden koşuyordu,
Dünyanın bütün servetlerinden habersiz.
Yüzündeki sevinç öyle gerçekti ki,
Bir an durup baktım ardından.
Ne geçmişin yükü vardı omzunda,
Ne yarının korkusu gözlerinde.
Bulunduğu anın içinde yaşıyordu,
Bir kuşun gökyüzünde yaşadığı gibi.
O gün fark ettim:
Bazı insanlar ömür boyu arar,
Çocukken sahip oldukları şeyi.
Saflığı başka isimlerle çağırırlar,
Ama özledikleri aynı huzurdur.
Gece yeniden indi yeryüzüne.
Yıldızlar yine aynı yerdeydi,
Ay yine aynı yoldan geçiyordu.
Değişen gökyüzü değildi aslında,
Değişen onu seyreden kalpti.
Bir kayanın üstüne oturdum.
Uzak şehirlerin ışıkları görünüyordu,
Birer birer yanıyordu pencereler.
Her evde başka bir hikâye vardı,
Her kalpte başka bir arayış.
Kimi sevdiğini arıyordu,
Kimi kaybettiğini.
Kimi ekmeğini,
Kimi kendini.
Ve düşündüm:
Bütün yollar farklı görünse de,
İnsanı yola çıkaran özlem aynıydı.
Adını bilsin ya da bilmesin,
Herkes eksik kalan bir şeyi arıyordu.
Belki de bu yüzden yol bitmiyordu.
Çünkü hakikat bir menzil değil,
Her gün yeniden çıkılan bir yoldu.
Ve insan, yürüdükçe anlıyordu:
Varmak kadar aramak da nimetti.
Bir sabah uyandım sessizce.
Ne gökten bir işaret indi,
Ne de dağlar yerinden oynadı.
Ama içimde uzun zamandır süren,
Bir telaşın dindiğini hissettim.
Yol hâlâ önümde uzanıyordu,
Ufuk hâlâ uzak görünüyordu.
Fakat ilk kez menzilden çok,
Yürüyüşün kendisini seviyordum.
Bir ihtiyar gördüm yol kenarında.
Elleri nasır tutmuştu yıllardan,
Yüzünde güneşin izleri vardı.
Ama gözlerinde öyle bir huzur vardı ki,
Sanki kaybettiği hiçbir şey yoktu.
Yanına oturdum bir süre.
Ne büyük sözler söyledi bana,
Ne de gizli kapılar açtı.
Yalnızca gülümsedi ve dedi ki:
"İnsan, sahip olduklarıyla değil,
Bırakabildikleriyle hafifler."
O söz kaldı içimde.
Nice yükler taşıdığımı sandım,
Meğer çoğu benim seçtiklerimdi.
Korkularımın zincirlerini,
Biraz da ben örmüştüm yıllarca.
Sonra sonbahar geldi.
Ağaçlar yapraklarını bırakıyordu,
Hiçbiri kayıp diye ağlamıyordu.
Çünkü biliyorlardı:
Bırakmak da hayatın bir parçasıdır.
Bir gün sevdiğin gider,
Bir gün gençliğin.
Bir gün gücün gider,
Bir gün adın.
Tutmaya çalıştıkça acıtan şeyler,
Bırakılınca huzura dönüşür bazen.
O gün göğe baktım uzun uzun.
Bir zamanlar peşine düştüğüm yıldızlar,
Yine sessizce parlıyordu.
Ama artık onlara ulaşmak istemiyordum.
Çünkü anlamıştım:
Hakikat gökte saklanan bir sır değil,
İnsanın kalbinde açılan bir pencereydi.
Ve bir akşam vakti,
Güneş dağların ardına inerken,
Yolun başını hatırladım.
Yıldızları...
Ayı...
Ateşi...
Kuyuyu...
Denizi...
Mağarayı...
Hasreti...
Bekleyişi...
Hepsi birer durakmış meğer.
Hiçbiri varılacak yer değilmiş.
Çünkü ateş cesareti öğretmişti.
Kuyu sabrı.
Deniz tevekkülü.
Hasret sevgiyi.
Yalnızlık ise insanın kendini duymasını.
Ve bütün bu yollar,
Beni dünyanın sonuna değil,
Kendi kalbimin eşiğine getirmişti.
Gece inerken son kez yürüdüm.
Rüzgâr omzuma dokundu hafifçe.
Uzaklarda bir kuş kayboldu karanlıkta.
Bir yıldız doğdu sessizce.
Ve ben ilk kez,
Aramadan baktım ona.
İlk kez,
Sormadan dinledim geceyi.
İlk kez,
Tutunmadan yürüdüm.
Çünkü bazı cevaplar bulunmaz,
İnsanın içinde büyür.
Bazı kapılar çalınmaz,
Vakti gelince açılır.
Bazı yolculuklar bitmez,
Yolcu değişir yalnızca.
Şimdi biri bana sorsa:
"Onca yol yürüdün, ne buldun?"
Uzun uzun konuşmam artık.
Bir tebessüm bırakırım sadece.
Ve derim ki:
Ben hakikati bulmadım.
Hakikat,
Yol boyunca beni buldu.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.