Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 11

11.Bölüm 

Gece duydukları metal sesi sabaha kadar kimsenin aklından çıkmadı.

Sabah güneşi doğar doğmaz Gökdeniz, Kaptan, Şampiyon ve Nuri Hoca sahile doğru yürümeye başladı.

Sami Hoca da arkalarından geldi.

Şampiyon dönüp baktı.

"Hocam, siz dinlenseniz?"

Sami Hoca kaşlarını kaldırdı.

"Şampiyon tarih boyunca keşiflere yaşlılar da katılmıştır.Hem sen benden daha yaşlısın"

Şampiyon gülerek sordu:

"Yoksa hocam, yine tarihî bir olay mı yazılacak?"

"Elbette."

"Ne yazılacak?"

"Yirmiyedi şair ve şairenin, yaşlı bir tarihçinin tecrübesinden faydalanarak hayatta kalması."

Şampiyon kahkahayı bastı.

"Hocam, siz bunu zaten yazmaya başladınız."
"Ben günlük notları tutuyorum. Bunun hikayesini herhalde Nuri üstad yazar.
Nuri Hoca başını geri çevirerek cevap verdi.
"Hele şurdan bir kurtulalım da yazması kolay. Bu kadar yazar var . Birisi yazar artık.Kimbilir belki de şiir olarak yazarız."
Kaptan Çerkezoğlu bu kadar macera hece ile yazılmaz herhalde serbest yazar birisi" dedi.
Nuri Hoca her zamanki yorumunu tekrarladı.
"Serbest yazılmaz demiyorum ama hiçbir zaman heceden aldığım zevki serbestten alamam" deyince bir kahkaha tufanı koptu.


Sahile vardıklarında gece duydukları sesin kaynağını gördüler.

Kayalara sıkışmış büyük bir metal varil vardı.

Dalgalar her vurduğunda varil kayaya çarpıyor, o sesi çıkarıyordu.

Kaptan hemen suya girdi.

"Bu boş değil gibi."

Üç kişi birlikte varili kıyıya çekti.

Üzeri paslanmıştı ama kapağı sağlamdı.

Açmak için uzun süre uğraştılar.

Sonunda kapağı açıldığında herkes merakla içine baktı.

İlk anda kimse konuşmadı.

Sonra Çerkezoğlu Kaptan bağırdı:

"Bu sefer şansımız yaver gitti arkadaşlar!"

Varilin içinde onlarca paket vardı.

İp...

Kurutulmuş yiyecek paketleri...

Balıkçılık malzemeleri...

İrili ufaklı el fenerleri...

Ve en önemlisi...

Sağlam bir kamp bıçağı.


Kampa döndüklerinde herkes büyük sevinç yaşadı.

Ama Sami Hoca yine olayı tarihe bağlamayı başardı.

"Bu olay çok önemli."

Nesrince öğretmen gülümseyerek sordu:

"Nasıl yani hocam?"

"Eski çağlarda insanlar denizlerden gelen hediyelere çok önem verirlerdi."

Gökdeniz merak etti.

"Bizim hediyemiz ne oldu?"

Sami Hoca elindeki bıçağı gösterdi.

"Keskin bir bıçak."

Feryadi hemen ekledi:

"Yani hocam, tarih boyunca ilk defa bir bıçak için bu kadar sevindik."

"Evladım, uygarlık küçük şeylerle başlar.Hem bakın ben size şükredeceğiniz tarihi bir olay anlatayım mı?"
Herkes anlat Hocam" deyince Sami Hoca anlatmaya başladı:
"Siz Sami Hoca'nın anlattıklarını sakın yabana atmayın.

"Yıl 1589. Osmanlı donanması Doğu Afrika sahillerinde hem denizin dalgaları hem Portekizlilerin saldırıları sonucunda çok büyük kayıplar vererek Mombassa'da kıyıya çıkarlar. Kıyıya çıktıkları yer ıssız bir ada gibidir ama kısa sürede ıssız bir ada olmadığı anlaşılır. Nitekim yamyam bir kabile olan Zimba'lar, Türk askerlerine saldırırlar ve öldürdüklerini yerler. Sonunda bir avuç Türk, yamyamlar tarafından pişirilip yenilmektense Portekizlilere teslim olurlar ve onlar tarafından esir edilerek Lizbon'a götürürler. İşte bu masal değil tarihi bir bilgidir. Şimdi şükrediniz ki şimdiye kadar karşımıza yamyamlar çıkmadı." Bu imkansızlıklar içerisinde ya bir de bu vahşiler çıksaydı inanın hepimizi kebap yapıp yerlerdi." Ortalık buz kesmişti. Hayali bile korkunçtu. Ama Fikret üstad "Merak etme Sami Hocam öyle bir şey olsaydı bizi buraya getiren Nuri Hoca'yı yamyamlara verir, onlar O'nu kesip yüzünceye kadar biz canımızı kurtarırdık" deyince ortalığı yine bir kahkaha tufanı kapladı.

