Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Bilginin Sorumluluğu Akletmek Ve Özgürleştiren Korku

Bismillâhirrahmânirrahîm.


Bakara Suresi, insanın yaratılışını ve yeryüzündeki imtihanını anlattıktan sonra 40. ayetle birlikte İsrailoğulları’na sesleniyor. İsrâil, İshak Peygamberin oğlu Yakup Peygamberdir.(kaynak: https://kuran-ikerim.org/meal/diyanet/bakara-suresi)


Aslında anlatılan sadece onların, İsrailoğulları' nın hikâyesi değil; neden mi, çünkü burada nimeti bilen, kitabı bilen, hakikati bilen insanın imtihanı anlatılıyor.

Rabbimiz önce hatırlatıyor:

“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” (Bakara, 40-43)


Burada insanın kalbine dokunan bir cümle var: “Yalnız benden korkun.”


İnsan neden korkar?


İşini kaybetmekten, itibarını yitirmekten, yalnız kalmaktan, insanların ne diyeceğinden... Bazen de doğruyu söylediğinde zarar görmekten korkar.


İşte Kur’an, korkunun adresini değiştiriyor: İnsanlardan değil, Allah’tan kork.

Çünkü insanlardan korktukça onların beklentilerine göre yaşamaya başlarız. Allah’tan korktuğumuzda ise insanlara kulluk etmekten özgürleşiriz.


Din adına konuşan bazı insanlar ve yapılar, bu korkuyu kendi otoritelerini güçlendirmek için kullanabiliyor.


  • “Bize uymazsan başına şu gelir.”
  • “Bu yapının dışına çıkarsan felakete uğrarsın.”
  • “Bizi sorgularsan dinden uzaklaşırsın.”


Böylece insanın korkusu Allah’tan alınıp kullara, şeyhlere, yapılara ve sistemlere yönlendirilir.


Oysa “Yalnız benden korkun” çağrısı, korkunun adresini teke indirir. İnsan yalnız Allah’tan korktuğunda, başka hiçbir gücün karşısında boyun eğmek zorunda kalmaz.

Bu, insanı sindiren değil; kullara kul olmaktan kurtaran bir korkudur.


Ardından gelen uyarı daha da sarsıcı: “Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin.”


  • Hakikati biliyorsun ama işine gelmediği için susuyorsun...
  • Doğruyu biliyorsun ama çıkarın zarar göreceği için eğip büküyorsun...
  • Bir makamı, bir parayı, bir itibarı kaybetmemek için hakikatten vazgeçiyorsun...


İşte insanın hakikatle pazarlık etmeye başladığı yer burasıdır.


Sonra Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.”


  • Batılı her zaman açıkça sunmazlar, bazen hakikatin içine karıştırırlar.
  • Dini söylemleri, kutsal değerleri ve güzel kavramları kendi çıkarlarının kılıfı hâline getirirler.
  • Kendi kurdukları düzeni, cemaat çıkarını veya kişisel otoritelerini dinin kendisi gibi sunarlar.
  • İşlerine gelmeyen ayetleri ve insanı özgürleştiren hakikatleri ise gizlerler.


Böylece insan, Allah’a kulluk ettiğini zannederken aslında bir yapının, bir kişinin veya bir düzenin beklentilerine teslim olabilir.


Kur’an’ın uyarısı burada çok açıktır: 

  • Hakkı batılla karıştırmayın.
  • Dini, insanların üzerinde hâkimiyet kurmanın aracına dönüştürmeyin.
  • Hakikati kendi çıkarınıza göre eğip bükmeyin.


Sonra Rabbimiz bizi daha da yakından yakalıyor:

“Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?” (Bakara, 44)


Bu ayet yalnızca geçmişteki bir topluluğa mı soruluyor yoksa bize de mi?


