Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Korku Ve Menfaat Kıskacında İnsan Maide Suresi

Bismillâhirrahmânirrahîm.


İnsanoğlu, doğrunun ve hakikatin ne olduğunu bildiği hâlde neden yanlışa sapar?

İlahi kelamın berraklığı ortadayken, hangi zaaflar insanı hakkı eğip bükmeye, adaletten kaçmaya zorlar?


Mâide Suresi’nin Medine semalarından asırlara uzanan yankısı, bize bu soruların cevabını tarihsel kıssalar ve sarsıcı hükümler üzerinden verir. Kur’an-ı Kerim, insan psikolojisinin haritasını önümüze sererken aslında bizi üç büyük imtihanla yüzleştirir: Korku, menfaat ve kurnazlık.


1. Korku ve Konfor Hülyası: “Şartlı İman” Hastalığı

İnsanın hakikat yolundaki ilk kırılması çoğu zaman korkuyla başlar. Cenab-ı Hak, Hz. Musa’nın kavmine şöyle buyurur: “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.” (Mâide, 21)


Fakat karşılığında gelen cevap, korkunun iman ve tevekkülü nasıl felç edebileceğinin acı bir örneğidir: “Ey Mûsâ! O topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var... Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” (Mâide, 22, 24)


Bu sözlerin arkasında nasıl bir ruh hâli var?


“Biz burada rahatız. Bizi tehlikeye sokacak bir işe girmeyelim. Sen ve Rabbin halledin.”

Tehlike karşısında geri çekilen, sorumluluğu başkasına bırakan ve konforunu hakikatin önüne koyan bir ruh hâli değil mi...

İşte bu, yalnızca geçmişte yaşamış bir toplumun problemi değildir. Bugün de dünyanın herhangi bir yerinde zulüm yaşandığında, biz sadece kınamak, üzülmek, beddua etmek ve bir kurtarıcı beklemekle yetiniyorsak, bu ayetin bize tuttuğu aynaya bakmamız gerekir.


Burada mesele, herkesin her konuda aynı imkâna sahip olması değildir. Mesele şudur:

  • Gücümüz yettiği hâlde ne yapıyoruz?
  • Hakkı savunmak bize bir bedel ödettiğinde geri mi çekiliyoruz?
  • Bir mazlumun yanında durmak işimizi, itibarımızı veya konforumuzu riske attığında susuyor muyuz?

İşte imtihan tam burada başlıyor. Çünkü korku, insanın yalnızca bedenini değil, kararlarını da esir alabilir.


2. Menfaat, Haset ve Hakka İsyan: İçimizdeki Kabil


Korkunun bir adım sonrası bazen zalimleşmektir. Kendinden güçlü olana karşı susan insan, menfaat kapısı açıldığında kendinden zayıf olana karşı acımasızlaşabilir. 


Mâide Suresi, insanın içindeki haset ve saldırganlığın nasıl büyüyebileceğini Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssası üzerinden de önümüze getirir.  Kardeşlerden birinin kurbanının kabul edilmemesi, diğerinin kurbanının kabul edilmesiyle ortaya çıkan haset, zamanla öfkeye ve cinayete dönüşür.


Kabil, kardeşine: “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim.” der ve sonunda kardeşini öldürür. Burada yalnızca tarihin ilk cinayetlerinden birini görmüyoruz. İnsanın içindeki hasedin nasıl büyüyebildiğini görüyoruz.

Önce kıyas, sonra kıskançlık, ardından öfke...

Sonra da karşısındaki insanın hakkını, hatta hayatını bile hiçe sayabilecek bir nefis...

  • Peki biz bugün üç kuruşluk dünya menfaati için neler yapmıyoruz?
  • Kaç kişinin hakkını görmezden geliyoruz? 
  • Kaç defa kendi kazancımızı artırmak için başkasının zararını önemsemiyoruz?
  • Kaç defa mirasta hakkımız olmayan bir paya göz dikiyoruz?
  • Kaç defa ticarette kusuru gizliyor, gerçeği olduğundan farklı gösteriyor, karşı tarafın bilgisizliğinden yararlanıyoruz?

Ve bazen bunların hiçbirini “zulüm” olarak görmüyoruz. Çünkü insanın nefsi, yaptığı yanlışa önce bir isim bulur.

  • “Herkes böyle yapıyor.”
  • “Mecburdum.”
  • “Ben yapmasam başkası yapacaktı.”
  • “O da zaten hak etmiyordu.”

İşte insan, Kabil’in yoluna çoğu zaman böyle küçük cümlelerle girer. 


Oysa Allah’ın evrensel uyarısı açıktır: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür...” (Mâide, 32)

Bir insanın hayatına dokunmak kadar ağır olmasa bile, başkasının hakkını bile isteye çiğnemek de insanın kendi vicdanını öldürmeye başladığı bir noktadır.

Bazen insan karşısındakinin malını değil, hakkını gasp eder, parasını değil, itibarını çalar, bedenine değil, onuruna saldırır ve bütün bunlar bize şunu hatırlatır: Zulüm, yalnızca büyük suçlarla başlamaz; küçük adaletsizliklerin normalleşmesiyle büyür.


3. Maskelerin Düşmesi: Menfaate Göre Değişen Hakikat


Korku ve menfaat imtihanından geçen insan, daha tehlikeli bir aşamaya ulaşabilir: Yanlışına dinî veya ahlaki bir kılıf bulmak. Allah korusun.

Mâide Suresi 41. ayette, hükmü kendi arzularına göre seçmeye çalışan bir zihniyet deşifre edilir: “Eğer size şu hüküm verilirse onu tutun; eğer o hüküm verilmezse sakının.”

Devamında: Onlar, "yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir" (Maide, 42) buyurur.