Buldukları malzemelerle hemen yeni plan yaptılar.

Öncelikle daha sağlam birkaç barınak daha yapacaklardı.

Yağmurda zarar gören eski çatıyı değiştireceklerdi.

İkinci olarak balık avını geliştireceklerdi.

Yeni misinalarla daha iyi oltalar hazırladılar.

Üçüncü olarak da yiyecek depolamaya başladılar.

Çünkü artık biliyorlardı:

Bugün iyi olmak, yarının da iyi olacağı anlamına gelmiyordu.


Öğleden sonra herkes çalışırken komik bir olay yaşandı.

Feryadi, Kaptan'ın yeni yaptığı oltayı denemek için deniz kenarına gitti.

Uzun süre bekledi.

Bekledi...

Bekledi...

Sonunda misina hareket etti.

Heyecanla çekmeye başladı.

"Yakaladımmmmmmm!"

Herkes koşarak geldi.

Feryadi büyük bir gururla oltayı kaldırdı.

Ama ucunda balık yerine eski bir ayakkabı vardı.

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Sami Hoca ciddi bir yüz ifadesiyle konuştu:

"Çok başarılı."

Kaptan şaşkın şaşkın baktı.

"Gerçekten mi hocam?"

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü bu adada ayakkabı avlamayı başaran ilk kişi olarak tarihe geçti Feryadi.."

Herkes kahkahaya boğuldu.

Feryadi ayakkabıyı elinde tutarak başını salladı.

"Ben balıkçı olmaya çalışıyorum hem de tarihî keşif yapıyorum."


Akşam olduğunda herkes ateşin başında toplandı.

Yeni bulunan yiyeceklerden küçük bir ziyafet yaptılar.

Kimse aşırı yemedi.

Çünkü artık her şeyin değerini biliyorlardı.

Kaptan günlüğüne yazdı:

"Bugün deniz bize bir şey verdi.

Ama en büyük kazancımız bulduğumuz malzemeler değildi.

Birlikte çalıştığımızda daha güçlü olduğumuzu anladık."

Bu arada birden kulaklarına bir ezan sesi geldi. Herkes hayretle geriye dönüp baktıklarında Mustafaoğlu İlyas'ın küçük bir ağacın tepesine çıkarak ezan okuduğunu gördüler. Adaya düştüklerinden beri ilk defa o mübarek kelimeleri işitiyorlardı.
Huşu ile dinlediler. Gözyaşlarına boğuldular.Mustafaoğlu'nun sesi gerçekten çok güzeldi. İnsanı ister istemez manevi bir ortama sürüklüyordu. Ezan bitince ağaçtan indi ve
"Arkadaşlar,10 gün oldu halen aklimizi basimiza alip  cemaat olup, cemaatle bir namaz bile kilmadik..Gerçi ferdi olarak kılanlar kıldı ama gelin topluca cemaatla bir namaz kılalım" dedi.Hemen  abdest aldılar. Artık suları boldu.Sami Hoca, "Haydi Mustafaoğlu sesin çok güzelmiş geç bakalım öne de imam sen ol, namazı kıldır."
Fikret üstad kendi kendine mırıldamıyordu:
"Vay be on gün nasıl da geçti farkına bile varmadan."
Feryadi kamet okudu. Huşu içerisinde akşam namazı kılındı, akabinde bu adadan sağ salim kurtulup tekrar sevdiklerine kavuşabilmek için topluca Allaha'a canı gönülden dualar edildi.

Tam o sırada gökyüzünden yüksek bir ses geldi.

Herkes başını kaldırdı.

Bir uçak mıydı?

Yoksa sadece uzaklarda uçan bir kuş sürüsü mü?

Kimse emin olamadı.

Ama bu kez hepsi aynı anda ayağa kalktı.

Çünkü haftalar sonra ilk defa içlerinde aynı duygu vardı:

Umut.

Devam Edecek

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 11

Nuri Baş Nuri Baş