Her Mevsim Afet
Duygularımın kirini bulaştırdım yüreğine.
Şimdi kekik kokan dağlara sürülsen,
Yine benim toprağımda paklanacaksın.
Kızıla dönen bir güneşte gözlerin mayalandığında,
Ümitsiz başak tanelerinin hamuruyla yoğrulacak ellerin.
Ellerin ne denli itaatkâr, ne denli soğuk düşkünü...
Sen İzmir'in bahtsız sokaklarını yurt bildiğinde,
Günün deminin çöktüğü vakitlerde dizlerin,
Sızlayan başımın sessiz pansumanı olur sanmıştım.
Çağlayan akarsuların köpüğünde sürüklenir,
İlk cılız köy deresinde unutulmayı beklerim.
Yazın kavruk sıcağında kurur,
Can bilip şifa arayan balıkların susuzluğu olurum.
Onları serinliğe değil,
Kum tanelerine sürüklerim;
İntiharları olurum.
Baharda ansızın sel diye boşalırım kapaklarımdan.
Daha doğmayı bekleyen çiçeği,
Ocakta pişen aşla birlikte tüketirim.
Kısacası;
Ben her mevsim afetim.
Her gün dönümünde yeniden ölen bir felaket...
Bir zamanlar avuçlarındaki kurnalardan
Can suyu akan bir kız tanıdım.
Saçları eylül sarısı değildi belki,
Ama yüzü toprağıma vurduğunda
Rengim değişiyordu.
Acısı boğazına vurmuştu;
Dişlerini sıkarak büyüyordu.
Salıncağa oturduğunda ayakları yere değmezdi,
İndiğinde ise çocukluğu değil,
Kendisi yere çakılmıştı.
Büyümedi...
Büyümek zorunda bırakıldı.
Fitne tohumları saçılan kalabalıklar
Onu linç etmesin diye
Sırtımı döndüm dünyaya.
Çünkü derdi veren biliyordu;
Dermanın, yarayla dövüşmekten geçtiğini.
Oysa gücüm de vardı
Dağlara kilit vuracak kadar.
Ama bazı savaşlar kazanılsa bile
İnsanı kendine kaybettirir.
Ben aklımı o harbe sürmek istemedim.
Yıllar, aldığından fazlasını bıraktı başucuna.
Yine de insan kalabalığı
Kimseyi çukurlardan düzlüklere çıkaramadı.
Bugün çizdiğim resmi
Sevdiğin renklere boyamanı istiyorum.
Günahın haz dolu tadıyla
Aralansın istiyorum dudaklarım.
"Bugün olmaz." dediğin yerde,
Prangalar vurduğum kapıları açmak istiyorum.
Ekşi vişne tadında
Midemi ağrıtsın hayat bugün.
Gazetelerin sağ alt köşesinde,
Üç cümlelik sıradan bir haber gibi,
Kimseler fark etmeden kaybolmayı diliyorum.
Seninle...
Yalnız ve kimsesiz.
Şehirlerarası bir yolcu otobüsünün
Kirli camına çizdim beklentilerimi.
Her biri, ağırlığınca bir vazgeçişti.
Mutluluk denen hamuru
Daha yoğrulmadan es geçmeye programlanmış insanlar vardı etrafımda.
Üzüldük bu temmuz sıcağında.
"Ekmeğimizi bölelim de
dertlerimizi de parça parça anlatalım." dedik.
Dinliyor gibi yapıp
En komik anılarını anlattılar.
Ben ise seni yeniden yazmaya başladım.
Çünkü sen dinliyordun.
Çünkü susuşun bile
Kalabalıkların alkışından daha dürüsttü.
Yapacağın küçücük bir yorum,
"Geçer." deyişin,
Hakkımda söylenen bin "Hayırlısı olsun."dan daha çok cesaret verirdi
Kırılmış dallarıma.
İki ayrı iklime münhasırdı bu hikâye.
İki farklı şehirde demlendi bu şiir.
Benim içimde bir kayboluş,
Senin içinde buruk sevinçler vardı.
Ve bütün yıkımların ardından
Şunu söyledim kendime:
İyi ki o kız doğmuş.
Çünkü sen olmasaydın
Şiirlerim öksüz kalırdı,
Ben kelimelerime yurt bulamazdım.
Bugün takvim yalnızca bir günü göstermiyor;
Bir ömrün, bütün acılarına rağmen
Işığından vazgeçmediğini de söylüyor.
İyi ki doğdun.
Yeni yaşın,
Yaralarını çoğaltan değil,
Onları sessizce iyileştiren bir mevsim olsun.
Ve bir gün,
Kekik kokan dağlara döndüğümüzde,
İkimizin de yükünü taşıyacak kadar bereketli olsun toprak.
Temmuz 2026 Eylüle
Antalya
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.