Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 12
12.Bölüm
Herkes başını gökyüzüne çevirmişti.
Ses giderek yaklaşıyordu.
Motor sesi...
Kesinlikle bir kuşa ait değildi.
Çerkezoğlu heyecanla bağırdı:
"Uçak!"
Bir anda herkes hareketlendi.
Günlerdir hazırladıkları yardım işareti akıllarına geldi.
"Çabuk! Duman çıkaralım!"
Kaptan ile Gökdeniz kuru dalları ateşin üzerine yığmaya başladı.
Meryem Hanım parlak renkli kumaşları alıp sahile koştu.
Sami Hoca ise eline uzun bir dal aldı.
"Ben de buradayım diye işaret vereceğim."
Redfer ona baktı.
"Hocam, uçaktakiler sizi görürse bizi değil sizi almaya gelebilir."
Sami Hoca gururla cevap verdi:
"Yaşlı ve bilge bir tarihçiyi kim bırakmak ister?"Feryadi güldü.
"Hocam, siz kendinize çok güveniyorsunuz."
"Tecrübe evladım, özgüven değil."
Uçağın sesi artık çok yakındı.
Duman gökyüzüne yükselmeye başladı.
Herkes el sallıyordu.
Çığlık atıyorlardı.
"Buradayız!"
"Buraya bakın!"
Uçak adanın üzerinden geçti.
Bir an için kanadını hafifçe çevirdi.
Herkes heyecandan dondu.
Bizi gördüler mi?
Yoksa sadece yön mü değiştirdi?
Birkaç saniye sonra uçak uzaklaşmaya başladı.
Ses giderek azaldı.
Sonunda gökyüzü yeniden sessizleşti.
Kimseden ses çıkmadı.
Şampiyon yere oturdu.
"Belki görmediler."
Mücella Hanım'ın yüzü düştü.
Ama Gökdeniz sakinliğini korudu.
"Belki de gördüler."
"Nasıl yani?"
"Bir uçağın aynı yoldan geçmesi tesadüf olmayabilir."
Herkes birbirine baktı.
Bu küçük ihtimal bile umutlarını yeniden canlandırdı.
O gün yeni bir plan yaptılar.
Eğer uçak tekrar geçerse daha büyük bir işaret yapacaklardı.
Sahile taşlarla dev harfler yazdılar.
YARDIM
Sonra adanın en yüksek noktasına çıkıp etrafı incelemeye karar verdiler.
Belki başka bir koy...
Belki daha açık bir sahil...
Belki de bir gemi rotası bulabilirlerdi.Tam tepenin en yüksek yerinde Nuri Hoca'nın sesi duyuldu:
"Arkadaşlar, Saklıbahçe günlerden beri başımın etini yedi. İlla bana adanın en yüksek yerinden bir parsel ver ki hem adıma layık olsun hem de geleni geçeni seyredeyim.Yoksa hakkımı helal etmem. İşte burasını huzurunuz da sizin de rızanız olursa O'na veriyorum ve olmayan halkının kraliçesi ilan ediyorum."
Arkalarda bulunan Saklıbahçenin sesi duyuldu. Ses değil sanki bir feryattı.Gözleri faltaşı gibi açılmış bir vaziyette
"Hayır, hayır ben vazgeçtim. Adanın hepsini bana verseniz yine istemem. Ben burada tek başıma korkumdan ölürüm.Parsel Nuri Hoca'nın olsun ben sizinle geliyorum"
Artık kimde hal kalır ki. Herkes gülmekten bayıldı.
Yüksek tepeye çıktıklarında manzara karşısında herkes sustu.
Ada düşündüklerinden çok daha büyüktü.
Kuzey tarafında sık ormanlar vardı.
Doğuda yüksek kayalıklar uzanıyordu.
Batıda ise sakin bir koy görünüyordu.
Şampiyon dürbün olmadığı için elini alnına siper etti.
"Orada bir şey var."
Kaptan dikkatlice baktı.
"Nerede?"
"Şu koyda."
Herkes gözlerini kıstı.
Uzakta, ağaçların arasında düz bir çizgi görünüyordu.
Doğal bir oluşum değildi.
Sanki insan eli değmiş gibiydi.
Sami Hoca heyecanlandı.
"İşte şimdi gerçek keşif başlıyor."
Gülüm Hanım gülümsedi.
"Hocam, her şeye keşif diyorsunuz."
"Çünkü her şey keşiftir."
"Mesela?"
"Geçen gün kaybettiğim çorabımı bulmak bile keşifti."
Herkes güldü.
Hikmet başını salladı.
"Hocam, siz olmasanız bu ada çok sessiz olurdu."
"Yok yok ben değil asıl şu Nuri Hoca olmasaydı bu ada sessiz olurdu.
Adam bizi buralara kadar getirdi de şu ıssız yerler insan sesi gördü.Yav, önce çok kızıyordum Nuri Hoca'ya ama şimdi de diyorum ki iyi ki beni ikna edip getirmiş. Gelmeseydim nerden bilecektim buraları. Sizinle nerden yaşayacaktım bu maceraları.Sen sağolasın Nuri Hoca".
Nuri Hoca tebessümle Sami Hoca'ya dönerek
"Ooooooooo! Üstadım anlaşılan ancak geçti bana kızgınlığınız?. Tamam kızgınlığınız geçti ama şu verdiğiniz sözden ne zaman cayıyorsunuz?"
"Yok üstad. O sözden caymam. Buradan bir kurtulalım tam bir ay seni sitede hicvedeceğim."
"Peki, benden de alırsın karşılığını."
Fikret üstad araya girdi heyecanlı bir sesle
"Yav Sami Hoca ben ne olacağım? Senin asıl rakibin benim."
"Seni de unutacak değiliz."
Ertesi sabah yeni bölgeyi araştırmaya karar verdiler.
Yanlarına su, biraz yiyecek, bıçak, ip ve ilk yardım çantası aldılar.
Ama bu kez daha dikkatli olacaklardı.
Çünkü artık adanın sadece güzel ağaçlardan ve denizden ibaret olmadığını biliyorlardı.
Her köşesinde yeni bir sürpriz vardı.
Koya doğru ilerlerken kaptan, günlüğüne son bir cümle yazdı:
"Bugün kurtulma umudumuz biraz daha arttı.
Ama belki de asıl mesele kurtulmak değil...
Bu süreçte nasıl insanlar olduğumuzu görmek."
Ve ekip, adanın daha önce hiç gitmedikleri tarafına doğru yürümeye başladı.
Devam Edecek.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.