Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 13
13.Bölüm
Sabah erkenden hazırlandılar.
Bu kez yanlarına her zamankinden daha fazla eşya aldılar.
İki su kabı...
Biraz yiyecek...
İp...
Bıçak...
İlk yardım çantası...
Ve tabii ki Sami Hoca'nın vazgeçilmez eşyası:
Küçük not defteri.
Mehmet Aluç bunu görünce gülümsedi.
"Hocam, ormanda da mı ders anlatacaksınız?"
Sami Hoca hiç bozuntuya vermedi.
"Elbette."
"Ormanda kim var ki?"
"Bugün öğrencilerim sizlersiniz. Yarın belki ağaçlar olur."
Gökdeniz kahkaha attı.
"Hocam, ağaçlara da tarih öğretirseniz şaşırmam."
"Ağaçların yaşı benden fazla. Önce onlar bana ders verir sonra da onlardan öğrendiklerimi ben size anlatırım.."
Koya doğru ilerlerken yol gittikçe zorlaştı.
Ağaçların dalları birbirine geçmişti.
Yerde kaygan taşlar vardı.
Birkaç kez dinlenmek zorunda kaldılar.Hele ki Sami Hoca yürümekte bayağı zorlanıyordu.
Bir ara Redfer derin bir nefes aldı.
"Ben eskiden bilgisayar başında oturup yazı yazıyordum.Ah o canım aruz kalıplı şiirlerim. Hepsini özledim. Ah kafa ah !Neden ezberlememişim.Şimdi ezberimde olsaydı birini size okurdum.?"
Bahtinur Cano güldü.
"Şimdi ne yapıyorsun?"
"Ağaçlarla kavga ediyorum."
Sami Hoca hemen ekledi:
"İnsanlık tarihinin en eski mesleğine döndün."
"Neymiş hocam?"
"Hayatta kalma."
Yürüye yürüye sohbet ediyorlardı.
Sami Hoca, Nuri Hoca'ya dönerek:
"Yav, Üstad,şu adaya düştüğümüzün en başından beri bir şey dikkatimi çekti.
Yaklaşık üç saat sonra ağaçlar seyrekleşmeye başladı.
Karşılarına büyük bir koy çıktı.
Deniz masmavi görünüyordu.
Kıyı daha sakindi.
Ama asıl dikkatlerini çeken başka bir şeydi.
Kayalıkların arasında eski bir tahta parçası vardı.
Yaklaştıklarında bunun sıradan bir dal olmadığını fark ettiler.
Üzerinde paslanmış çivi parçaları vardı.
Bir tekne kalıntısıydı.
Kaptan eğilip inceledi.
"Buraya daha önce biri gelmiş."
Herkes sessizleşti.
Bu küçük keşif çok önemliydi.
Ada tamamen unutulmuş bir yer olmayabilirdi.
Koyun biraz ilerisinde küçük bir düzlük buldular.
Yerde eski bir ateş yeri vardı.
Taşların dizilişi insan elinden çıkmış gibiydi.
Herkes heyecanlandı.
"Burada biri kamp kurmuş." dedi Nuri Hoca
Sami Hoca hemen çömeldi.
"Bakın..."
Herkes ona baktı.
"Ne buldunuz hocam?"
Sami Hoca yerdeki eski teneke parçasını gösterdi.
"Tarihî eser."
Feryadi şaşırdı.
"Hocam, bu paslı kutu mu?"
"Evet."
"Ne tarihi var?"
"Bir insanın burada yaşadığının tarihi."
Bu kez herkes sustu.
Çünkü haklıydı.
Daha fazla araştırınca kayalıkların arkasında küçük bir mağara buldular.
İçerisi çok derin değildi.
Ama yağmurdan korunmak için oldukça uygundu.
Şampiyon heyecanla söyledi:
"Burası ikinci kamp yeri olabilir."
Adem Bey başını salladı.
"Denize yakın. Balık için iyi. Ama ana kamptan uzak."
Gökdeniz etrafına baktı.
"Belki bazı günler burada kalıp avlanabiliriz."
Tam geri dönmeye hazırlanırken Mücella Hanım bir şey fark etti.
Mağaranın köşesinde küçük bir tahta kutu vardı.
Üzeri yosun tutmuştu.
Herkes merakla etrafına toplandı.
Kaptan kutuyu eline aldı.
"Açalım mı?"
Şampiyon dikkatli olunmasını istedi.
"Yavaş aç."
Kapağı zorlanarak açıldı.
İçinden altın ya da değerli bir şey çıkmadı.
Sadece birkaç eski kâğıt parçası vardı.
Çoğu nemden zarar görmüştü.
Ama bir tanesinde hâlâ okunabilen birkaç kelime vardı.
Kaptan kâğıdı eline aldı.
Yavaşça okudu:
"12 Haziran...
Tekne bozuldu...
Adada kalmak zorundayız..."
Herkes birbirine baktı.
Sami Hoca'nın gözleri parladı.
"Demek yalnız değilmişiz."
Akşam dönüş yolunda herkes düşünceliydi.
Artık adanın geçmişinde başka insanların da olduğunu biliyorlardı.
Ama kimdi onlar?
Ne kadar kalmışlardı?
Buradan kurtulmuşlar mıydı?
Yoksa...
Ada onların da son durağı mı olmuştu?
Bu soruların cevaplarını henüz bilmiyorlardı.
Fakat artık yeni bir hedefleri vardı:
Koydaki eski kampın izlerini araştırmak.
Belki de yıllar önce burada kalan insanların deneyimleri, onların hayatını kurtaracaktı.
Devam edecek
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.