İçimde Kırılan Fay
Ekimin on sekizi gibi düşmek istiyorum kendi ellerimden.
Herkesin kendini unuttuğu bir Ege kıyısı olsun.
Ayaklarımı denizin tuzu sarsın.
İçimde yıllardır sessiz duran fay, usul usul çatırdıyor artık.
Kimsenin haberi yok.
Senin de yok.
Oysa bir serin bahar akşamı söylemiştim sana;
"Dünyamın ekseni kaydı." demiştim.
Sen mevsim sandın.
Ben ömrümden söz ediyordum.
Ardımdan "Bir sıkıntısı yoktu." diyecekler.
Çünkü insan en büyük yıkımlarını gülümseyerek taşımayı öğreniyor.
En çok da kimseyi ürkütmemek için.
Kan çanağına dönmüş bir gece, sessizce toplanıyor kalbime.
Saatler tan yerine telaşsız yürürken,
Ben yağmurun cilaladığı kaldırımlarda Adını ezber bozar gibi tekrar ediyorum.
Seni içime gömmeyi denedim.
Olmadı.
Yıllar önce de beceremedim,
Bugün de beceremiyorum.
Kök saldığın toprakta ömür boyu
Yaşamaya mahkum edilmiş gibisin.
Bir an elini tuttum.
Tutmasam, yarım kalacaktı düşlerim.
Ne çok bahar kurmuştum bahçelerinde.
Ayva sarısı bir sonbahar demiştik, hatırlıyor musun?
Şimdi söyle...
O sonbahar kime kaldı?
Kim topladı dallarında olgunlaşan umutlarımızı?
Kim bizden habersiz hasat etti birbirimize ait mevsimleri?
Bu kez sitemimi kınına geri sürdüm.
Kılıç gibi parlamasın istedim.
Öfkemi yaz güneşine bıraktım; belki kurutur sandım.
Kurutmuyor.
Bazı yangınlar su istemiyor,
Yalnızca sesinle küle dönmek istiyor kalbim
Ve belki daha da harlanarak alev alev yanmak.
Sana hasretim.
Sana söylenecek sözlerim var.
Sana uzanacak ellerim...
Ama artık seni tutmak için değil.
Bir gün gözlerinin içine bakıp, sessizliğimin
Senden daha doğru olduğunu göstermek için.
Yokluğunda zaman, bedenime yeni çizgiler bıraktı.
Her biri senden kalan bir mevsimin izi.
Sense hep güneş tutulması gibiydin;
Belli aralıklarla geldin,
Işığımı eksilttin, sonra göğümü bana karanlık bırakarak gittin.
Ben kapıları açmamakta direndim belki.
Ama sen hiç kapıyı çalacak kadar kalmadın.
Hep geçip gidecek biri gibi durdun eşikte.
Sana ait sokaklardan geçiyorum hala
Oysa içimdeki imparatorluk çoktan yıkıldı;
Balkonlardan bu şehre Cumhuriyet kokusu sindi.
Ben hangi isyanın sessiz mahkumuydum,
Hangi kalkışmanın ardından kendi ellerime yabancı kaldım?
Bunca yılın sonunda elimde yalnızca sorgulamak kaldı.
Onun da senden kopup gelen poyrazdan farkı yok artık;
İkisi de aynı yerimi üşütüyor.
Günümüz aydın olsun mu sevgilim?
Aç karna içilen ilk sigara gibi
Ciğerlerime dol ister misin?
Nasıl olsa bir gün öleceğiz;
Ardımızdan yas tutan da olmayacak.
Yıllarca tırmandığın bu sevdanın yokuşlarından sonra,
Denize çıkan ilk yolda içindeki o küçük kızı özgür bırakmak
En çok senin hakkın değil mi?
Bu sonbahar suskunluğu yutmayalım.
Manzarası olmasa da olur;
Eski bir bank yeter.
Ben yine uzaklara dalarım,
Sen yine bana.
Güne, çektiğin acılarla değil,
Tüketemediğin umutlarla başlayalım.
Akşam olunca da
Geleceğe bir isim verelim.
Bir şehir seçelim.
Haritalarda yeni belirmiş bir kara parçası gibi yalnız bize ait olsun.
O gün bütün sokaklar senin kokunu ezberlesin,
Güneşi yıllarca saklayan dağlar utansın.
Ben bu kez nasıl olacağını bilmediğim bir kavuşmayı yazıyorum.
İçimde, yaralı kanatlarıyla hala göğe kalkmaya çalışan kumrular var;
Ne olur heveslerini kırma.
Adını bilmediğim bir otogarın camına çizdim yüzünü bu gece.
Sen, kızgın çöllerde kaybettiğim su gibi geldin bana.
Ne bu yaz erken kurusun pınarlar,
Ne de içimizde yıllardır biriken umut.
Senden kalan hiçbir sonbaharı inkar etmedim.
Yalnız artık yaprak döken ben değilim.
Bil istedim!
2026 Temmuz Eylüle
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.