Sen Muallim Söyle En Çok Kimi Sevdin
Her düş, biraz sen biraz ben:
Düşmeye gör hele ki!
Yalnızlığın girdabına savrulduğumdan öte savunmasızlığım ama ben bir kere teslim oldum yüce Rabbe bu yüzdendir suskunluğum ve sakinliğim…
Ah, muallim:
Sen hiç yokluğun seferi varlığı oldun mu?
Sen hiç varyemez ruhlarla çelişip de çalmak istediler mi seni senden?
Ve hayallerim.
Uzamında hayaletlerin.
Bense hayatı ışıklı bir kabir b/elledim ve ütüledim yalnızlığımı ama geçmedi kırışıklık.
Sulandırdım içtiğim çorbayı ama yine de yandı dilim.
Sen, muallim, sen:
Seken kurşun oldun mu hiç nihayetinden gelip de sırtına saplanan ve kanadın mı her kandığında?
Ben rahmeti hayat bildim.
Ben sevgiyi kordan bir saray belledim.
Hasretini çekmedim de eksikliklerimin çünkü:
Ben yetinmeyi bildim muallim ve bunu bana öğreten ailemdi.
Yatıya kalan neler yok ki gecenin küpeştesinde?
Uyku tutmaz gözlerimi ve g/özlerim bir şekilde düşlerimi.
Gel gör ki cebbardır geceler.
Gel gör ki korunaklıdır insanların dünyası.
Savunmasız ve korunmasız olsam ne ki ne de olsa vardır bir Sahibim.
İnsanların t/uzağındayım artık.
Nefret bilmem.
Kin bilmem.
Ben en çok sevmeyi bilirim ve de kırılmayı huy edindim.
Kırıklarında yüreğimin şatafatlı şiirler inşa etmektir artık tek derdim.
Yasa mahiyetinde tuttuğum yas ise hiç sonlanmaz.
Ve kırıldığım yerden şiirlerim doğar bu da yetmez:
Eksikliğini hissettiğim ise huzurdur ve sevgi:
Sevmeyi bilmez insanoğlu.
Sevilmek de pekiyi gelmez çoğuna:
Gel de çık bu işin içinden.
Sen, muallim sen söyle bari: en çok kimi sevdin?
Ya, bir sonrası?
Öncen var mıdır yoksa sen de mi öncesizsin şiirlerim gibi?
Kat sayım eridi.
Kareköküm homurdandı.
Ne de olsa sayılarla aram iyi ve ben de sürekli çarpıp durdum kapıları asal sayılarla bu da yetmedi:
Asil olması gerekendim madem biraz da asi:
Sahi, nedir ederim sevgili muallim ne de olsa öğretensin ve gözlemleyen?
Ya da sus ve söyleme hiçbir şey ne de olsa son kırıklarımı yazdığım bu yazıya adadım ve ben artık kırılmaktan hem yoruldum hem sıkıldım yine de şükran doluyum yoksa tek kelime yazamazdım:
Hangisi iyi hangisi kötü?
Kırgın kalemin bıçkın sesi mi?
Yoksa kırılmayan bir kalbin taştan varlığı mı?
Aslında biliyorum da cevabı.
Mısralarım ve tüm yazdıklarım:
Kırgınlıktan da öte kimyamdaki bu değişim ve sanırım ben yaşadığım müddetçe Günyüzü görmeyeceğim yine de dert değil çünkü ben bu düzene ve bu çağa ait değilim:
Aidiyet duygumu şekillendiren çok farklı bir olgu bir varsayım:
Ruhumun yerleşkesi gökyüzü.
Ayaklarımın fermanını ise yerküre yazmakta:
Anlayacağın iki ucu keskin bıçak.
Ya yazmalıyım ya da uçmalıyım aslında ikisini beraber götürmeyi de öğrendim çünkü yazdığımda uçuşa geçiyorum ve kanatlarımdaki tüm kırıklar tüm acılar bir anlığına olsa da sonlanıyor.
Ve sen, sevgili muallim boş ver gitsin sana sorduklarımı çünkü ben zaten cevabını aldım.
Karma felsefesi diye de bir şey varmış şimdi onun peşindeyim tıpkı beni takip eden yazgım gibi:
Yazamadığım ama kabullendiğim:
Eh, o kadar da olsun madem ne de olsa başım gözüm üstüne sevgili kaderim ve dinmeyen kederim…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.