Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Bir Avuç Üzüm Ve Bir Şehir Meselesi

Bir Avuç Üzüm Ve Bir Şehir Meselesi

BİR AVUÇ ÜZÜM VE BİR ŞEHİR MESELESİ


27 Ağustos 2026


Hemen hemen bir haftadır ev temizliği yapıyorum. Bugün de kapıları siliyorum. Tam banyo kapısıyla başlamıştım ki, ikinci kez çalıştırdığım çamaşır makinesi homurdanarak dönüyordu. Engin banyoda sakal tıraşı oluyordu. Benim sırtım dönük, ellerim hızla hareket ederken, “Bu ay su ve elektrik faturası el yakacak, kim bilir ne kadar gelir,” dedi.


“Zaten bu kadar sık yapmıyorum bu işleri, sırf seni düşündüğümden,” dedim.


Ama konuşmaya devam etti.


“Ne olursun sus. Şaka yapmıştım, yine anlamadın. Yine günceme seni mi anlatayım? Sen evliliğin güzel yanlarını ancak böyle anlıyorsun.”


Bunu söylerken elimdeki bez kapının üzerinde dolaşmaya devam ediyordu. İnsan bazen karşısındakine kızarken bile yaptığı işe devam ediyor. Kapı siliniyor, sakal tıraşı olunuyor, çamaşır makinesi dönüyor; hayat da bütün bunların arasında, sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sürüp gidiyor. Evde temizlik ilerledikçe makineler de sanki sendikaya üye olmuş, vardiyalı çalışıyorlar.


Ben bütün enerjimi çeneleşmek için değil, temizliğe odaklanarak harcamak istiyorum. Bir haftadır evin tozunu, kirini, lekesini kovalıyorum. Tam birini yakaladım derken öteki köşeden başka bir leke çıkıyor. Ev dediğin şey de tuhaf; temizledikçe sana yeniden temizlenecek bir yer gösteriyor. Sanki hiç bitmeyen bir sınav ve soruları her sabah yeniden hazırlanıyor.


Zaten temizlik başlı başına bir kardiyo. Üstelik spor salonunda insanın karşısına faturayı çıkaran biri de yok.


İç sesim o sırada, “Kime çekmiş?” dedi.


“Tıpkı annesi,” dedim.


Sonra kıkır kıkır güldüm.


Engin banyoda tıraş olmaya devam etti. Ben kapıyı silmeye devam ettim. Çamaşır makinesi de homurdanarak dönüyordu.


Üçümüzün arasında konuşmaya en çok hakkı olan galiba çamaşır makinesiydi. Çünkü o da bu evin bütün yükünü çekiyor, üstelik faturaya hiç itiraz etmiyordu.


Birkaç kapıyı bitirip giyinme odasındaki kapıyı silmek için arkasındaki askılığı boşaltıyordum. Tam o sırada Engin arkamda belirdi.


“Aç ağzını,” dedi.


Bir baktım, bir avuç üzümü ağzıma veriyor.


Hiç trip atmadım. Ağzımdaki üzümleri çiğnerken iç sesim hemen konuştu:


“Kara kaşlın çeneni kapatmaya mı, yoksa barış imzalamaya mı çalışıyor?”


Yine kıkırdadım.


İnsan bazen evliliğin bütün diplomatik ilişkilerini bir avuç üzümle çözüveriyor. Biraz önce su ve elektrik faturasını konuşuyorduk, şimdi ağzım üzüm dolu. Demek ki mesele yalnızca evlilikte değil; belediyecilikte de benzer bir tarafı var. Sorun çıkmadan önce önlem almak, sorun çıktığında ise nasıl çözüleceğini bilmek gerekiyor.


Belki de bu yüzden, bugünlerde Himalayalar'ın eteklerinden gelen haberlere takıldı aklım.


26 Ağustos'ta Nepal ile Tibet sınırında meydana gelen korkunç afette, bir buzulun alt bölümünün çökmesiyle buz, kaya ve toprağın nehir yatağına sürüklendiği, bunun da büyük bir ani sele yol açtığı bildirildi. İlk saatlerde bunun bir depremle bağlantılı olabileceği düşünülmüş, daha sonra sismik hareketin bizzat buzul çöküşüyle ilişkili olduğu değerlendirilmiş. Sel, yolları, köprüleri, evleri ve enerji altyapısını vurmuş; Nepal'de çok sayıda insan hayatını kaybederken Tibet tarafında da ölümler ve kayıplar yaşanmış.


İnsan böyle bir haberi okuyunca önce, “Doğa bu, ne yapacaksın?” diye düşünüyor. Sonra biraz daha düşününce aslında yapılabilecek çok şey olduğunu fark ediyor. Afetleri her zaman önleyemezsin ama insanları afete karşı hazırlayabilirsin. Nerede yapılaşılacağını, nerede yapılaşılmayacağını belirleyebilirsin. Erken uyarı sistemleri kurabilir, yolları ve köprüleri buna göre planlayabilir, insanların tehlike anında nereye gideceğini önceden düşünebilirsin.


Belki de belediyecilik dediğimiz şey tam burada başlıyor.


Çöpü zamanında almak, parkı sulamak, kaldırım taşını değiştirmek elbette belediyecilik. Ama iyi belediyecilik, daha ortada felaket yokken felaketin nereden gelebileceğini düşünmek olmalı. Bir şehrin yalnızca bugününü değil, yarınını da yönetmek...


Bizde ise bazen belediyeciliği, kaldırımın üzerine konmuş bir saksının yerinden bile tartışabiliyoruz. Dünyanın başka bir yerinde insanlar buzulun çökmesiyle gelen suyun altında kalırken, biz hâlâ “Bu kaldırım taşı neden böyle?” kavgasının bir üst liginde oynuyoruz.


Oysa yerel yönetim anlayışının güçlü olduğu ülkelerde mesele yalnızca bugünün ihtiyacını karşılamak değil, yarının riskini de hesaba katmak. Elbette her gelişmiş ülkede aynı belediye sistemi yok. Kimi ülkelerde yerel yönetimlerin mali ve idari hareket alanı daha geniş, kimilerinde merkezi yönetim daha belirleyici. Fakat yerel karar alma, mali kapasite, planlama, afetlere hazırlık ve kamu hizmetlerinin yerel ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi güçlü yönetimlerin ortak meseleleri. OECD'nin verileri de Türkiye'de mali yerelleşme düzeyinin düşük olduğunu ve yerel yönetimlerin mali açıdan daha sınırlı bir hareket alanına sahip bulunduğunu gösteriyor.


Bütün bunları düşünürken elim yine kapının üzerindeydi.


Bir kapıyı daha temizledim.


Engin'in az önce verdiği üzümler hâlâ damağımdaydı.


İç sesim bu kez sustu.


Neyse ki.


Çünkü belediyecilikten sonra bir de Engin'in yönetim modeli üzerine düşünmeye başlarsam, bu günce bitmez.


H. Çiğdem Deniz



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Bir Avuç Üzüm Ve Bir Şehir Meselesi

Bir Avuç Üzüm Ve Bir Şehir Meselesi

çitlembik çitlembik