Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 18
18.Bölüm
Sabah güneşi doğarken herkes telsizin başındaydı.
Bugün önemli bir gündü ada sakinleri için.
Ellerinde belki de dünyaya ulaşabilecekleri tek araç vardı.
Feryadi ile Gökdeniz gece boyunca cihazı kontrol etmiştiler.
Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
Kaptan Çerkezoğlu onlara baktı.
"Hiç uyumadınız mı?"
Gökdeniz başını salladı.
"Biraz uyuduk."
"Ne kadar?"
"On dakika."
Şampiyon gülümsedi.
"Siz telsizle nöbetleşe mi uyudunuz?"
Gökdeniz cevap verdi:
"Onu da uyandırmak istemedik."
Herkes güldü.
Telsizi adanın en yüksek noktasına götürdüler.
Anteni daha yükseğe kurdular.
Yanlarına büyükçe bir ateş de hazırladılar.
Eğer seslerini duyurabilirlerse, aynı anda dumanla da yerlerini göstereceklerdi.
Feryadi düğmeyi çevirdi.
Cızırtı...
Herkes sessizdi.
Sonra mikrofona yaklaştı.
"Alo... Alo..."
Bir süre bekledi.
Kimse konuşmadı.
Tekrar denedi.
"Aloooooo... Burada bir grup kazazede var. Issız bir adadayız. Yardım bekliyoruz."Bu anonsu önce ingilizce,sonra Fransızca en son daTürkçe yaptı.
Sessizlik...
Sonra...
Cızırtının arasından çok zayıf bir ses geldi.
"...tekrar edin..."Cevap ingilizce olarak gelmişti.
Herkes birbirine baktı.
Gökdeniz'in gözleri büyüdü.
"Sesimizi duydular!"
Hemen mikrofona sarıldı.
"Biz bir gemi kazası sonrası adada kaldık. Yirmiyedi kişiyiz. Durumumuz iyi. Konumumuzu bilmiyoruz."
Karşıdan ses geldi:
"Mesajınız alındı. Sinyalinizi takip etmeye çalışacağız."
Kimse heyecandan birkaç saniye konuşamadı.
Sonra...
Sevinç çığlıkları yükseldi.
Birbirlerine sarılıyorlar, kimileri sevinçten ağlıyor kimileri ise secdeye varıyordu.
Sami Hoca ellerini açtı.
"Bugün önemli bir tarih yazıldı."
Mücella Hanım gülerek sordu:
"Hocam, yine mi?"
"Evet."
"Bu kez ne tarihi?"
"İnsanların umudu kaybetmediği günün tarihi."
Bu kez kimse gülmedi.
Çünkü herkes bu sözün ne kadar doğru olduğunu biliyordu.
Fakat sevinçleri uzun sürmedi.
Öğleden sonra gökyüzü yeniden karardı.
Denizden sert rüzgâr gelmeye başladı.
Çerkezoğlu Kaptan endişeyle baktı.
"Fırtına olabilir."
Herkes birbirine baktı.
Daha önce yaşadıkları gemi kazası akıllarına geldi.
Ama bu kez farklıydı.
Artık hazırlıklıydılar.
Barınak güçlendirildi.
Yiyecekler güvenli yere taşındı.
Telsiz koruma altına alındı.
Akşam saatlerinde ilk damlalar düşmeye başladı.
Gökdeniz telsize bakarak söylendi:
"Tam da yardım çağırdık, ada yine huysuzlandı."
Hikmet güldü.
"Belki de ada bizi bırakmak istemiyor."
Sami Hoca hemen cevap verdi:
"Her ayrılık zordur."
Gülüm Hanım şaşırdı.
"Hocam, adayla da mı duygusal bağ kurdunuz?"
"Yirmiyedi insanı hayatta tutan yere saygı duymak gerekir."
Bir an sessizlik oldu.
Gerçekten de ada onlara çok şey öğretmişti.
Gece yarısı fırtına başladı.
Dalgalar yükseldi.
Ağaçlar sallandı.
Ama bu kez kimse paniklemedi.
Herkes görevini biliyordu.
Birbirlerine yardım ettiler.
Çatı çöktüğünde birlikte onardılar.
Ateş söndüğünde yeniden yaktılar.
Yağmur altında çalışırken bile birbirlerine şaka yapmayı ihmal etmediler.
Şampiyon çamur içinde kalınca Nuri Hoca bakıp güldü:
"Bacanak yeni görünümün çok doğal olmuş."Şampiyon cevap verdi:
"Adanın yerlisi oldum."
Sami Hoca hemen ekledi:
"Yakında maymunlar seni lider seçer."
Şampiyon başını salladı.
"Yeter ki muzlarından bize versinler."
Mücella Hanımın aykkabıları yırtılmıştı. Hatice Hanım takıldı.
"Mücella abla herhalde Ahmet Arif'in şiirini yeniden yazacaksın?"
"Nasıl yani?"
"Prangalar eskittim değil de ayakkabılar eskittim diye yeni versiyonu yazılacak."
"Galiba öyle olacak".
Kahkahalar fırtınanın sesine karıştı.
Sabaha karşı yağmur dindi.
Herkes yorgundu.
Ama hayattaydı.
Ve en önemlisi...
Birileri onları duymuştu.
Uzaklarda bir yerde insanlar artık onların varlığını biliyordu.
Fakat kurtuluş henüz gelmemişti.
Önlerinde birkaç zor gün daha vardı.
Çünkü deniz sakinleşmeden...
Ve yardım ekibi ulaşmadan...
Bu adadaki mücadele devam edecekti.
Devam Edecek
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.