Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Bir Şehrin Ve Lisanın Gizli Hafızası İstanbul'un Genç Kız Silüeti

Kelimeler, bakılmadığında ve dokunulmadığında ışıltısını kaybeden, asırlar geçtikçe üzeri tozlanan birer mücevher gibidir. Modern zamanların o her şeyi hızlandıran, sadeleştiren ve tek tipleştiren çarkları arasında en büyük darbeyi şüphesiz lisan alır. Bugünün insanı, sadece birkaç kelimenin dar koridorlarında duygularını ifade etmeye çalışırken, geçmiş asırların katmanlı zarafetini “ağdalı” ya da “saraylı” diyerek bir müze nesnesi gibi rafa kaldırır. Oysa bir dile vurulan her hiyerarşik ket, o dilin hafızasını sakatlamaktan başka bir işe yaramaz. Sınırları koyan, dönemlerin kendi tabii atmosferi değil, bugünün insanının kendi lafız fukaralığına bulduğu o mesafeli isimlerdir.


Eğer geçmiş asırların o incelmiş, her minnete ayrı bir makam biçen lisanı bugünün tekdüze dünyasına bakacak olsaydı, şefkatli ama sarsıcı bir ihtar fısıldardı kulaklarımıza; belki de şöyle seslenirdi.


Dilinizin fakrını, lafzınızın fakirliğinde görünüz, kabul buyrunuz…


Bu cümle, modern dünyanın “sadelik” maskesi arkasına gizlediği zihni tembelliği, tam da o reddedilen asil zarafetle mat eden bir aynadır. İnsan, iç dünyasının derinliği kadar kelime sızdırır dışarıya; içerisi çölleştikçe, dudaklardan dökülen lafızlar da fukaralaşır.


Ancak ne kadar hırçın akarsa aksın zaman, bazı mekânlar bu büyük unutuşa karşı birer dil ve hafıza kalkanı olarak direnir. İstanbul, bu direnişin yeryüzündeki en şairane coğrafyasıdır. O sadece taştan ve topraktan ibaret bir şehir değil; asırların imbiğinden süzülmüş Türkçenin cisimleşmiş hâlidir. Sokaklarındaki her Lala, her Sultan ve her Paşa ismi, sokağa inmiş birer nezaket abidesidir. Süleymaniye’nin vakur silueti dilde nasıl bir asalet doğuruyorsa, şehrin diğer yakası da o dille başka bir iklimde filizlenir.


Tarihî yarımadanın o mistik, dervişane ağırlığına karşılık; Kadıköy, Bağdat Caddesi ve Suadiye hattı, dilin ve hayatın en rafine, en aydınlık yüzünü taşır geçmişten bugüne. İki katlı bahçeli evlerin, deniz kokulu rüzgârların estiği o eski caddelerin şahitliğinde Suadiye, taştan bir semt olmaktan çıkıp adeta tül elbiseler içinde salınan asil, narin ve hüzünlü bir “genç kız” gibi endam eder zamanın ortasında. Bu öyle bir histir ki, semte adını veren ve gencecik yaşta dünyadan göçen Maliye Nazırı Reşat Paşa’nın kızı Suad Hanım’ın ruhu, semtin her pencereli köşkünün bahçesinde, her sokak başında bir şahsiyet olarak nefes almaya devam eder.


Mekânların ruhu vardır ve o ruh, kelimelerin namusunu koruyan hassas kalplerle gizli gizli konuşur. Şehir, kendi asil lisanını ve çocuksu hissiyatını taze tutanlarla fısıldaşır. İşte bu yüzden, geçmişin o asil lafızlarını bugünün sokaklarında ısrarla yaşatmak, alelade bir dil alışkanlığı değil; dilin üzerindeki tozu üfleyen, onu fakirleşmekten koruyan bir tür dil koruyuculuğudur. Bütün suni sınırları reddedip her çağa kendi atmosferinden bakabilenler, dildeki o tozlanmayan zenginliği görerek İstanbul’un asırlık aynasında kendi ruhunun hakiki kisvesini bulanlardır.


AFORİZMA


Dilinizin fakrını, lafzınızın fakirliğinde görünüz, kabul buyrunuz…


Hamiye GÜL

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Bir Şehrin Ve Lisanın Gizli Hafızası İstanbul'un Genç Kız Silüeti

Hamiye Gül Hamiye Gül