Ağustos Kokuyor Şehir Ve de Umut
Düş tekrarları idi habis kâbusların ç/ağrısı ve atak geçiren geceye hürmetim.
Ölüm son sözdü:
Yalan hem de nasıl.
Ölüm ki bir mimarinin kentsel dönüşümü ve aşkın afaki rüzgârına yenik düşen insan ve duygular.
Ağustos ise kapıda bakalım kaç iklim daha eskiyecek?
Bakalım kaç katre yalnızlıkta göç edecek insan?
Nidalar yükseliyor Temmuzun kumral doğasında şakıyan bir bülbül misali seriliyorum gülün kollarına.
Gül kokmakta evren.
Anne kokmakta cihan.
Ölüm ise korkmakta.
Pespaye gölgeler turluyorlar şehri ve ruhumun dikiz aynasında saklı o afaki kalabalık.
Şehrin sırları var.
Şehrin surları var.
Bu yüzden seviyorum şehri seviyorum şiiri:
Çünkü şehrin şiirleri var.
Şehirli kızım.
Şiirli güzergâhım.
Sayan söven kaldırımların uzağındayım belki de nefsimin t/uzağında.
Nefesim ise boyutsuz ara ara kesilmekte bir koşu çıkıp tepeye bir koşu çakılıyorum yerdeki kilime.
Kilim eski.
İklim devingen:
Ve ağustos kapıda.
Haz etmiyor yaz mevsiminden haz etmiyorum sıcaktan ama elden ne gelir hele ki doğmuşsa bir insan Haziranın başında.
Kayıtlar açılıyor alt belleğimde ve ilhamım oluyor eskiler.
Yenilerden de haz etmiyorum benim için dostluk eski olacak eskiyecek o yüzden yeni simalara rağbet etmiyorum ki:
Sanki çok da umurlarında?
Ve evet, umurlarında çünkü meraklı arayışları var insanoğlunun:
Anan kaç yaşındaydı öldüğünde?
Sen nasılsın peki?
Cenazeyi kim kaldırdı?
Hatta ne oldu şu dava?
Akıl yaşta da değil başta da:
Eh, be mübarek kendim ne anlatırsın aklına geleni karşındaki insana?
Yüzler asık.
Yüzler yanık:
Ağustos güneşi:
Sevemedim gitti yaz mevsimini.
Dolduruşa gelenler cüretle hücum ediyorlar nerede bir eksikliğimi görürlerse.
O şarkı aklıma geliyor:
Nerede? Nerede?
Canım sana ne nerede isem neredeyim:
İki arada bir derede.
Bu yüzden dert de etmiyorum insanların aklına gaipten gelen soruları geçiştirmiyorum da ve her nasılsa tanıdık simalar bakışlarını ve gözlerini kaçırıyorlar benden.
Az da kurnaz değiller hani.
Sevecen yürekler kayıplarda.
Dostluk revaçta olması gerekirken çaldırdığım telefonlar açılmamakta.
Bir de engel koymaya bayılıyor akıllı cihazların sahipleri sanırsın ki anasının karnından akıllı telefonla doğdu.
Arkadan bağırıyor adamın biri ona çarpan motor kuryeye:
‘’Heyt, aslanım aklını alırım senin.’’
Yine bir şarkı geliyor aklıma artık kim kimin aklını kaça alıyorsa.
Kaçmalı gitmeli buralardan.
Kaçmalı gitmeli bu dünyadan.
İyi de ben bu yaşımda ne gördüm ki acıdan ve umuttan başka?
Ağustos kokuyor sokaklar.
Ölüm kokusu düşüyor aklıma az evvel izlediğim bir videodaki gassalin söylediği bu sefer takılıyor aklıma:
‘’Ölüm kokuyormuşum.’’
Bir yaşıma daha giriyorum ama ölüm kokusu da yabancı değil hani bana gerçi hayatta gördüğüm ilk ve tek ölü annem iken hem benim annem sadece cennet kokar.
Ve bunu da onayladı kaç kişi en başta acildeki doktor ve onu benimle birlikte yıkayanlar.
Bu konuyu geçelim bence çünkü daha koklamak istediğim çok başka şeyler ve çok başka çiçekler var.
Temmuz da yapacağını yapıp dönüyor sırtını o da terk ediyor beni azıcık da kırgın mı ne bana aslında ben kırgınım Temmuza.
Kırılacak şey mi yok zaten kırık dökük kalbim.
Ağustos kokuyor şehir ve de umut.
Serpiyorum iyi ve güzel olan ne varsa bir de şerh düşüyorum mevsime ve diklendiğim kadar da diretiyorum hayata:
Hadi, gel buradan yak!
Ya, ben ne kokuyorum?
Az evvel sıktığım parfüm mü yoksa umut mu yoksa gül mü?
Ne fark eder ki istedikten ve de umut ettikten sonra?
Hoş geldin Ağustos…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.