Vapur Dumanı Ve Kız Kulesi Feneri
İstanbul’un dişleri arasında ezilen bir vapur dumanıyım şimdi.
Sen geçiyorsun, Galata'nın eteklerinden aşağı, keskin bir bıçak gibi.
Altın sarısı bir ışık süzülüyor şimdi Süleymaniye’nin heybetli kubbelerinden,
Karanlık dehlizleri yırtan o ilk gülüşün, sanki bu kadim şehrin uyanışı.
Geceyi uğurlayan son vapur, yalnızlığı Eminönü rıhtımına fırlatıp giderken,
Martılar bile neşeyle çığlık atıyor, içimde filizlenen bu taze baharın aşkına.
Bak, Boğaz’ın iki yakası baştan başa kuşanmış erguvanları,
Kışın inadına, ayrılığın tam ortasına açan pembe bir isyan bu.
Karaköy’ün dar sokaklarında taze demlenmiş çay kokusu yükselirken,
Maviye boyanıyor gökyüzü, ellerin ellerimde bir sabah vakti.
Gözlerin, Kız Kulesi’nin bin yıldır sönmeyen o inatçı feneri,
Dalgalar ne kadar hırçın olursa olsun, bizi karaya çıkaran o parlak rota.
Topkapı’nın asırlık çınarları fısıldıyor şimdi aşkımızın gizli tarihini,
Gölgen düşüyor saray avlularına, zaman duruyor o koridorlarda.
Derken Yerebatan’ın loş ve büyülü sularında aksimiz parlıyor yan yana,
Medusa bile kıskanıyor gözlerindeki o sönmeyen, o devasa ışığı.
Şehrin gürültüsü geride kalıyor, sığınıyoruz Adalar’ın o sessiz koylarına,
Fayton seslerinden arınmış, çam kokulu yollar kucaklıyor adımlarımızı.
Pedalları rüzgara doğru çevirirken, denizden yükselen o iyot kokusuyla,
Galata'dan aşağı süzülen rüzgar artık hüznü değil, vuslatı fısıldıyor;
İstanbul şahitlik ediyor, bu tarihî yarımadada yeniden yazılan masalımıza,
Sen geldin, İstanbul güldü, bu şehir seninle yeniden doğdu sevgilim.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.