Mesele artık sadece yanlışı yapmak değildir. İnsan, doğruyu bile kendi menfaatine göre seçmeye başlamıştır. İşine gelirse kabul eder, işine gelmezse başka bir kapı arar.


 “Hem Allah’ın hükümlerinin yer aldığı Tevrat ellerindeyken nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar ki? Başvuruyorlar, hemen arkasından ne diye verdiğin hükmü kabul etmeyerek dönüp gidiyorlar? Aslında onlar mü’min değildirler.” (Maide, 43)

Bir yerde istediği hükmü bulamazsa başka bir yere yönelir. Size de gündelik hayatınızda bu durum tanıdık geliyor mu; bu tavır yalnızca geçmişteki bazı toplulukların problemi değildir. 


“Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide, 44)


  • İnsanlardan korkmak.
  • Dünyevî karşılığı hakikatin önüne geçirmek.
  • Allah’ın hükmünü kendi çıkarına göre eğip bükmek.

Bugün bunun karşılığını yalnızca büyük meselelerde aramamalıyız. Ticarette, “Doğruyu söylersem bu mal elimde kalır.” Miras paylaşımında, “Biraz da benim hakkım olsun.” İş hayatında, “Böyle yapmazsam geride kalırım.” Aile içinde, “Haklı olanı değil, bana yakın olanı savunayım.” 

Bazen insan Allah’ın rızasıyla kendi menfaati arasında kaldığında, imtihanın gerçek yüzü ortaya çıkar.


Mâide 44 bize şunu hatırlatır: Hakikat, bize kazandırdığı sürece hakikat değildir. Asıl imtihan, hakikat bize zarar ediyor gibi göründüğünde ona sadık kalabilmektir. Bu yüzden İslam, yalnızca doğruyu bilmek değil; doğru, nefsimizin aleyhine olduğunda da onun yanında durabilmektir.


4. Allah İçin Adalet: En Zor İmtihan


Mâide Suresi'nin bize verdiği en büyük derslerden biri de şudur: Adalet, sadece sevdiğimiz insanlara karşı adil olmak değildir. Asıl imtihan, sevmediğimiz insanın hakkını da teslim edebilmektir. Bize zarar vermiş birine karşı, rakibimize karşı, bizi kıskanan birine karşı, hakkımızda kötü konuşan birine karşı nefsimiz adaletin önüne geçmek istediğinde ne yapacağız?


İşte Allah’ın şu emri burada bütün ağırlığıyla karşımıza çıkar: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 8)

Demek ki adalet, sadece sevdiğimiz insanlara karşı gösterdiğimiz bir erdem değil. Nefsimizin aleyhine bile olsa hakikati ayakta tutabilmektir.


5. Asıl İmtihan Yarın Başlıyor


Buraya kadar İsrailoğullarının korkaklığını, Kabil’in hasedini ve hükmü kendi menfaatine göre seçmeye çalışan zihniyeti konuştuk, dinledik, hak verdik, başımızı salladık.

Hakikaten de söylemesi ne kadar kolay, değil mi? 

Ama asıl imtihan, hayata karıştığımızda başlayacak. Yarın ticarette işimize gelmeyen bir zararla karşılaştığımızda...


"Doğruyu söylersem bu mal elimde kalır.” dediğimizde ne yapacağız?

  • Musa’nın kavmi gibi korkup hakkı arkaya mı iteceğiz yoksa: “Zarar etsem de doğruyu söyleyeceğim.” diyebilecek miyiz?
  • Yarın miras masasına oturduğumuzda, hakkımız olmayan bir paya gözümüz kaydığında ne yapacağız?
  • İçimizdeki Kabil’i susturup kardeşimizin hakkını teslim edebilecek miyiz?
  • Başımız sıkıştığında rüşvete, hileye veya usulsüzlüğe bir mazeret bulmak yerine geri durabilecek miyiz?
  • Bir insanı sevmediğimizde, onun hakkındaki hükmümüzü öfkemizin değil adaletin belirlemesine izin verebilecek miyiz?

Ve en önemlisi: Kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilecek miyiz?

Çünkü gerçek adalet, insanların önünde değil, kimsenin bizi görmediği yerde belli olur.


Hakikati Eğip Bükmeden Yaşamak


Dostlar,

İslam, sadece hakikati onaylama dini değildir. İslam; pazar tezgâhının arkasında, aile içindeki tartışmada, miras paylaşımında, ticarette, dostlukta ve en öfkeli anımızda: “Ben nefsime göre değil, Allah’ın emrettiği adalete göre davranmalıyım.” diyebilme yiğitliğidir.

Korkularımız bizi hakikatten uzaklaştırmamalı. Menfaatlerimiz adaletimizi satın almamalı. Kurnazlığımız yanlışlarımıza kılıf olmamalı.

Çünkü insanın gerçek imtihanı, doğrunun kolay olduğu yerde değil; yanlışın kendisine kazanç sağlayacağı yerde başlar.


Ya Rabbi!

Bizi korktuğunda hakkı terk edenlerden, menfaat uğruna adaleti eğip bükenlerden, yanlışımıza kılıf arayanlardan eyleme. Bize hakikati gördüğümüzde kabul edecek bir kalp, hakkı bildiğimizde uygulayacak bir irade, nefsimizin aleyhine bile olsa adaletten ayrılmayacak bir ahlak nasip eyle.

Bizi korkunun, hasedin, hırsın ve menfaatin esaretinden kurtar. Hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan sakınmayı bizlere nasip eyle. Niyetimizi hayır, amelimizi salih, adaletimizi daim, akıbetimizi hayır eyle.


Âmin.

Allah’a emanet olun.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Korku Ve Menfaat Kıskacında İnsan Maide Suresi

mesut-tutunculer mesut-tutunculer