Kendimi Terk Ederken
Günbegün ekliyorum kelimeleri birbirine.
Geçmiş zaman fiillerini
Şimdiki zamanın elinden tutmaları için azarlıyorum.
İlkokula yeni başlayıp
Zorla arkadaş edilmiş çocuklar gibiler;
Birbirlerine hırçın, bize huzursuz.
İçimde göğün merdivenleri kuruluyor.
Adım adım tüketiyorum hasretin basamaklarını.
En çok kendimi aldattığımı,
Her dönüşte kendimi terk ettiğimi
buluyorum.
Oysa bu sokakların taşında nefesin var.
Boyalı kalemlerinle çizdiğin dünyadan
Kurumamış bir mürekkep kalmış dudaklarımda.
Kulak ardına atılmış bir izmarit gibi
yanmayı bekliyor geçmişimiz.
Çakmağı ateşlemeye korkuyor parmaklarım!
Şimdi diz kapaklarım kanıyor.
Toprak, denizin tuzunu kusuyor.
Senin çalkaladığın düşler
Kıyıya vurmuş eski şişeler gibi
içimde kırılıyor.
Pencere pervazlarında unutulmuş kum tanelerini
Bağrına basasın geliyor bazen.
Adında toprak geçtiği için
Başını okşadığın çocuklar olur...
Sonra yorulursun
midenin kaldırmadığı ilgilerden.
İşte o zaman
Benim gelip gelmemem arasındaki
hava şartları düşer aklına.
Ya da—
“Git.”
derken ardına bile bakmadan
gidişim.
Kelimelerimi hatırladığın
bütün coğrafyaya kusasın gelir.
Hala şarkılarla hediyeleşecek kadar
hatır kaldıysa birbirimizde,
Telvenin dibinde adımızı okuyacak kadar
soğumadıysa kahvelerimiz,
Şiirlerde sevişerek sabahlayacak
sabrı tüketmediysek tenimizde,
Sen de biliyorsun:
nasipten öte ruhlar doğurduğunu.
Çiçeğin yedi rengini
gökkuşağının bittiği yerde arayacak kadar
sabırlısın.
Kara otların bittiği tarlamda
ellerin nasırdan çatlayana kadar
usanmadan yolacak kadar
inatçı değil misin sevgilim?
Yıllar önce...
Ben belirgin bir hevesle,
Sen kelimelerin yükünden kurtulma umuduyla
Tutunduğumuz ağacın gölgesinde
Yıllar sonra
***
Senin olmadığın bir geçmişi
tercüme ediyorum.
Çocukluğumu anlatmak isterdim sana.
Susadığını söylemeden anlayıp
yosun tutmuş bir pınardan
Aynı bardağı paylaşmayı.
Güneşi alnından çekip almayı.
Sırtımı sana yaslayıp
kozasından çıkmayı unutmuş
ipek saçlarını
rüzgara bırakmayı.
İçimdeki dağlar yumuşasın diye
şehirlerin üzerine
tuzla buz olmuş kayalar yağsın isterdim.
Özgürlük senin gözlerinden
güzel olamaz.
Damarlarımda sertleşen kanı
gülüşün sulandırır.
Teşhisim uzağa bakıp yakını görebilmekse,
Apseli düşlerimi hangi antibiyotik dağıtacak?
Artık hezeyanlarımı
sevmediğim şehirlere gömeceğim.
Mutluluklarımı ise
bir bayram sabahı
gurbette yalnız kahvaltıya mahkum edilmiş
O genç adamın gözlerine bırakacağım.
Sonra toprağıma
Adını bildiğin yıldızlar kadar
tohum serpeceğim.
Belki senin göğünün kızıllığında
içimden başka bir mevsim geçer.
Şimdi ne kızgınlığımı hissediyorum
şakaklarımda,
Ne kırgınlığımın eski sancısını
karın boşluğumda.
Başka bir sokakta,
Başka bir caddenin üzerinde
Sana onca yılın sensizliğini
anlatır gibiyim.
Yeni rüyalar görmeye başlayan
bir çocuk kadar savunmasızım.
Uyandırma beni.
Bırak biraz daha kalsın
içimde gölgelerin.
Ağustos 2026 Eylüle
Bursa
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.