Zamanın Sessiz Çığlığı
Kendi toprağında gölgesi vurulanlar,
Umudun yıkıntıları arasından bakan bir halk...
Kucağında soğuyan evladına sarılmış bir baba,
Enkaz tozunda annesini arayan o yetim çocuk...
Dünya ise konforlu bir uykunun beşiğinde,
Sadece nefes alıp vermenin telaşında,
Nabzı bir kez bile teklemeden,
Akıp giden zamana seyirci.
Sınırlar nehir gibi akan kanla çizilirken,
Bir lokma ekmeksiz, açlıktan kuruyan bedenler...
Beyaz mendillerle gözyaşı silip,
Ellerini lekesiz sanan o muktedirler;
Hangi mühür vurdu dilinize?
Avuçlarından yurdu kayıp giden bir halk dururken,
Sadece izleyerek ekranların ardı sıra,
Beyhude bir umutla ölü çocukları büyüttünüz.
Işıl ışıl vitrinlerin arkasında körleşen gözler,
Feryatları yutan o beton duvarlar...
Ne bir el uzanır kardeş sıcaklığıyla,
Ne bir ses bölünür konforlu odalarda.
Sustukça başı eğilen milletler,
Kendi utancının gölgesinde erir.
Hâlâ öğrenmediniz mi?
Bir başkasının evi yanarken susanın,
Kendi çatısı çöktüğünde feryadını kim duyar?
Kimse.
Çünkü o sağır edici sessizlik,
Bir gün döner, kendi sahibini yutar.
Manşetlerde süslü özgürlükler, içi boş adaletler...
Kitleler kendi küçük çıkarlarının sarhoşluğunda.
Sesini muktedirlerin terazisinde tartanlar,
Tarihin sayfalarından hep silindi, hep unutuldu.
Ve nihayetinde insanlık,
Kendi yarattığı o soğuk vicdan okyanusunda yapayalnız kaldı.
Oysa kurtuluş, gökten inecek bir el değil;
Yan yana duran omuzların kenetlenmesidir.
Kurtarıcılar beklemeyi bırakın,
Çünkü o mukaddes güç tam içinizde.
Ayağa kalkan, yüzünü yarına dönen bir halk,
Göklerin değil, kendi inancının ışığında,
Kendi kaderini kendi elleriyle yazar.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.