Zaten Yaşıyorduk
Biz zaten oradaydık;
toprağın altındaki karıncayla aynı ritimde atan ellerdik.
Güneş doğarken uyanır,
rüzgârın sırtını okşar, gölgenin serinliğine uzanırdık.
Çamur ve samandan karılmış bir barikat;
zaman, cebimizde tıkırdayan demir bir akrep değil,
incir ağacının yaprak döktüğü uzun mevsimdi.
Ama sonra geldiler,
çantalarında parlak kâğıtlar ve vaatlerle…
“Gelişim” dediler, “Özgürlük” dediler,
bize kendi takvimlerini bağışladılar.
Kutular satın alın, dediler, üst üste yığılmış beton kutular;
oysa tavan gökyüzünün çıplak etiydi.
Mesaiye kalın, dediler;
oysa biz güneşle başlayıp yıldızla biten bir rüyadaydık.
Binalar göğe tırmandı, gökyüzü ufaldı aralarında;
zihinler sustu, barkod hırıltısı yankılandı caddelerde.
İnsan, cebindeki cam parçasından sızan ışıkla
kendi karanlığını aydınlatan bir mülteci şimdi.
Ben sadece eski sessizliği arıyorum;
çiy düşmüş bir yaprağın ağırlığını,
kibrit çakılmamış bir sabahın kokusunu
ve avucumda kalan kuru çamuru.
Biri toprağa ilk çiti çekti,
biri metal bir yuvarlağa değer biçti,
biri rüyaları paketleyip raflara dizdi.
Oysa biz çitin arkasında,
çoktan yürümeyi öğrenmiştik.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.