Başkalarına sabrı anlatıyoruz ama kendimiz en küçük şeyde öfkeleniyoruz. Başkalarına adaleti anlatıyoruz ama kendi menfaatimiz söz konusu olduğunda ölçüyü değiştiriyoruz. Başkalarına günahı hatırlatıyoruz ama kendi nefsimizin kusurlarını görmezden geliyoruz.


Kitabı okumak başka, kitabın bizi okumasına izin vermek başka. Kur’an bize başkalarını düzeltmeden önce kendimize bakmayı öğretiyor.


Fakat ayetin sonunda bir soru daha var: “Hâlâ akletmeyecek misiniz?”


Bu soru, sadece kendi söyledikleriyle yaşayamayanlara değil; düşünmeyi, sorgulamayı ve tefekkürü suç sayan zihniyetlere de yöneliyor. 

  • Çünkü düşünen insan kolayca yönlendirilemez.
  • Sorgulayan insan, kendisine sunulan her sözü din diye kabul etmez.
  • Ayetleri doğrudan okuyup anlamaya çalışan insan, hakikati yalnızca birilerinin yorumuna teslim etmez.


Bu yüzden din adına otorite kuranların en büyük korkusu, akleden ve tefekkür eden insandır. Çünkü tefekkür eden insan köleleştirilemez. Aklını başkasına kiralayan insan ise kendisine söylenen her şeyi sorgulamadan kabul edebilir.


Kur’an’ın “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” sorusu, işte bu zihinsel esarete karşı ilahî bir uyarıdır.


Kur’an bizi körü körüne bir bağlılığa değil; bilinçli bir imana çağırıyor. Düşünmeye, anlamaya, sorgulamaya ve hakikati aklımızla ve kalbimizle tartmaya çağırıyor. Çünkü iman, insanın aklını susturması değil; aklını hakikatin ışığında kullanmasıdır.


Peki insan bilginin kibrinden, korkunun esaretinden ve nefsin konforundan nasıl kurtulacak?


Rabbimiz hemen yolunu gösteriyor: “Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler.” (Bakara, 45-46)


  • Sabır...
  • Namaz...
  • Ve dönüş bilinci.


İnsan, bir gün Allah’ın huzurunda duracağını gerçekten hatırladığında; insanların alkışı, makamlar, kazançlar ve geçici korkular gözünde eski değerini kaybetmeye başlar.


Belki de namazın bize her gün yeniden hatırlattığı şey budur: Ben hayatımın sahibi değilim. Ben kulum.


Yalnız Allah’ın kulu olan insan, başka kulların önünde eğilmez. İşte “Yalnız benden korkun” çağrısı ile “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” sorusu birleştiğinde ortaya özgür bir şahsiyet çıkar.


  • Ne korkuyla sindirilebilen...
  • Ne yalanla kandırılabilen...
  • Ne de aklını başkasına kiralayan...


Kur’an’ın inşa etmek istediği müttaki insan, aklını kimseye teslim etmeyen ve Allah’tan başka hiçbir güç karşısında eğilmeyen insandır.


Ya Rabbim,

Bizi yalnız Senden korkan ve bu yüzden kullara kul olmayanlardan eyle. Korkumuzu, ümidimizi ve teslimiyetimizi yalnız Sana yöneltmeyi nasip eyle. Bize verdiğin aklı başkasına kiralamaktan, düşünmeyi ve sorgulamayı günah sayan zihniyetlere teslim olmaktan koru. Bizi hakkı batılla karıştıran, dini kendi çıkarlarına kılıf yapan ve hakikati bile bile gizleyenlerden eyleme. Kur’an’ı sadece okuyan değil, okuduklarıyla değişen kullarından eyle. Namazı bize yük değil, Sana dönüşümüzün ve nefsimizin esaretinden kurtuluşumuzun kapısı kıl.


Âmin.

Allah’a emanet olun.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Bilginin Sorumluluğu Akletmek Ve Özgürleştiren Korku

mesut-tutunculer mesut-tutunculer