Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Kayıp Mazbata

Mazbatayı aldığım gece

meydan hâlâ kalabalıktı.


Bayraklar,

kameralar,

uzatılan eller...


Bir el sıktım.

Sonra bir başkasını.

Sonra bir başkasını.


O gece

önümde bir meydan değil,

yöneteceğim bir ülke vardı.


Mazbata elimdeydi.


Adım,

mühür,

verdiğim söz

aynı kâğıtta duruyordu.


Eve döndüğümde

kızım uyuyordu.


Masasının üzerinde

bir resim vardı:


bir ağaç,

bir ev,

üç insan.


Ben de vardım.


Yüzüm yoktu.


Kâğıdı çevirdim.


Arkasında,

çocuk elinden çıkmış bir cümle:


“Babam gelince ülke düzelecek.”


O gece

uzun süre

o kâğıda baktım.


Sabah

ilk dosya masama geldi.


Bazı isimlerin üzeri

daha okunmadan çizilmişti.


“Niçin?” dedim.


“Bizim adam değil.”


Listeyi önüme çektim.


Çizilenlerin yanına

bana fısıldanan isimleri yazdım.


İmzaladım.


Kimse elimi tutmadı.


Kalem yalnızca

kâğıda dokundu.


Karar çıktı.


O gün

ilk kez anladım:


İnsan bazen

kendi eliyle yaptığı şeyi

kendi kararı sanıyor.


Sonra dosyalar çoğaldı.


Açık eksiltmeler,

kapalı kapılar,

adrese teslim işler...


Meydanda omzuma vuran eller

bu kez makamın kapısında

ceplerinden kartvizit çıkarıyordu.


Bir imzanın altına

başka bir imza.


Benim imzam.


Ben imzaladıkça

şehir büyüdü.


Kuleler yükseldi,

duvarlar uzadı.


Benim adım

temellerde görünmüyordu.


Ama her temelde

biraz daha vardı.


Bir gün

makam arabasıyla

eski mahalleden geçtim.


Sokağın başındaki

tabelaya baktım.


Adı değişmişti.


Biraz ileride

başka bir tabela.


Onun da adı

değişmişti.


Çocukken bildiğim

meydanın adı yoktu artık.


Yerinde

yeni bir isim duruyordu.


Camdan dışarı baktım.


Binalar aynı değildi.


Meydan küçülmüş gibiydi.


Sokaklar

daha dar görünüyordu.


Şehir 

camın ardından 

küçülüyordu.


Bir zamanlar

bildiğim yerler

birer birer

yabancılaştı.


Sonra fark ettim:


Bina değişmişti.

Meydan değişmişti.

Şehir değişmişti.


Ya da


ben

artık

hiçbirini

tanımıyordum.


Bir gün sekreterim

masamdaki eski kalemi aldı.


“Bunu değiştirelim,” dedi.


Yerine

altın renkli bir kalem bıraktı.


Aldım.


Soğuktu.


Kullandım.


Akşam eve geldiğimde

kızım kumbarasını getirdi.


“Baba,

bisiklet alabilir miyiz?”


Kumbarayı masaya koydu.


İçini boşalttık.


Birkaç bozuk para

masanın üzerinde yuvarlandı.


Gündüz imzaladığım rakamları düşündüm.


Sonra paralara baktım.


Bir süre sustum.


“Alırız,” dedim.


Ertesi gün aldık.


Kızım bisikletine bindi.


Koridorda

yeni tekerleklerin sesi dolaştı.


Ben odamda kaldım.


O gece

bir rapor daha geldi.


Vatandaşın borcu

bir kez daha artmıştı.


Kredi kartları,

taksitler,

ödenmemiş faturalar...


Rakamlar büyüyordu.


Benim imzamın altında

milyonlar vardı.


Onların mutfağında

eksi işareti.


Bir ülkenin borcu

bütçede görünüyordu.


İnsanlarınki

mutfak masalarında.


Dosyayı kapattım.


Bir süre sonra

makamın kapısı ağırlaştı.


İçeri girenler

seslerini alçalttı.


Başlarını eğdi.


Bazıları gitti.


Bir daha dönmedi.


Boşalan koltuklara

tanıdık yüzler oturdu.


İsimlerini ben söyledim.


İmzalarını ben attım.


Bir sabah

aynaya baktım.


Kravatım düzgündü.


Ceketim ütülüydü.


Saçım yerindeydi.


Aynadaki adam

bana baktı.


Mazbatayı aldığım gece

meydanda duran adama

benzemiyordu.


Ama yüzü

benim yüzümdü.


Mecliste oylarım arttı.


Yüzdeler yükseldi.


Gazeteler başarıdan söz etti.


Bir gün

bir memur karşıma çıktı.


Konuşmadı.


Sadece baktı.


Sonra öğrendim:


İmzaladığım bir karar

kardeşinin ekmeğini elinden almıştı.


Kararı hatırlıyordum.


Tarihini.


Dosyanın rengini.


Mürekkebin kuruyuşunu.


Kardeşinin adını

hatırlamıyordum.


O gece

istifa mektubu yazdım.


Katladım.


Çekmeceye koydum.


Sabah yine işe gittim.


Mektup orada kaldı.


Çünkü o odalarda

benim getirdiğim insanlar vardı.


Benim verdiğim sözler.


Benim sustuğum anlar.


Bir duvarı

bir günde dikmez insan.


Önce bir tuğla koyar.


Sonra bir tane daha.


Sonra

duvarın ardında kaldığını fark eder.


Aylar geçti.


Mektuba dokunmadım.


Ben koltukta kaldım.


Sonra yeniden seçildim.


Şehrin duvarlarında

yüzüm vardı.


Sonuçlar açıklandı.


Kazandım.


İnsanlar

adımı haykırıyordu.


Mazbatayı elime aldım.


Adım vardı.

Ülke yoktu.


O gece

çekmeceyi açtım.


Eski mazbatayı aradım.


Yoktu.


Kasaya baktım.


Yoktu.


Dosyaların arasında

yoktu.


Masamda

yalnızca o eski kalem duruyordu.


Bir zamanlar

ucuz olduğu için sevdiğim kalem.


Elime aldım.


Yazmadı.


Kızımın odasına girdim.


Büyümüştü.


Masasının üzerinde

o eski resim duruyordu.


Ağaç.


Ev.


Üç insan.


Ben de vardım.


Yüzüm hâlâ yoktu.


Kâğıdı çevirdim.


Cümle sararmıştı:


“Babam gelince ülke düzelecek.”


Kızımın odasından çıktım.


Koridorda

bisiklet yoktu.


Nereye gittiğini

sormadım.


Pencerenin önünde durdum.


Yağmur yağıyordu.


Duvardaki afişimde

yüzüm hâlâ gülümsüyordu.


Yağmur önce

köşesini kaldırdı.


Sonra yapışkanı gevşedi.


Pazardan dönen bir kadın

ellerinde ağır poşetlerle

sokağın köşesinde durdu.


Afişe bakmadı.


Sarkan kenarı çekti.


Başının üstüne tuttu.


Yağmurdan korunmak için.


Bir süre öyle kaldı.


Sonra yağmur dindi.


Kadın afişi bıraktı.


Poşetlerini aldı.


Yürüyüp gitti.


Afiş duvardan

yarı kopmuş hâlde kaldı.


Rüzgâr yüzümü çevirdi.


Gözlerim sokağa baktı.


Kimse dönüp bakmadı.


Yağmur yeniden başladı.


Yüzüm ıslandı.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Kayıp Mazbata

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık