İki Tarafı da Yalnız
Kimseye bahsetmedim senden.
Ne beni önemsediğini hissettiğim
O eski yıllardan,
Ne de beni gerçekten sevdiğini
Kabullenmenin yıllar sonra
Başımıza bıraktığı o ağır sessizlikten.
Şimdi ne kalabiliyorsun
Çiçeklerin yedi renk açtığı toprağımda,
Ne de eksilip kuruduğunda
Çekip gidebiliyorsun.
Sana git desem
Kelimelerim geri dönüyor.
"Demek bazı insanlar
Gitmek için bile
İnsanın içinden izin alıyor."
Babamın çocukken eve getirdiği
Renk renk leblebilerin kokusunu buldum sende.
Çocukluğumu,
Simitçinin elinden kaçmış susamlar gibi
sokaklara saçtın.
Sen bilmeden önce oturup
Sonra yürümeyi öğrendiğin
O eşiğin ardından baktım sana.
Gitme demedim.
Çünkü bazı insanlar
Gitmesin diye değil,
Giderken içimizden ne götürdüklerini
Görmemek için susturulur.
Sonra seni sakladım içimde.
Bir şarkıyla yıllar öncesine dönmek gibisin.
İnsanın kendi geçmişine
İzinsiz girmesi gibi.
İçimde keskin baltalara
Susamış bir orman var.
Sen gecenin en kör noktasına
Parmağını sokuyorsun.
Sızlıyor uçlarım.
Sessizliğin, kulağımda
Eski bir kapının pasını çeviriyor.
Şimdi dizlerine uzanıp
Hiç konuşmamanı diliyorum.
Bir sigara çıkarıp yaksam
Belki dumanı
İçimdeki yangının adını unutturur.
"Senelerdir aramızda
Tükenmeyen bir yalnızlık var.
Boynumdan öpsen
Hayallerimde boğulacak kadar
çoğalırım."
Tuzlu suyuna hapsettiğin
bütün balıklar
İçimde yüzüyor hala.
Ben deniz değilim artık.
Boğulmanın
karaya vurmuş haliyim.
Senden sonra
Kimse elleşmedi içimdeki labirentlere.
Kapılarına kilit değil,
Kendimi astım.
Say ki önlerine set çektim.
Hesapsızca değil,
İstediğim ölçekte sevilmek istedim.
Gün kurusuna karıştırıp tükettiğim şuruplar,
Çatlayan beynimin göğünde
Çakan o küçük gürültüler...
Hiçbir ağrı kesici dindirmesin istedim.
İntihar kokan bir sabaha
uyandı gözlerim.
Bozkırın ayazında
Yolunu kaybetmiş bir çiğ damlasıyım.
Ne düşebiliyorum toprağa
Ne güneşe çıkabiliyorum.
Aklım, seni bulamayacağım
rotalar çiziyor.
Yıllar sonra seni kaybetmekten korktuğum için
Seni bulmak istemiyor gibiyim.
Öyle bir an geliyor ki; saatler susuyor.
Deniz kabarıyor.
Gök, kan ter içinde
Toprağın üzerine çatlıyor.
Ve sen kalıyorsun.
Yenilenmeye ihtiyaç duymadan
Fethetmiş olduğun
O kara parçasında.
İzlerin silinmiyor.
Ben toprağı değiştiriyorum,
Mevsimleri değiştiriyorum,
Hatta kendime başka bir isim bile veriyorum.
Ama sen
Her defasında
Aynı yerden çıkıyorsun karşıma.
Bir yaranın kendi adresini bilmesi gibi.
Ekim 2026 Eylül'e
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.