Bir Gün Yine Marmara
Bugün kalktım ve yıldızlara baktım.
Sen kırgın yüreğinle derin bir uykudayken
Benim şehrim çoktan güneşi doğurmuştu, sevgilim.
Oturup bütün sükunetin ortasında bir sigara yaktım.
Sonra limon ağacımı suladım.
Sen bilmiyorsun;
Sadece dalları yeşil kalmış bir ağaca
sabrediyorum.
Hala bana bir umut veriyor diye
Usanmadan besliyorum onu her gün,
Dalından hasat vermeyeceğini bile bile.
Seni göğsüme aldım.
Saçlarını güneşten kavrulmuş buğday başakları gibi
Avuçlarımın arasında tuttum.
İnançlı hezimetlerle büyüttüğün düşlerini
Çizgili defterlerinin satırlarına sığdırdın.
Herkes sıkıldı anlattığın hikayelerden.
Herkesin güzellik algısında kaybolduğu
o eril düşlerde
Sen “acımasın” dedikçe
Onlar hep pürüzsüz teninde iz bırakma niyetindeydi.
Ben anlattıklarını kendi hikayem bildim.
Dinlediklerimde küçük bir kız çocuğunun başını okşadım.
Ama ona hiç acımadım.
Anlattığın ne varsa ruhuna bandaj diye sardım
Sevda dedim sakladım..
Hastane kokusunu çekiyorum içime en derinden.
O hep tanıyor gibi gelen,
Ama adını hatırlayamadığım bir insan kokusu.
Neticede en sevdiklerini
Ölü ya da diri hastane koridorlarında yitirmiş
Bir adamdan bahsediyoruz.
Şimdi şairin en sevdiği noktada
Bir kapak sesi gibi düşüyor kelimeler.
Bazen kaybetmek,
Bildiğin yolları bilerek yürümemeyi seçmektir.
Bazen sana ait olan kara parçasını
Savaşmadan düşmana teslim etmektir.
“Hala seni seviyor olmanı tanımla” desem kendime,
Şarkılara, şiirlere sığınmadan
Parmak uçlarımla ıslak, terli derime dokun derim.
Boynumda nefesini hissetmek gibi,
Gelip yanı başıma kurulan
Ilık, utangaç bir ikindi rüzgarı gibi.
Ama senin tenin rüzgar değil.
Daha sıcak.
Daha yakın.
İnsanın aklını değil,
Bedenini susturan bir yakınlık.
Ben uzaklara dalarım.
Uzaklardan elimi
Kırmızı pabuçlarıyla bayram sabahı
Saçlarına beyazlar düşmüş bir kız çocuğu tutar.
Sana gece karanlığında,
Sevdanın aydınlattığı loş bir sokak başından yazıyorum bu kez.
Elimde sıcaktan erimiş sütlü çikolata,
Ceplerimde kırılmış bisküvi taneleri.
Zamanı geriye almak mümkün değil.
Yahut yakın gelecekte
Göğsüme saç tellerin düşer mi, bilmiyorum.
Yorgun tren raylarında ıslandığımız bu yağmur,
Soğuyup sonra birbirimize hasta düştüğümüz bu inat,
Onca yıl sonra bile
Ateşi böğrümüzde tütüyorsa,
Bana sana dair ayrıntıları
“unutmak” fiiliyle
Niçin bütünleştirmediğimi sorma, sevgilim.
Dönüp dolaşsak farklı iklimleri seninle;
Karadeniz'in yeşilini,
İç Anadolu'nun bozkırını...
*** ***
Bir gün yine Marmara saklayacak ikimizi.
Bu kez ayrılığı değil,
Tenimizi konuştuğumuz,
Kurallarını kendimizin yazdığı
bir gerçeklikte.
Bursa
Ağustos 2026 Eylüle
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.