Gatronomik Hafızam
GATRONOMİK HAFIZAM
26 Eylül 2026
Bizim vardığımız saatte Değirmen Boğazı’nın müdavimleri henüz pek ortalıkta görünmüyordu. Masa seçimi de park edecek yer de tamamen bizim keyfimize kalmıştı. “Şans,” dedim içimden, “bugün bizden yana.”
Öyleyse önce güzel bir yer seçilecek, sonra da soframız kurulacaktı. Nasıl da özenle yerleştirdik her şeyi. Her birimizin evden getirdiği, hazırlarken aklından geçirdiği, “Bunu da koyalım, eksik kalmasın,” diye eklediği ne varsa sofrada yerini buldu.
Cemile’nin közlenmiş patlıcan ve kırmızı biberden yaptığı söğürme ise sofranın başköşesine kurulmayı hak ediyordu. Öyle güzel olmuştu ki parmaklarımı yeme ihtimalimi şimdilik es geçiyorum. Zaten insan bazı lezzetlerin karşısında görgü kurallarını biraz gevşetebiliyor.
Üstelik bu, son günlerde parmaklarımla yemek konusunda ilk vukuatım da değildi. Geçen günlerde ihmal edip yazamadığım güncelerim var. İstanbul’da Beykoz Balıkçısı’nda balık ve salatalara on parmakla giriştiğim o sofrayı nasıl unutabilirim? Bazı sofralar yalnızca karın doyurmuyor; insanın hafızasına da yerleşiyor. Sonra aradan günler geçiyor, bir köz patlıcan kokusu, bir salata, hatta parmakların ucunda kalan küçücük bir tat, insanı alıp yeniden o masaya götürüyor.
Belli ki benim gastronomik hafızam da günce tutuyor. Ben yazmayı ihmal etsem bile o, hiçbir şeyi unutmuyor.
Kadir abi, gömleğinin ön cebinden çıkardığı selpak mendili burnuna götürüp sık aralıklarla temizliyordu. Ne ben ne Engin, “Hayırdır?” diye sorduk. Belki de pikniğin ilk dakikalarında insanı sorguya çekmek yerine biraz beklemek gerektiğini düşünmüşüzdür.
Şimdi güncemi yazarken düşünüyorum da, Kadir abi bir ara bu satırları okursa, “Vay bizim Çiğdem’e bak, insanı ne ayrıntılarda yakalıyor!” diyecektir. Haksız da sayılmaz. Ak saçlarını parmaklarıyla düzeltirken, gömleğinin cebindeki mendili çıkarışına kadar gözümden kaçmıyor. Benim gözüm bazen insanın anlattığından önce ellerine, saçlarına, yüzündeki küçücük değişikliklere takılıyor. Sonra bütün bunlar gelip güncenin bir köşesine yerleşiyor.
Kadir abi, “Sana iki hikâye anlatacağım,” demişti bir süre önce. Tam onu hatırlayacaktır diye düşünürken, sanki benim içimdeki aceleciliği sezmiş gibi söze başladı.
“Bizim iş yerine İzmit’ten tayinle mimar bir bey geldi. Adı Himtaş’tı...”
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.