Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
11.07.2026 · 27 · 2 · Tahmini 5 dk okuma
PDF olarak indir

“Balığın Karnından Selamet Sahiline Enbiyâ 87 Nin Aynasında İnsan” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
5 (1 oy)

Balığın Karnından Selamet Sahiline Enbiyâ 87 Nin Aynasında İnsan

Bismillâhirrahmânirrahîm.


Dostlar, bugün gelin hep birlikte bir nebi menzilinde durup, kendi içimize doğru derin bir yolculuğa çıkalım. Enbiyâ Suresi’nin 87. ayetine yönelelim:


Ve zennuni iz zehebe mugadıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nada fiz zulumati en la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minez zalimin.


"Zünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti."


1. Haklılık Bahanelerimiz ve Kaçışlarımız


Hz. Yunus (a.s.), yıllarca kavmine hakkı anlattı, didindi, yoruldu. İman etmediklerini, tebliğe karşı direndiklerini görünce beşeri bir yorgunluk ve öfkeyle, "Ben üzerime düşeni fazlasıyla yaptım" diyerek oradan ayrılıp gitti.


Peki, peygamber ahlakına sahip mübarek bir zat, arkasına dönüp o gemiye doğru yürürken neye güveniyordu? Neyi umuyordu?


O, Rabbine güveniyordu elbet; "Ben O'nun dinini anlattım, O beni darda bırakmaz, rızkımı kesmez, gittiğim başka bir yerde bana mutlaka geniş bir kapı açar, beni burada sıkıştırmaz" diye düşünüyordu. Yani kendi içindeki o "haklılık" duygusuna, verdiği emeğe ve Allah'ın merhametine sığınarak bu aceleci adımı atmıştı. Kötü bir niyeti yoktu; sadece tıkanmış, yorulmuş ve başka bir diyarda selamet aramıştı.


Şimdi aynayı kendimize çevirelim dostlar: Biz bugün ailemizde, işimizde, ticaretimizde veya bir dostumuza karşı sorumluluklarımızdan yorulup uzaklaşırken neye güveniyoruz? Arkasına sığındığımız o sahte haklılık payları neler?

Kaç defa "Ben bugüne kadar elimden geleni yaptım, artık benden günah gitti, Allah büyüktür bana başka kapı açar!" diyerek, aslında sabretmemiz ve sebat etmemiz gereken yeri erkenden terk ediyoruz?


Kendi haklılığımıza, geçmişteki emeklerimize güvenerek vazifeyi vaktinden önce bıraktığımızda, tıpkı Hz. Yunus gibi feraha ereceğimizi sanıyoruz. Oysa ilahi kural değişmiyor: İmtihan sürecini tamamlamadan, sabır vaktini doldurmadan kendi irademizle attığımız her aceleci adım, bizi kurtuluşa değil; kendi iç dünyamızda bir darlığa, bir balık karnına doğru götürüyor. Sorumluluktan kaçarak huzur bulunmuyor.


2. Kimler Balık, Neler Karanlık?


Gelin şimdi o meşhur soruyu kendimize soralım: Bugün bizi yutan o balıklar kimler ve bizi boğan o karanlıklar neler?


Bizi yutan o balıklar; bazen körü körüne peşinden gittiğimiz, hakikatin önüne koyduğumuz kısır siyasetlerimizdir. Bazen temeli olmayan, körü körüne savunduğumuz fikirler ve ideolojilerdir. Bazen emeği, alın terini unutup peşine düştüğümüz kolay para kazanma yollarıdır. Bazen de bizi anlık olarak oyalayan, sahte bir keyif veren ama ruhumuzu yavaş yavaş kemiren dünyevi alışkanlıklarımızdır. Bunların yanında; her şeyin en fazlasını isteyen nefsimiz, bizi öfkeye sevk eden insanlar ve o kibirli "Ben haklıyım" davamızdır. İnsan sabrı bırakıp fevri hareket etti mi, bu balıkların ağzına kendi rızasıyla yürümüş olur.


Balığın içindeki o kat kat karanlıklar ise; bu yanlış sığınakların hayatımıza getirdiği o kaçınılmaz neticelerdir. Savunduğumuz o boş ideolojilerin getirdiği zihni karmaşadır. Haklıyken haksız duruma düşmenin verdiği o çaresiz yalnızlık hissidir. Sesini hiç kimseye, en yakınına bile duyuramamanın getirdiği o içsel sağırlıktır. Kolay yolların ve sahte keyiflerin arkasından gelen o derin pişmanlık ve gönül daralmasıdır. En acısı da, insan her şeyi unutup kendi karanlığına gömüldüğünde, kalbini sarmalayan o koyu ümitsizliktir.


İşte biz bu darlıkların karnında, o zifiri karanlıkların ortasında nefsimizle baş başa kalıyoruz. Ve o an anlıyoruz ki; vazgeçtiğimiz, sabretmeyip bıraktığımız o an hüsrana uğramışız da haberimiz olmamış.


3. Kurtuluş Reçetesi: Samimi Bir İtiraf ve Dua

Peki, o derin okyanusun dibinde, o ideolojilerin, siyasetlerin, darlıkların ve pişmanlıkların içindeki o kat kat karanlıktan çıkış yolu nedir? Suçu o balığa atmak, insanlara, kadere ya da dünyaya öfkelenmek mi? Hayır.


Burada idrak etmemiz gereken en sarsılmaz hakikat şudur dostlar: Allah’ın bizim ibadetimize, bizim gayretimize hiçbir ihtiyacı yoktur. O, dileseydi yeryüzündeki herkesin iman etmesini, herkesin doğru yola girmesini pürüzsüzce ve kolayca sağlardı. Bunun için bir kuluna, bir peygamberine, bizim yapacağımız tebliğlere veya koşturmalarımıza muhtaç değildir. O'nun dinini yeryüzünde hakim kılmak için kimseye ihtiyacı yoktur; tam aksine, bizim O'nun rızasına, O'nun bizi hidayette ve selamette sabit kılmasına ihtiyacımız vardır. Biz O'na muhtacız.


Kurtuluş, işte bu büyük azameti fark edip, Hz. Yunus gibi hatayı ve acziyeti samimiyetle itiraf ederek Rabbimize sığınmaktır. O mübarek nebi, o karanlıkların içinden "Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum" derken, ne kendisini dinlemeyen kavmini suçladı ne de onu yutan balığı... "Ben acele ettim Allah'ım, her şeye kadir olan sensin, bense sadece aciz bir kulum" diyerek suçu tamamen kendi nefsine bildirdi. İşte kurtuluşu getiren sır, bu amasız, fakatsız, hesapsız samimi itiraftır.


Görüyorsunuz ya dostlar; ne zaman ki o kibirli "Ben haklıyım" davasından vazgeçip; güzel bir üslupla, temiz bir niyetle, teslimiyetle ve dua ile adım atarsak; Allah en kapalı kapıları, en katı bürokratik engelleri, en çözülmez kördüğümleri bile bir anda selamet sahiline çevirir.


Cebinizde dünyalık olarak az bir şeyiniz olsa bile, kalbinizde o muazzam peygamber ahlakı, o kibirsiz duruş ve teslimiyet varsa, dünyanın en zengin insanı sizsinizdir. Çünkü o samimi ve güzel duruş, en katı kalpleri bile fetheder, en düğümlü işleri pürüzsüzce çözer, insanı izzet sahibi yapar ve her taraftan dua olarak size geri döner. Allah, o balığın karnını size korunaklı bir gemi yapar da yine selamet sahiline ulaştırır.


Gelin, Gönüllerimizi Hz. Yunus’un O Muazzam Niyazıyla Mühürleyelim:


"Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez-zâlimîn."


Ya Rabbi! Senden başka hiçbir sığınak yoktur. Seni noksanlıklardan tenzih ederiz. İtiraf ediyoruz ki; ne zaman yorulup işin kolayına kaçtıysak, ne zaman sabretmeyip küstüysek nefsimize zulmettik. 

Senin bizim ibadetlerimize ihtiyacın yok, bizim senin rahmetine ihtiyacımız var. Bizi bu dünyanın yalnızlıklarının, nefsani darlıklarımızın balık karnında bırakma. Bize sarsılmaz bir teslimiyet nasip et ve ruhlarımızı selamet sahiline ulaştır. Amin.


Allah razı olsun ve de teşekkür ederim sonuna kadar sabırla okuduğunuz için.

Hayırlı günler olsun; esen kalın.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Balığın Karnından Selamet Sahiline Enbiyâ 87 Nin Aynasında İnsan

mesut-tutunculer mesut-tutunculer